Metrolife
Novada

Sevginin olduğu yerde imkânsız yoktur”  denir bir Kızılderili atasözünde.

            Öyle kişiler vardır ki; en ufak bir olumsuzluk karşısında çözümü imkânsız olarak görür, ‘mutlaka bir çözüm yolu olmalı’ diye düşünmeden kesinkes yelkenleri indiriverir. Oysaki “eline diken batmadan gül toplayamazsın”  sözü bir ikaz lambası gibi yanıp yanıp söner göz önünde. Eğer güle sahip olmaksa asıl hedefimiz, ara sıra batan dikenlerin acısını, güle olan sevgimizden dolayı hiç umursamayız.

 

İnsan kendi içinde hem sevgi ve hem de nefret duygularını besler yıllar yılı. Bu duygular ne kadar çok veya ne kadar az beslenirse kişiye o kadar faydalı ya da zararlı olabilirler. Eğer nefret duygularını çok beslemişse; hiçbir güzelliği kabullenemeyecek, her şeyden, her güzelden nefret edecektir. Yok, eğer sevgi duygularını çok beslemişse o zaman da her işten bir güzellik çıkartacak, o işe ve o işi yapana güzel bakacak, sevgi ile dolup sevgi ile taşacaktır.

 

            Sevgili dostlar;

            Nasıl ki, kıssalar hisse alınmak içinse, öykülerde ders alınmak içindir diyebiliriz. Yazıma başlarken bir Kızılderili atasözünden yola çıkmıştım, buraya kadar geldim. Madem ‘öyküler de ders alınmak içindir’ diyoruz; o zaman bir Kızılderili öyküsünü birlikte okuyup, sonuçta birlikte ders alalım olmaz mı?

* * *

“Yaşlı Kızılderili Reis kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki köpeği izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, diğeri siyahtı. On iki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde duruyorlardı. Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu iki iri köpekti bunlar. Çocuk kulübeyi korumak için biri yeterli gözükürken niye ötekinin de olduğunu, hem niye renklerinin ille de siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla sordu dedesine;

-Dede, bu iki köpeği niye hep kulübenin önünde tutuyorsun? Hem niye biri siyah öteki beyaz?

            Yaşlı Reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı ve:

-Onlar dedi, benim için iki simgedir evlat

-Neyin simgesi? Diye sordu çocuk

-İyilik ve kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün iki köpek gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.

Çocuk sözün burasında, ‘mücadele varsa, kazananı da olmalı’ diye düşündü ve her çocuğa has, bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:

-Peki, hangisi kazanır bu mücadeleyi?

            Bilge Reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa:

-Hangisi mi evlat? Ben hangisini beslersem o kazanır!”

              * * *

Evet, Sevgili dostlar, öykümüz burada bitti bitmesine de, mutlaka bir ders vermiş olmalı. Sizler kendi payınıza düşen dersi almış olmalısınız, benim kendi payıma düşen dersi aldığım gibi.

 

            Sözün sonuna gelmişken kendi gönlüme son bir kez daha seslenmeden geçemeyeceğim.

Çekiç vur sevginle örse

            Duyulsun sesi dört yandan

            Düşmanların surlar örse

            Aşarak gir, geçip candan…

 

Her ne kadar gönlüme desem de sözümü, bilen bilir benim özümü der saygılar sunarım.

Hayırlı Cumalar…

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.