Novada

Başkanlık sistemine geçiş Türkiye için bir zorunluluk haline geldi.

Zira 12. cumhurbaşkanını belirlemek için 10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan ve ülke tarihinde cumhurbaşkanının doğrudan halkoyuyla seçildiği ilk seçim neticesinde Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesi ile Türkiye yeni bir döneme girdi.

Ülkemizde zaman zaman yaşanan siyasal istikrarsızlık çok defa başkanlık sistemi tartışmalarını gündeme getirmişti. Ancak, bu defa dördüncü dönem tek başına iktidar olarak ülkeyi yöneten partinin kurucu lideri iken, halkoyuyla ilk turda seçilen bir cumhurbaşkanı var. Bu cumhurbaşkanı, başbakanlığı süresince heyecanla ve şevkle ülkede büyük değişimler sağlamanın ardından cumhurbaşkanlığına aday olurken, başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğine defalarca vurgu yapmıştı.

Cumhurbaşkanı seçildikten sonra da gerek sözleri ve gerekse yürütmedeki etkisi ile parlamenter sistemi rafa kaldırdığını ikrar ederek fiili bir durum oluşturdu. Kendisinin kurucusu olarak özdeşleştiği iktidar partisi de bu durumu destekleyen bir politika izlemekte.

Başkanlık sistemine karşı duruş sergileyen ve Cumhurbaşkanının oluşturduğu fiili durumu eleştiren muhalefet partileri ise bu durumun sonlandırılmasına yönelik politikaları ile 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 tarihlerinde yapılan milletvekili genel seçimlerinde etkili olamadılar.

Son iki genel seçimde iktidar partisinin kazanması ya da kaybetmesinin, cumhurbaşkanının kazanması ya da kaybetmesi sonucunu doğuracağı algısı hâkim olmuştur. İktidar partisinin tekrar farklı ve güçlü bir şekilde seçimi kazanması, cumhurbaşkanının elini güçlendirmiş oldu.

Bununla beraber toplumda ve iktidar partisinin tabanında önemli bir karşılığı bulunan cumhurbaşkanının etkililiği ve doğal olarak iktidar partisinin yönetimi ve politikaları üzerindeki etkisi ile yönetimde iki başlılık algısına yol açmaktadır. Bu durum, iktidar partisinin yönetimi ve kurucu lideri olan cumhurbaşkanı arasında fitne zemini de oluşturmaktadır.

Bu bağlamda değerlendirmek gerekirse, ülkede artık bir sistem değişikliği kaçınılmaz olmaktadır.

Elbette değişim her zaman tedirgin edici ve zor olmuştur. O nedenle ülke nüfusunun tamamının gözünü açtığı andan itibaren gördüğü siyasal sistemin, hakkında pek malumatı bulunmayan yeni bir sistemle değiştirilmesi düşüncesi karşısında haklı olarak endişe duymaktadır.

Bu endişelerin başında da başkanlık sistemine karşı çıkanların ileri sürdükleri gibi, demokrasi geleneğimizin başkanlık sistemini kaldıracak nitelikte olmadığı ve demokratik gelişmesini henüz tamamlamamış ülkemizde yürütme ile yasamanın birbirine karışmasına ve böylece yürütmenin fiilen üstünlüğüne sebep olacağı bir dikta rejimine yol açabileceği ihtimalidir.

Bu düşünceden hareketle, başkanlık sistemine geçişte mevcut sistemimizde olduğu gibi böyle bir ihtimali kabul etmek gerekir.

Pek tabi başkanlık ve yarı başkanlık sistemleri de parlamentarizm gibi demokratik sistemlerdir. Asıl olan, kuvvetler ayrılığı prensibinin sağlıklı işlemesidir ki, demokratik olmayan uygulamalara geçiş ihtimalinin önüne geçilebilsin.

Başkanlık ya da yarı başkanlık sistemlerinin uygulanmakta olduğu ülkelerden örnekler verip konuyu kelime kalabalığına boğmak istemiyorum. Kaldı ki, her toplumun farklı özellikleri ve deneyimleri bulunmaktadır.

Ülke olarak yapılması gereken, en iyi siyasal/sosyal sistemin tesis edilmesidir. Bu,  başkanlık ya da yarı başkanlık olabilir. Hangisi olursa olsun, en evvela tam bağımsız, güçlü bir yargı sistemi oluşturmak olmalıdır.

 

Aksi halde devletin hukuk sistemi, adaleti sağlamaktan uzak olursa yönetim şeklinin ne olduğunun bir önemi de olmaz.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.