Metrolife
Celal Çİftçi Aslml
  • 30.07.2015
Halit AÇAR

Halit AÇAR

Belirsizlik istikrarın düşmanıdır

Bu ülkede, yakın tarihte yaşanan karanlık bir 28 Şubat süreci vardı; “İrtica” konulu korku senaryolarıyla ilgili her gün ekranlarda haberler yapılır, gazetelere manşetler atılıyordu. Toplumun tüm kesimlerinde endişe, korku vardı.

 Kadınların kamusal alanda başörtüsü ile bulunmasına izin verilmiyor,

Ailelerin, çocuklarını Kur’an kursuna göndermesine, dinini öğrenmesine yasak getirilmiş,

İnancı ve yaşam tarzı nedeni ile insanlar fişleniyor, akademisyenler, subaylar,  yöneticiler, memurlar görevlerinden uzaklaştırılıyordu.

 Yükseköğrenim görmek isteyen gençlerin üniversiteye girişi katsayı uygulaması ile engelleniyordu.

Her gün bir siyasi ve ekonomik kriz yaşanıyordu.

 Kamuya ait bankaların içi boşaltılıyor, halk katılımıyla ve milli sermayelerle kurulmuş işletmeler batırılıyor, ülke ekonomik olarak çöküşe doğru sürükleniyordu.

 Başbakanın YAŞ üyelerine verdiği yemekte bir Oramiral garsona 'bana rakı getirin evladım' sözleri ve görüntüsü gazete manşetlerine ve televizyon ekranlarına taşınıyordu.

 Demokrasi, insan hakları ve özgürlüğe aykırı uygulamalar öyle bir hal almıştı ki, bir şiir okuması sebebiyle ülkenin metropol şehri İstanbul Belediye Başkanı mahkemelerde yargılandı, belediye başkanlığı düşürüldü, hapishaneye konuldu.

 İnancına ve onlarca asırlık kültürüne karşı yapılan mücadele ve oluşturulan baskı ile toplum tahkir edildi.

 Tüm bunlar karşısında kendini değersiz gören, yarına dair ümitlerini kaybeden, karamsarlığa düşen toplum, çıkış için bir ışık arıyordu.

 Ta ki, kendisi ile beraber mağdur duruma düşürülen siyasetçilerin başlattığı “Yenilikçi Hareket’in” Adalet ve Kalkınma Partisi olarak ortaya çıktığı güne kadar.

 Arzulanan, beklenen ışık görünmüştü;  ülkenin üzerine kâbus gibi çekilmiş kara perdeyi kaldırıp atacak, yeniden kendi inanç ve kültürüne göre yaşamasını sağlayacak, karamsarlığına son verip yarına dair ümitlerini yeşertecek bir siyasal parti.

 Halkın kendisi…

İlk seçimde güçlü bir şekilde tek başına iktidar oldu.

 

Ülkede, batının nitelendirdiği hasta adam olmaktan kurtulmaya yönelik hamleler başlatılıyordu.

 O Cihan devleti Osmanlı’nın yıkımından beri, emperyalist batının dünya üzerindeki mazlumlara yönelik zulümleri karşısında yürekler yeisten kurtulmak için çarpmaya başlamıştı.

 Devlet ile millet kaynaşıyordu.

 Devletiyle, milletiyle Türkiye yıllar süren uğraşlarla toparlandı ve istikrar sağlanabildi.

Ne var ki, 2015 Milletvekili Genel Seçimleri, tek başına iktidara izin vermeyen bir sonuçla istikrarın sürmesini durdurdu.

 Seçimin sonucuyla beraber ortaya çıkan belirsizlik, halkı ve halkın kendisinden gördüğü; on iki yıldır ülkeyi tek başına yöneten Adalet ve Kalkınma Partisini tedirgin edip, düşünmeye yöneltti.

 

Şimdi ne olacak,

Tüm kazanımlar boşa mı gidecek,

Bu iktidardan önceki kara günler tekrar geri mi gelecek?

 

O karanlık dönemlerdeki benzer durumlar ile aktörler tekrar görünmeye başladılar.

Ülkeyi güçsüz ve kaotik zamanlarına döndürmek için çabalar içine girdiklerini görüyoruz.

Meclise girebilen siyasi partiler arasında uzlaşı sağlanıp, koalisyon hükümeti kurulabilecek mi?

 

Kurulacak hükümet istikrarı sürdürebilecek mi?

 Zihinleri uğraştıran soruların yanında bir erken seçim ihtimali de söz konusu…

 Ülkenin yönetim biçimini parlamenter demokrasiden başkanlık sistemine dönüştürme düşüncesinde olan ve bunu gerçekleştirebileceğine çok inanarak daha anayasal değişiklik yapılmadan kısmen uygulamaya da geçiren Cumhurbaşkanı ve hükümetin, yeni mecliste bunu gerçekleştirebilecek çoğunluğa ulaşamamış olması ile kırk yıla yakın bir süredir devam edegelen terör sorununu sonlandırmak için inisiyatif ve risk alan hükümetin, adına çözüm dediği ve yürüttüğü sürece rağmen bugünlerde yeniden tırmandırılan terör eylemleri durumu daha karmaşık hale getirdi.

 

Bu karmaşık durum, ülkenin güç kaybetmesine neden olmakta ve etrafındaki ateş çemberinin içine düşebilme riskini doğurmaktadır.

 

O nedenle ülkenin güçlü ve istikrarlı bir yönetime bir an önce kavuşması hayati derecede önem kazanmaktadır.

 

Bu iki yolla mümkündür: Birincisi, meclisteki partiler arasında samimiyet ve istek içerisinde olacak partiler tarafından bir koalisyon hükümeti kurulması ikincisi ise, birincisi gerçekleşmeyecekse erken seçime gidilmesidir.

 Yapılacak yeni bir seçimde tek başına iktidara gelme olasılığı yüksek olan ve on üç yıldır iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi, bugüne kadar girmiş olduğu seçim sonuçlarına oranla oy kaybetmesinin gerekçelerini çok ciddi bir şekilde tespit etmek durumundadır.

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.