Novada
  • 11.02.2015
İbrahim Halil  Duyar

İbrahim Halil Duyar

Kuyruğu dik tutmak

Eğitimin önemi tartışılmayacak kadar büyüktür. Kaldı ki, bu dünyanın her yerinde de böyledir. Ancak bazen öyle şeylere tanık olunuyor ki, pes dedirtecek, yapılan pişkinlik karşısında şapka çıkartacak türden. Konu şikâyet etmek, birbirimizi eleştirmek olunca her birimiz Ordinaryüs Profesör mertebesinde sözler sarf ediyoruz. Ancak özeleştiri konusunda haddinden fazla cimriyiz. Ne dinimizi adam gibi biliyoruz ne de dilimizi. Gün içerisinde sarf ettiğimiz her on kelimeden birini yanlış telaffuz ediyor, harama helal, helale haram diyoruz bilmeden. Ancak içi boş, yozlaşmış bir bilgiyle donatıldığımızın farkına bile varmıyoruz. Ülke genelinde yapılan sınavlarda ilimiz Şanlıurfa’nın son sıralarda yer alması, gelecek kuşağında tehlike raporunu şimdiden veriyor aslında. Ancak ne var ki; bunu hiçbirimiz görmüyor, sezemiyoruz.

Öylesine ciddi hatalar yapıp öylesine büyük pot kırıyoruz ki yaşama karşı, fakat her haliyle kuyruğu dik tutmaktan, durumu idare edip hiçbir şey olmamış gibi yaşamaktan da vazgeçmiyoruz.

Kızmasınlar ama, Eğitim camiasındaki aktif kişilerin bile bilgilerini ele aldığınızda, parmaklarınıza bulaşan tozdan başka bir şey olmuyor. Hemen hepsi yıllardır rafa kaldırılmış tozlu bilgiler. Taşın üzerine taş koymak, her gün biraz daha kendini geliştirmek ve güncel veriye kendini entegre etmek hiçbirimizde yok gibi.

Günlük yerel gazete tirajları, aylık kitap satış rakamları ve eğitim odaklı televizyon reytingleri ne yazık ki bu bölgede oldukça düşük. Bilgi’nin bu denli kıymetli olduğu çağımızda, toplum olarak, ama daha çok bölge insanı olarak canavar görmüşçesine bundan kaçmamız gerçekten tuhaf.

Bunu anlamak için sosyal hayata karışmak, trafikte araç kullanmak, restaurant’ta yemek yemek, bir gişe de sıraya girmek vesayir sosyal işleri yapmak yeterli. Bilgi ve becerilerimizin ne denli vasat olduğunu buradan anlayabiliriz. Hata yapan çocuğuna “Aferin” demek, kimse görmeden yere tükürmek, her yalanın başında Allah’ı şahit göstermek gibi…

Biz neden böyleyiz? Mesele konuşmaya gelince atıp tutan biz, kendi hatalarımızı niçin görüp düzeltmiyoruz?

Daha da kötüsü, bu denli pörsümüş bilincin, okumuş kesimlere de sirayet etmesi gerçekten ürkütücü. Hastalarına “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diyen doktora ne demeli? Dayağın eğitimin bir parçası olduğunu savunan öğretmene ne demeli? Peki ya, işten çıkarmakla tehdit eden kurum yöneticilerine? Bu kadar ücret ödemezseniz akşam ki mevlidi yapmam diyen imam efendilere? Sinyal vermeden, trafik kurallarına uymayan trafik polislerine?

Eskiden okumuşa hürmet vardı, saygı vardı. Yaşı kaç olursa olsun, okumuş olana yer gösterilir, yanında yamacında oturulur ve bilgilerinden istifade edilirdi. Eğer bir işe kalkışılacaksa bir bilenin de fikri alınırdı. Dedim ya; şimdi herkes Ordinaryüs Profesör.

 

Dahası hiç bir şey olmamış gibi cahilce yaşamaya ve rezilliklerimizi kapatmaya devam ediyoruz ya, merak ediyorum daha ne kadar dik tutacağız kuyruklarımızı.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.