Metrolife
Celal Çİftçi Aslml
  • 29.03.2015
İbrahim Halil  Duyar

İbrahim Halil Duyar

Kendi ülkeme iltica ettim!

Türkiye Cumhuriyeti, Suriyeli Mülteciler konusunda bir çok şeye “boş vererek” yurttaşımızın çoğunu bıktırmış ve bezdirmiş durumdadır. Ortak paydalarımızla kucak açtığımız bu milletin, zaman içerisinde kültürümüzü ve özgürlüğümüzü ciddi erozyona uğrattığı da bir o kadar gerçektir. İlk zamanlar İslam dini ortak paydadır diyerek kucaklanan bu misafirlerin, İslam diniyle örtüşmeyen tutumları, halk olarak bizleri ortak payda konusunda bir kez daha düşünmeye mecbur kılmıştır. İslam dininin en temel kurallarından olan, “Kul hakkı, adalet, hoşgörü…” biz yurttaşların muzdarip olduğu en temel sorunlar haline gelmiştir.

Her ne hikmet ise; Misafire hoşgörü, adaletli davranma, haklarına girmeme gibi hususlar bizden istenmiş, misafirlere de uymaları gereken kurallar olduğu hatırlatılmamıştır. Bu nedenle “Halkının kendi ülkesinde mülteci olduğu toprakların adıdır Türkiye”  diyerek emin olun ki haksızlık yapmış olmayacağım. Zira kendi ülkemizde mülteci kadar hakkımızın kalmadığını, yine birazdan sıralayacağım hususlarda da fark etmiş olacağız.

Son yapılan değişiklikle birlikte “Adres Beyanı” zorunlu kılınmış olup, halkın hangi sokak, hangi cadde ve hangi hanede yaşadığı ve kimlerle yaşadığı kayıt altına alınmak istenmiştir. Bundan sebep halkı kontrol altında tutmak, herhangi bir adli işlemde yahut operasyonel girişimlerde olası suçluları ikamet adreslerinde kolayca bulabilmektir. Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan her kimse bu beyana uymak ve adres bildirimi yapmak zorundadır. Aksi haller için cezai müeyyideler öngörülmüştür. Fakat Suriyeli Mülteciler şehrin her köşesinde istedikleri gibi çoğul aileler halinde meskenlerde ikamet etmektedirler ve bu durum kayıt altına alınamamaktadır. AFAD bölge koordinatörlüğünün tutmuş olduğu kayıtlar tamamen karşılıksız kayıtlar haline gelmiş olup, misafirler kayıt dışı ikamet ve yer değişikliğine devam etmektedirler. Bu sebeple herhangi olası bir suçta kimi nerede bulacağını bilemeyen Devlet, Suçlu Mülteciyi yargı karşısına çıkaramayacaktır. Bu aciziyet Devlet politikasının bir ürünüdür ve kendi halkına karşı yapmış olduğu bir zulümdür. Eğer ilke; Kul hakkı ise, vahim olan bu duruma buradan da bakmak gerekir.

Geçen hafta özel bir söyleşide Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Güvenç’e bir soru yöneltmiştim. Mevzu; Suriyeli işletmecilerin gelişigüzel müessese açması ve ticaret yapması idi. Bu müesseseler kayıt altına alınabiliyor mu? Muhtelif vergiler bu işletmecilerden tahsil edilebiliyor mu? Şeklinde sormuş olduğum soruya Sayın Güvenç’in vermiş olduğu yanıt elbette ki “Hayır” idi. Şimdi adaletten bahsediyorsak eğer, kuruşu kuruşuna vergisini ödeyerek kazancını paylaşan bir Türk işletmecisine karşın, hiçbir devlet vergisi ödemeden kazancının tamamını cebine indiren bir Suriyeli işletmecinin olması, Adalet sözcüğünü karşılamamaktadır. Eğer Türk işletmeciden alınan bir vergi var ise, bu Suriyeli işletmecilerden de alınmalıdır. Kaldı ki; Adalet bunu gerektirir.

Kendi ülkemizin yollarında, aracın camları film kaplı, ruhsata işlenmemiş modifikasyon 

 

gibi basit nedenlerle Trafik cezaları yediğimiz bu günlerde, eğer bir Suriyeli kural ihlali yapıyorsa, bir vatandaşa çarpıp kaçıyorsa, kızlarımıza araç içinden laf atıyorsa ve bizde bu insanları tespit edemiyorsak bu yine Adalet sözcüğünü akıllara getirir. Bir tarafta film kaplı cam için ceza alan Türk, diğer tarafta kırmızı ışıkta geçtiği halde ceza almayan Suriyeli. Bunu kim cevaplayabilir? Adalet bunun neresinde? Bunun aşılmasının gerekliliği son derece önemlidir. Trafik Şube Müdürlüğü kentteki tüm Suriye plakalı araçları toplayarak mevcut yabancı plakalarını iptal ederek, bizim dilimizden, halkın ihbar edebileceği, mobeselerin okuyup tespit edebileceği şekilde geçici Türk plakaları vermesi gerekmektedir. Zira bu şekilde yaşanan muhtelif suçların hiç birinde ne halk ne de emniyet birimleri araçları tespit edememekte ve işlem yapamamaktadır.

Bunun gibi sayılabilecek onlarca konu var iken; Devletin Suriyeli Mültecilere kucak açma politikası, halkından hoşgörüyü ve misafirperverliği istemesi gerçekten gülünç ve bir o kadar da trajik bir durumdur.

Her geçen gün öz kimliğimizi, kültürümüzü, ayıplarımızı ve yasaklarımızı bu denli çiğneyen, deformasyona uğratan bir millete karşı, Türk halkı olabildiğince hoşgörü sahibi olmuştur.

Mademki söz milletin, o halde; Devlet daha fazla kültür erozyonuna izin vermemelidir.

Kendi kültürümüzle yaşayabilmek ümidiyle.

Esen kalın.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.