SINAV OKULLARI
  • 17.01.2018
Halil Metin

Halil Metin

REKTÖRLERİN ÖYP VİCDANSIZLIĞI!

 

Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK), üniversitelerin ihtiyaç duyduğu nitelikli öğretim üyesi ihtiyacını karşılamak üzere 2010 yılında Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP)’yi hayata geçirmiş, bu sistemi de 6 yıl boyunca sorunsuz işletmişti. Öğrenciler, girdikleri sınavlardan başarı ile çıkmış, alınların teriyle kadrolarını kazanmış birer Araştırma Görevlisi olmuştu.  Buraya kadar her şey tıkır tıkır işlemiş, gayet güzel…

Gelgelelim OHAL döneminde olduğumuz için 01.09.2016’da çıkarılan 674 sayılı KHK ile toptancı bir yaklaşım sergilenerek tüm ÖYP’lilerin (13 bin 700 akademisyen) kazanılmış hakları olan daimi kadroları, geçici kadroya dönüştürüldü.  Bununla da yetinilmeyerek doktorasını bitirenlerin de işlerine son verilmeye başlandı. Elimde kesin bir rakam olmadığı için kaç akademisyenin işsiz kaldığını bilemiyorum.

“Yanlış hesap Bağdat’tan döner’ diyerek ve kamuoyundan gelen baskıların neticesinde YÖK, mağduriyetlerin hızlıca giderilmesi için akademisyenlerin “daimi kadrolarını iade yetkisini” üniversitelere verdi. Lakin; burada da bir uygulama birliği, bir yönerge olmadığı için her üniversite rektörü kendine göre bir uygulama yapmaya başladı. Bazısı kadroları iade etti. Bazısı kesinlikle iade etmeyip, doktoraları biteni anında kapının önüne koydu, dilekçelerine cevap bile vermedi. Bazı üniversiteler kendilerince bir takım kriterler getirmiş, buna göre istediklerini aldılar, istemediklerini almadılar. Yani; kısacası tam bir keyfilik ve eşitsizlik/hakkaniyetsizlik sergilendi. Yarı yolda kuralların değiştirilmesi ile binlerce akademisyen ortada bırakılmıştır.

Bir yandan yetişmiş doktoralı genç akademisyenlerin işlerine son verilirken, diğer yandan YÖK, üniversitelerin hoca ihtiyacını karşılamak maksadıyla profesörlerin yaş sınırını 67’den 75’e yükseltti. Kocaman kocaman kurumların aldıkları bu kararlar bu kadar tutarsız olmamalı. YÖK son olarak 15.11.2017 tarihinde bir genelge yayınladı. Buna göre 1 Ocak 2018 tarihinden sonra ÖYP’lilerin üniversitelere dönmelerinin önünü de tamamen kapattı. YÖK’ün ve üniversitelerin öncelikle bu ÖYP’lileri yok etme takıntısından ivedi olarak kendilerini kurtarması gerekiyor. Kazanılmış hakları sorgusuz sualsiz almaya,  masum Anadolu gençlerini işsizliğe ve belirsizliğe terk etmeye kimsenin hakkı yoktur.

Söz konusu araştırma görevlileri ortalama 35 yaşlarındadır. Bu gençler, devlete ve devletin verdiği güvenceye inanarak, güvenerek, kendilerine sunulan fırsatla hayatlarına belirli bir yön vermişlerdir. Dolayısıyla da bunların büyük kısmı evli ve çocuk sahibidir. Çoğu, atandıkları yerlerde eşya, ev, araba borcuna girmiştir. Fakat birden devlet, “daimi kadro” kararından vazgeçivermiştir. Ve şimdi, ne olacağını kimse bilememektedir. Doğal olarak hem kendileri, hem eşleri, çocukları, ana babaları ve yakınları çok büyük sıkıntı içerisindedirler. 35 yaşına gelmiş, doktora yapmış, bugüne kadar alın teri ile ekmeğini kazanmış insanların birden bire haksız, hukuksuz ve keyfi bir şekilde işsiz bırakılıp ana baba eline bakmaya mecbur bırakılmasının, çoğu emekli olan babalardan alınacak 3 kuruş harçlığa mahkum edilmesinin ne demek olduğunu bir düşünün ey yetkililer!..

Gerçekten çok büyük bir haksızlık, hukuksuzluk yaşanıyor. ÖYP sürecinde bütün bu işler olurken hukuk tamamen ayaklar altına alınmış durumda. Anayasanın 2. Maddesindeki hukuk devleti ilkesinin en önemli gereklerinden birisi hiç şüphesiz “kazanılmış hakların korunması” prensibidir. Bu aynı zamanda evrensel hukukun da temel ilkelerinden biridir. Ayrıca yine hukukun önemli gereklerinden biri de “yasaların ve idari uygulamaların geriye yürümezliği” ilkesidir. ÖYP sorununda ne hukuk kalmış ne hakkaniyet. Kör vicdana bırakılan kararların sonucu kaos getirir.

ÖYP konusunda 674 Sayılı KHK’nın yayınlanmasıyla başlayan ve gelişen süreçte Anayasa ve hukuk ayaklar altına alınmıştır. Ne acıdır ki bütün bu işlerin yürütüldüğü üniversitelerin bünyelerinde neredeyse 100’e yakın hukuk fakültesi ve çoğu doçent, profesör olmak üzere bir sürü hukuk hocası bulunmaktadır ve hepsi sessizce bu olanları seyretmektedir.

Üniversitelerde rektörlerin kendi eş ve çocuklarını yine kendi üniversitesinde muhtelif kadrolara atamalarıyla ilgili haberler sık sık yayınlanmaya başlandı. ÖYP’lilere hakları olan kadroları iade konusunda katı davranan üniversitelerin rektörleri, profları vs kendi eşini, çocuğunu yakınını mı gözetmek istiyor? diye insan sormaktan kendini alamıyor. Biz üniversiteleri, devlet üniversiteleri, vakıf üniversiteleri, özel üniversiteler diye bilirdik. Meğer bir de "aile üniversiteleri" varmış. YÖK, ÖYP’lilerin hukuksuz bir şekilde aldığı kazanılmış hakları olan kadrolarını iade yetkisini rektörlerin iki dudağı arasına bırakamaz. Torpil, adam kayırma bilimde olmamalı. Burada kazanılmış hakkın iade edilmemesinde iyi niyet görmek mümkün değil. Bilmem anlatabildim mi?

ÖYP'lilerin daimi kadroya geçirme talebinin YÖK'ten gelmesine rağmen aksi uygulamalar vicdansızlıktır.  Kadro iadesine kesinlikle sıcak bakmayan rektörler yüzünden şu anda binlerce ÖYP’li akademisyen hakkı olan kadroyu alamadı. İnsanların geleceği, ülkenin yükseköğretim sistemi böylesi bir başıboşluğa ve keyfiliğe bırakılmamalı. Buradan bilim çıkmaz!

Bazı üniversitelerimiz ve vicdanlı rektörlerimiz genç akademisyenlere kazanılmış haklarını iade etmiş, ancak ne yazık ki bazı üniversitelerimiz hak ederek atanmış ve ülkemizin en yüksek eğitimine sahip bu akademisyenleri işsizliğe terk etmekte ısrar etmiştir. Vicdansızlık etmeyin ey rektörler! O haklar sizin verdiğiniz haklar değildir…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.