Metrolife
Novada

Modernleşmek tutkusu toplumumuzu köklerinden koparıyor.

Öyle bir kopuş ki, toplumsal hafızayı silerek geriye dönüş imkanını yok ediyor; daha düne kadar evlerimizde kadınlarımızın maharetli elleriyle ortaya çıkan bir çok ürün unutulur oldu.

Son yirmi yıl ile önceki zamanların karşılaştırmasını yapmalı; yaşam biçimimizde ne çok değişiklik olmuş; yaşam mekanları, beslenme alışkanlıkları, tüketim alışkanlıkları, aile içi ilişkiler, sosyal ilişkiler... Tamamen farklılaşmadı mı?

Kadınlarımızın evde, köyde hamur yoğurarak tandırda, sac ocakta yaptığı ekmek yerini tamamen francalaya bıraktı.

Hemen her köyde/evde beslenen küçükbaş, büyükbaş hayvandan süt sağılır, peynir, yoğurt yapılırdı; hem de lezzetli, doğal ve sağlıklı olandan. Bugünse fabrikalarda kimyasal işlem görmüş süt ve süt ürünlerine mahkum olduk.

Bir kaç yıl sonra ev/köy ekmeği yapmasını, süt sağmasını, yoğurt, peynir yapmasını bilen kalmayacak.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi marketlerde satılan kimyasal işlem görmüş, biyolojik gereksinimleri karşılamayan ve ağız tadını bozan paketlenmiş şeyleri alıp tüketmek durumunda kalacağız.

Yöremize ve kültürümüze ait olanları unutacak, emperyalizmin ürettiğine bağımlı hale gelmiş olacağız.

Medeniyet ve kültür mirasının aslını bilmez mirasçıları olarak modernleşmek tutkusuyla taklit ettiğimiz Batı'nın, olumlu taraflarından ziyade, olumsuz ve kültürümüze tamamen aykırı yaşam tarzına büründük.

Giyimimiz, saç kesimimiz, sakal biçimimiz...

Yemeklerimiz, sofralarımız, sofra adabımız...

Tuvalet adabımız...

Aile yapımız...

Neredeyse tamamen değişmiş, tam Batılı olmuşuz.

İnancımız...

Dinimiz hassasiyet isterken, biz hassasiyetlerden uzaklaşıp, ılımlı Müslüman olmuşuz.

Dinimiz temizliği imandan sayarken, biz helalarımızı mikrop ve hastalık yuvası klozetlere dönüştürüyoruz.

Çoğumuzun başına daha gelmedi belki, ama kısa bir zaman sonra büyüklerimizi, yaşlılarımızı aynen Batıdaki gibi huzur evlerine bırakmak durumunda kalacağız. Sonraki zamanlarda çocuklarımız da bize aynı muameleyi yapacaklar.

Aslında sayılacak daha çok şey var, ama vahameti anlamak için bu kadarı kafidir.

Bu gidişattan memnun muyuz?

Özümüze; iyi ahlakın, merhametin, sevginin, mertliğin, dayanışmanın, paylaşmanın, dürüstlüğün, iffetin, izzetin, misafirperverliğin, kardeşliğin membasına, medeniyetimize geri dönsek...

Sevgi dolu sağlam aile yapısı daha güzel değil mi?

Sıcak ve samimi akrabalık bağları güzel değil mi?

Sıcak ve samimi ilişkilerin olduğu, emin olduğumuz komşuluk daha güzel değil mi?

Yaşlısına, büyüğüne hürmet daha güzel değil mi?

Öyle sanıyorum ki, tüm bu güzelliklere tüm toplum özlem duymaktadır. Ne var ki bir kaptırmışlık söz konusu; modernleşme tutkusu...Bundan kurtulmalıyız.

Bilinmelidir ki, bir şey kazanmak, bir şey kaybetmektir. Kazanılan şey, kaybedilenden daha değerli olmalıdır.

Toplum olarak kaybettiğimiz medeniyetimiz, insanlığımızdır... Ahiretimizdir...

Buna karşılık kazandığımız ne var?

Bir düşünelim...


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.