Metrolife
  • 24.05.2015
İbrahim Halil  Duyar

İbrahim Halil Duyar

Bugün bir şey yazamadım!

Efendim malumunuz, biz yazılarımızı baskıdan bir gün önce yazar, gazetemize teslim ederiz. Yazılar editöryel işlemlerden ve dizayn çalışmalarından sonra baskıya gönderilir ve ertesi gün elinizde olur. Öncelikle bunu bu şekilde belirtmiş olayım.

Gelelim mevzumuza:

 Cuma günü akşam oldukça sıcak bir günü geride bırakıp akşam saatlerinde evime geldim. Sıcak öylesine bunaltmıştı ki, önce elimi yüzümü yıkayıp serinlemek ve kendime gelmek istedim. Sonrasında ise çalışma odama geçerek pazartesi günü sizlerle paylaşacağım yazımı kaleme almayı planlamıştım. Ancak yazamadım. Çünkü sabah saatlerinde kesilen su, akşam olmasına rağmen henüz gelmemişti. Oturdum öylece ter kan içinde. E haliyle de yazamadım. Neyse ki akşam saat 18:00 sularıydı insafa geldi Yüce ŞUSKİ hazretleri ve bizi lütuflarıyla mutlu ettiler. Hemen kerbela misali koştum ve dayadım ağzımı musluğa. Kanarcasına içtim suyumu, yıkadım elimi yüzümü. Serinledim ve kendime geldim. Ofisime geçerek bilgisayarı açtım yazı yazmak için. Ama yazamadım. Çünkü bu defa da Elektrikler kesilmişti. Oturdum kör pişman ve bekledim yetkililerin keyfini. Ya medet! Ya medet!


Efendim yaklaşık 1 saat 20 dakikalık bir kesintiden sonra lütfettiler ve geldi elektirkler. Akşam saat 8 gibi tam oturmuştum ki bilgisayar başına, o zamanda Karaköprü’müzün kıymetli sivrileri rahat vermedi. Biri koldan biri bacaktan… Vallahi kaşınmaktan yazamadım. Aradım Karaköprü Belediyesi’nin Beyaz masayı durumu anlattım. İlaçlama ekibi o bölgede deyince fırladım hemen balkona. Görsem inanacağım. Fakat ne ben ne de eşim o ilaçlama arabasını göremedik. Ya biz ikimizde kör olmuştuk, ya da o ilaçlama arabaları görünmez idi. Baktım olacak gibi değil, bir havlu bende bir havlu hanımda, başladık evin içinde kovalamaca oynamaya. Sivriler kaçar biz kovalar. Yazamadık efendim! O gecede yazamadık. Kör pişman girdim yatağa, kalsın sabaha diyerek…

Cumartesi sabah hafta sonunun vermiş olduğu keyif ve moral ile uyandım güne. Kahvaltı sonrası yazmayı düşünmüştüm oysa. Fakat eşim o kara haberi oracıkta verdi bile.

“Sabah sekizden bu yana elektrik yok” dedi.

O, bunları söylediğinde öğlen 11 gibiydi. Aradım DEDAŞ’ı. Fakat yine aynı bahane. Çalışma var… 1, değil, 3 değil, 5 değil… tam 11 saat sonra geldi elektrik. Yani akşam 6:30’ da. Tam dedim ki şimdi yazayım; hanım seslendi mutfaktan;

“Dolaptakilerin hepsi bozulmuş, markete gitmeliyiz”

 Yine kalktım masadan ve düştüm market yollarına… Sonrası malum, akşam çöker çökmez sivriler mesaide… Hasılı kelam; DEDAŞ’ın anlamsız elektrik kesintileri benimde, buz dolabındakilerin de canına yetti. Ben alıyordum, onlar bozuluyordu. Önce poşet poşet yukarı taşıyor, ertesi gün de poşet poşet aşağı indirip çöpe atıyordum. Hal böyle olunca terliyorum, elimi yüzümü yıkayayım diyorum, o zaman da sular kesik. Ya hu! yoruluyor ve evimde şöyle bir dinleneyim diyorum, o zaman da Belediye’nin ilaçlama araçları ortada yok, sivri sinekler rahat vermiyor.

 Şimdi siz söyleyin ben nasıl yazayım?

Kısacası ben bu hafta sonu evimde, suyla elektriği bir arada bulamadım. Tam buldum dediysem de, o zamanlarda da sivrileri kovaladım. Önce bozulanları çöpe attım, sonra yenisi aldım falan.

Kısacası ben bu gün devleti milleti değil, hafta sonu resmi kurumların sayesinde evimde yaşadığım ızdırabı yazdım.

 Bilmem anlatabildim mi? 





MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.