Metrolife
Celal Çİftçi Aslml
  • 07.01.2015
İbrahim Halil  Duyar

İbrahim Halil Duyar

Avrupa’da “Schengen” Bizde “Sen gel” Vizesi

Evvela istirhamım odur ki; Yazıyı uzun vadeli bir bakış açısıyla ön yargılarımızı bir kenara koyarak okuyalım. Mevzuumuz, Türkiye’de ki Suriyeli mültecilerin yaşamımıza koydukları ipotek. Hümanistliği bir yana bırakalım. Zira, insan nefisten oluşmuştur ve önce nefs der! Makul ölçülerde masum bir istek bu. Kürdüyle, Türküyle, Arabıyla hepimiz bu toprakların tohumlarıyız. Bunun aksini düşünmek ahmaklıktır. Hepimizin ecdadından kan içmiştir bu topraklar şüphesiz. Biz topluca Türkiye halkıyız. Ancak sorun şu ki; Korkularım var! Yazının başlığında da değindiğim gibi Avrupa’da Schengen vizesi denen bir protokol var. Adını Lüksemburg’un güneyinde bulunan küçük bir şehirden alıyor. Önceleri 3 Avrupa ülkesi kendi aralarında, ülkeden ülkeye seyahati kolaylaştırmak için bu protokolü imzalamışlar ve adına Schengen vizesi demişler. Amaç; Avrupalının seyahat engelini ve zorluklarını en asgariye indirmek. Şimdilerde bu uygulamaya geçen 27 Avrupa ülkesi bulunmakta. Hepsinin ortak gayesi, zorluksuz bir seyahat. Elbette ki bu vizeyi almak diğerlerine nazaran çok kolay. Ancak, her gelene de vermiyorlar. Türkiye bunun bir benzerini, hatta daha iyisini Suriye halkı için yaptı. Adını da ben koydum, “Sen gel” vizesi. Evet, gel… Kim olursan ol kapılarımız sonuna kadar açık gel. Öfkem klavyenin tuşlarına nasıl da yansıyor! Ya hu! Babalarımız, dedelerimiz Hacca giderken görmedik mi? Görmediniz mi? Allah’ın evine en masum duygularla maneviyat yüklü bir şekilde ziyarete giden babalarımıza, dedelerimize bile sağlık kontrolü uyguladılar, aşıladılar! Tıbbi açıdan problemi olanların geçişine izin verilmedi. Zira basılan topraklarda da gerek görülen durumlarda bir takım sağlık taramaları yapıldı. Orada da tıbbi açıdan risk barındıran kişilerin dini / manevi ziyaretlerine müsaade edilmedi. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin uyguladığı “Sen gel” vizesinde buna bile gerek görülmedi. Kimse kalkıp çadır kentlerde yapılan sağlık taramalarından dem vurmasın bana! Hepsinin takipçisiyim. Bu taramalar, adamlar bağ’a girip üzüm yemeye başladıktan sonra yapılmaya başladı. Kaldı ki yapılan bu taramalarda hayati düzeyde hastalıkların tespit edilebileceği yönde değildi. Verem diye bilinen bir Tbc hastalığını, Aids diye bilinen bir HIV virüsünü sırt dinleyip, ağız açtırmakla kimse anlayamaz. Bunların tespiti için bir klinik tablo gerekir, kan tetkiki, tükürük numunesi gerekir. Gerekir de gerekir… Peki Aids’i yeterince biliyor muyuz? Aids hastalığı kan yoluyla insan vücuduna yerleşip, bazen aylarca, bazen de 10 yılı aşkın bir süreye rağmen her hangi bir belirti göstermeden vücutta çoğalan bir hastalıktır. Allah muhafaza, Bugün malum virüsü kapacak olsanız 10 yıl boyunca hiçbir şeyden habersiz yaşayabilirsiniz. 10 yıl sonra BUM! Zira 10 yıl boyunca vücudunuzda gizlenerek çoğalan bir virüs o kadar güçlenmiş olacak ki, o günden sonra alınan hiç bir ilaç sizi ondan kurtarmaya güç yettiremeyecek. Estağfurullah! dediğinizi duyar gibiyim. Sakin olun beyler! Aids virüsünü kapmak için illa ki nikah dışı birliktelik yaşamanız gerekmiyor. Kuaföre gitmiyor musunuz? Orada kullanılan jilet, makas, tarak v.b. unsurlar bu virüs için birer kaynaktır. Hastaneler de kan alıyoruz, kan veriyoruz, toplu taşıma araçlarını kullanıyoruz. Diş etinden gelen kandan bile geçiyor. Daha ne istiyorsun? Suriyeli komşuna bir tabak yemekte vermiyor musun? Niyetimiz kimseyi kırmak değil. Kimseyi de burada ahlaki bir sorumsuzluk yaparak rencide etmek niyetinde değiliz. Tabiî ki herkes aynı değildir. Ancak istisnai halleri tespit edebilmek için tümünü elekten geçirmek gerek diye düşünüyorum. Etnik kimlik bir yana dursun, hepimiz insanız, Yaradanımız bir. Sanırım polemik yollarını kapatan bu cümlemden sonra yazıma gönül rahatlığıyla devam edebilirim. Suriyeli dostlar beklediğimizden hızlı çıktı. Ticarete atıldılar, mekânlar açtılar gece alemleri v.s. Ehh neredeyse bizden biri gibiler artık. İç içe yaşıyoruz çünkü. Mademki misafirler ve evimize buyur ettik, o halde hanenin kurallarına uydurmak gerek. Kimse boşuna celallenmesin! Derhal bu günü yarın etmeden; Başta Şanlıurfa’da olmak üzere yurdun tüm köşesindeki Suriyelilere ulaşılmalı! Sağlam bir veri tabanı oluşturularak kimlik bilgileri yeniden derlenmeli. Tümü tam kapsamlı sağlık taramasından geçirilmeli! Parmak izi, adli kayıt bilgileri vesayir tüm bilgileri olabildiğince elde edilmeli. Kimin, hangi mahalle hangi sokakta yaşadığı not edilmeli ve ara ara mekanları asayiş gerekçesiyle kontrol edilmeli. Sağlık problemi olanlar, durumun sakınca oranına göre ilgili kuruluşlarda ciddi tedavi edilmeli! Merhamet ederken acınacak hallere düşmek istemiyorsak duygusallığı bir kenara koyup bunları yapmalıyız. Eğer kazara bir HIV virüsü kaparsanız sizden eşinize, çocuklarınıza, çocuklarınızdan onların çocuklarına… Taht misali babadan oğula geçer de gider. Sanırım misafirlerimizin rahatı, çocuklarımızın akıbetinden daha elzem değildir. Bu şartlar altında kimin ne olduğunu bilmeden sosyal bir birlikteliği sürdürmek başta biz olmak üzere tüm aile fertlerimizin gelecek 10 yılını ipotek etmek demektir. 10 yılın sonunda gelecek olan haciz memurları ev eşyalarını değil, canımızı alıp gidecek. Önce kendi nefsimizi ve sağlığımızı düşünmek zorundayız. Şimdi bir kahve molası verip söylediklerimi bir kez daha düşünün. Duygusallığı bir kenara bırakabildiğiniz zaman beni anlayacaksınızdır.

 

Sabır gösterip okuduğunuz için sizlere müteşekkirim. Sevgi ve Selam ile…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.