Metrolife
Celal Çİftçi Aslml
  • 29.04.2017
İbrahim Halil Aslan

İbrahim Halil Aslan

Ak Parti'ye bir özeleştiri

Merhaba değerli dostlar!

Uzun bir aradan sonra Şanlıurfa olay gazetemizde sizlerle birlikte olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bundan böyle güncel, toplumsal olayları, siyasal, sosyal ve kültürel hadiseleri kendi penceremizden aklımızın erdiğince sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Değerli kardeşlerim!

Bu ilk yazımda uzun zamandır gözlemlediğim ancak “şartlar uygun değildir.” diye hep ertelediğim bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu ülkede 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 şubat gibi milletin iradesini zaafa uğratan süreçlerle toplumsal düşünmeyen, akıl etmeyen, sorgulamayan, sadece tabi olunan uysal bir şekilde itaat eden bir tabaka olarak idare edilmek isteniyordu. Özgürce düşünemeyen düşündüğünü özgürce ifade edemeyen insanlardan oluşan bir toplumda, ne fikri planında ne de ekonomik alanda bir üretimden zenginlikten kalkınmadan söz etmek mümkün değildir. Bu kısır ve hiçbir üretimsel faaliyeti olmayan siyasal ve sosyal sistem mutlak değişime geçiş yapmalı bu konuda daha istikrarlı ve güven toplumuna dönük bir sürece geçişi sağlanmalıydı.

Uzun yıllar fikri planda mücadelesini verdiğimiz siyasal duruşumuz ve tavrımızda bugün maalesef bir hedef sapması ve bir akıl tutulması yaşanmaktadır. Bizlerin zihinsel dünyasındaki algısal beklentilerimiz maalesef her geçen gün kan kaybetmektedir. Devletin hantal yapısına karşı başlattığımız dinamik ve işlevsel düşüncelerimiz, iktidara geldikten sonra Bürokratik Elit egemenliğinin esaretinde boğulup gitmiştir.

Bizlerin, toplumun önüne konan bürokratik ve siyasal zorlamaların ve dayatmaları yapan üst aklın yaptıklarını sorgulamak yerine, bu sorgulamaya cüret gösterenleri linç etme girişimleri bizim mahallenin çocukları için tam bir hezeyandır. Bu ülkede yıllarca ezik protokol merasimine karşı gösterdiğimiz tepkiler zamanla yerini daha da katılaştırılarak, resmi davet ve törenler milletin başında adeta bela olmuştur. Hatta siyasi programlarımız ve mitinglerimiz bu konuda tam bir burjuvazi ve aristokrasi kokan show'a dönüştürülmüştür.

Hikmetinden sual olunmayan buyurgan devlet, her geçen gün halktan kopmuş, lümpenleşen bürokratlarımız, tepeden tırnağa çürümüş bir yapıya dönüşmüştür. Bu toplumsal kopuş bizlerin iktidar tasavvurlarını alt üst etmiştir. Bir dönemin köhnemiş siyasal yapısına karşı verdiğimiz uğraşlar ve mücadeleler, bugün aynı yanlışlar ve çıkmazlarla bizleri karşı karşıya bırakmıştır. Daha düne kadar elit, lümpen, aristokrat değimiz seçkici yapıya karşı, ezilmişlik refleksiyle olsa gerek aynı yanılgılara düşmekteyiz.

Devlet yapısı ile toplumsal yapı arasında ciddi uçurumlar oluşmasında kimlerin parmağı vardır. Mevcut siyasal iktidarın söylem ve eylemlerini kimler sabote etmektedir. Devletin yetki genişliğini elinde bulunduran “Erk”in toplum mühendisliği daha ne kadar akamete uğrayacaktır. Türkiye'de halka tepeden bakan “halka rağmen halk için” algısını kim var etmek istemektedir? İnsanlarımız bir vatandaş olarak devletin asli unsuru olduklarını ve devletin kendilerine servis veren bir aygıt olduğunu her seferinde hatırlatmak zorunda kalmışlardır.

Artık kendimizi sorgulamanın zamanı geldi.

Eğer Türkiye'yi yöneten bizim mahallenin çocukları, gerçekten özgürlükçü ve adaletli bir ortamı sağlayamazsa, Türkiye şu haliyle büyük sosyal patlamalara gebedir.

Bugün 16 Nisan referandum sonrası cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan toplumu doğru okumadan, toplumun beklentileri istikametinde düşünmeden, Devleti yeniden yapılandırmazsa, devlet ile milletin arasındaki kopuşlar ve gerginlikler giderek derinleşir, toplumsal ve siyasal bir savrulma kaçınılmaz olur. Böyle bir savrulma tabiî ki hiç kimseye fayda sağlamadığı gibi aksine bu gemide bulunan herkese büyük zararı dokunur ve ülke kaybeder.

Eğer bu ülkede bir şeylerin değişmesi gerektiğine inanıyorsak, önce kendi siyasal ve ahlaki duruşumuzu sorgulamalı, toplumsal beklentilere karşı ne kadar fedakârlık yaptığımızı ortaya koymalıyız. Kendimize gelmediğimiz sürece, küresel gücün ve küresel hegemonya karşısında duramayız.

Velhasıl 15 Temmuz bu ülkede darbelerin ve vesayetin son çırpınışı olarak okursak, 16 Nisan'ı da bu ülkenin bağımsızlık mücadelesinin son direnişi olarak görmek gerekmektedir. Binaenaleyh artık şapkamızı önümüze koyup siyasal savrulmalarımızı iyice analiz ederek yeni bir siyasi yol haritamızı çizmenin zamanı geldiği kanaatindeyim.

Selam dua ile…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Sizce en başarılı belediye başkanı kim?