Novada

“Nerde birlik orda dirlik,  

El el ile değirmen yel ile,  

Yalnız taş duvar olmaz,

Komşu komşunun külüne muhtaçtır,  

Bir elin nesi var iki elin sesi var…”

 

  Bu atasözlerimizi açıklayacak değilim. Çünkü sizlerde bu sözlerin ne demek istediğini en az benim kadar bilirsiniz.

 

  Benim derdim bu sözlerin ne demek istediğini bildiğimiz halde neden uygulamayız, yerine getirmede neden hep kaçamak yollara saparız?

 

  Sakın bu içimizdeki “Ben” duygusunu atamamaktan olmasın?

 

  Sahi bizler farklı bir kaynaktan mı geldik? Hepimizi yaratan Yüce Allah(c.c)’ın kulları değil miyiz? Ve yine hepimiz Hz. Âdem’in çocukları olmuyor muyuz? O zaman ben demenin anlamı olur mu?

 

  Çok uzağa değil kendi ailemize bir bakalım. Aynı anne babadan olma kardeşler bile farklılık göstermekteler, renkleri, huyları, fikir yapıları, beğenileri aynı değilken; dünyamızdaki tüm insanların aynı olması düşünüle bilir mi?

 

  Demek ki yaratılıştan gelen bir farklılığımız söz konusu. Irk olarak, dil olarak farklı yaratılmamızın da bir sebebi olmalı.

 

  Farklılıklarımızı zenginliğimiz olarak kabul etmeli, kimseyi ötekileştirmeden ama etkileşim yaparak benlik duygusundan arınıp, “her şeyi ben bilirim” edasından kurtulup erdemli ve onurlu davranışlar sergilemeliyiz.

 

  Bizler yine biliyoruz ki; “bireyler, ait oldukları milletin inancını, dilini, müziğini, örf ve adetlerini karşılıklı etkileşim içinde benimser ve yaşarlar.”

 

  Herkesten aynı doğruluğu, aynı güzelliği sergilemesini beklemek arzumuz olsa bile bunun gerçekleşmemesi bizi esas yapımıza ana kaynağımıza kızmamızı gerektirmez. “Meyvesi çamura düşüyor diye, ağaca mı lanet edilir” diyor Hölderlin.

 

  Arapça “semaha” kökünden gelen “müsamaha” affetmek ve bağışlamak’’ anlamına gelir. Türkçemizde bu kelime “hoşgörü” olarak yer alır. Anlamı ise: farklı görüş ve davranışları tahammülle karşılama, önemli olmayan hata ve kusurları hoş görme ve bağışlama; bizden olmayan ve bizim gibi olmayan başkalarına karşı güçlük çıkarmama, onlara müdahale ve baskıda bulunmama ve onların ufak farklılık ve kusurlarını görmezden gelmedir.

 

Yazımızı sevgili Peygamberimiz(sav)den bir örnekle noktalayalım.

 

  Peygamberimiz(sav) Medine'de meydanlık bir yerde arkadaşlarıyla oturmaktadır. Önlerinden bir cenaze alayı geçer. Alayın her şeyinden belli olmaktadır ki bu bir Yahudi cenazesidir. Hz. Muhammed (sav) cenaze geçinceye kadar, kalkarak ayakta bekler. Arkadaşları şaşkın, "belki de durumu anlayamamıştır" düşüncesiyle uyarırlar:

 

"Ey Allah'ın Elçisi! Bu bir Yahudi’dir."

Yani Müslüman değildir. Yani ayağa kalkmanız gereksizdir.

Oysaki Hz. Muhammed (sav) başından beri her şeyin farkındadır, cevap verir:

 

"Fakat aynı zamanda bir insandır."

 

Sevgili Dostlar,

 

  Madem hepimiz bir insanız, o halde farklılıklarımızın farkında olup hepsini de zenginliğimiz kabul ederek ayrı gayrım gözetmeden birlikte yaşamayı başarabilmeliyiz deyip sözü şiire verelim.

 

YAŞAYALIM BİRLİKTE

 

Aynı dalda gül gibi

Yaşayalım birlikte

Zarf üstünde pul gibi

Yaşayalım birlikte.

 

Ayrım gayrım gözetme

Farklılıktan söz etme

Küser gibi naz etme

Yaşayalım birlikte

 

Tutunalım kol kola

Sen, ben değil biz ola

İçimiz sevgi dola

Yaşayalım birlikte

 

Alevi kim Sünni kim?

Allah en büyük hâkim

Benle gelmez ki mevkim

Yaşayalım birlikte

 

Geldik madem dünyaya

Gideceğiz Ukbaya

Çıkmadan musallaya

Yaşayalım birlikte.

 

 

HALİL MANUŞ


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.