Metrolife baner
Günak sağ reklam
  • 12.06.2018
Halil Koçakoğlu

Halil Koçakoğlu

Tüketimin metafiziği

    Tüketim hayatımızın en önemli olgularından biridir. Modern zamanların en önemli göstergelerinden biri olan tüketim bizi hayatımızın anlamı üzerine sürekli düşündüren bir konu. Kavram sadece ürünlerin alınıp satılmasından çok daha fazlasını anlatır. Biz insanlar aslında farklı farklı yaşam tarzları satın almaya çalışırız.

   Sürekli bir şeyler alıyoruz. Hayatımızı devam ettirebilmek için zorunlu olan yeme içme, barınma vesaire ürünlerin dışında yaşadığımız hayatı daha da mükemmelleştirmek adına gerçek anlamda ihtiyacımız olsun olmasın birçok ürün alıyoruz. Tüketim denildiği gibi bir çılgınlık bir hastalık mı yoksa büyük şirketlerin psikolojik bir dayatması mıdır?  Yoksa tüketim insanlığın daha mükemmele ulaşmak için takip ettiği bir yol mudur?      

   Amerikan yapımı Örnek Aile adlı filmde şirket yöneticisi, şirket çalışanlarına hitaben şöyle diyordu; “Biz sadece ürün satmıyoruz. Biz yaşam tarzı satıyoruz.”  Şirket dört farklı insanı bir araya getirerek hali vakti yerinde insanların yaşadığı bir kasabada görevlendiriyor. Bu dört kişi kasabadakilere kendilerini bir aile olarak tanıtıyor. Evin babası iyi golf oynayan, iyi giyinen örnek bir baba rolü üstlenirken, evin annesi pahalı giysiler, pahalı makyaj malzemeleri kullanan bir kadın rolünde, evin kızı ve oğlu en son teknolojik ürünleri kullanan çocuklar olarak kasabadakilere ürünleri pazarlıyorlar.  Şirketin görevlileri Amerika'da “Hayalet Pazarlama” olarak bilinen bu pazarlama türünde, oldukça modern yaşayan, pahalı ürünleri hayatlarının olmazsa olmazı haline sokmuş bir aile olarak kasabada yaşayanlara rol model oluyorlar. Evlerinde sık sık partiler veriyorlar böylelikle kullandıkları ürünlerin dolaylı reklamını yaparak sadece ürün değil bir yaşam tarzı satıyorlar. 

  Pazarlama şirketlerinin -serbest piyasa ekonomisinin bir sonucu olarak- ihtiyacımız olsun olmasın birçok ürünü hayatımıza soktukları gerçektir. Hatta giderilen her ihtiyaç yedeğinde kendi ihtiyacını doğuracak şekilde planlanıyor. Jean Baudrillad, Tüketim Toplumu adlı kitabında tüketimin birey için zorunlu bir hale getirildiğini savunur ve bu yüzden tüketimin insan için bir özgürlük alanı olamayacağını da ekler. Baudrillard'a göre günümüzde tüketim, doğal ihtiyaçların mal ya da hizmet aracılığıyla tatmin edilmesi olarak değil, kodlar ve kurallarla düzenlenmiş global ve tutarlı bir göstergeler sistemi olarak yorumlanmalıdır. Gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda birey tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır. Böylece genel bir toplumsal farklılaşma mantığı ortaya çıkar.

    Tüketim ve tüketilen nesneler hakkında Karl Marx, Kapital isimli eserinde “Meta fetişizmi” kavramını kullanır. Marx'a göre meta –ilk bakışta-  önemsiz ve çok kolay anlaşılır bir şey olarak görünür. “Fakat onun detaylı bir incelemesi bize metanın aslında metafizik incelikler ve teolojik süslerle dolu pek garip bir şey olduğunu gösterir.” Metaların fetişist nitelikleri sonucunda, insanlar bir yanılsama ortamında yaşamakta, kendilerine ve kendi gerçekliklerine yabancılaşmaktadırlar. Marx'a göre bir metanın fetişist karakter kazanmasında o metanın kullanım değeri ve değişim değeri etkilidir.  Aldığımız bir ceketin bizi soğuktan koruma amacı onun kullanım değeri iken ceketin markasının bize kazandırdığı özgüven değişim değeridir. 

   Yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce Platon şiir ve tragedyayı site halkı için zararlı buluyordu. Çünkü ona göre şiir ve tragedya idealar dünyasındaki 'gerçek' formların dünya üzerindeki görüntülerinin yalnızca birer taklitleriydi yani yansımanın yansımasıydılar. Platon şöyle der: “ şiir ve tragedya site halkının rasyonaliteden uzaklaşıp, gerçek olmayan taklitlerin etkisinde kalmasına sebep olur. Tragedyaların sahnede yarattığı aşırıya kaçan duygular izleyicilerin de bu tür had safhadaki hisleri dışarı vurmasına ve tragedyadaki kahramanların duygu dışavurumlarını gerçek hayatlarında da uygulamalarına yol açar. Böylece izleyici/halk gerçeklik ve değişmezlikten uzaklaşarak, taklitlerin değişkenliğine kanıp mantıktan uzaklaşırlar.” 

   Platon'un şiir ve tragedyasının yerini sanırım bugün tüketim almış durumda. Reklamı yapılan ürünler çoğu zaman gerçek kullanım amacından ve gerçek yaşamdan kopuk bir haldedir.  Öyle ki reklam edilen ürün ona sahip olacak kişiye farklı bir dünya sunmaktadır. Sanırım Platon bugün yaşasaydı tüketimi Devlet için en tehlikeli olgu olarak görürdü. Fakat hem Platon, hem Marx, hem de Baudrillad gerek dayatmayla olsun gerekse yanılsamalarla olsun insanoğlunun çeşitli olgular yoluyla bir arayış içinde olduklarını kabul ediyorlar gibidirler.  

     Nesneler sayesinde biz daha farklı insanlar oluyoruz. Alışkanlıklarımız, davranış kalıplarımız farklılaşıyor.  Bugünün insanının geçmişte yaşamış insana göre daha fazla ve daha farklı ihtiyaçları var.  Bu da bizi geçmişte yaşayan insanlardan daha farklı kılıyor.   Bu farklılık çok çeşitli alanlarda olsa da geçmişteki insanla günümüz insanın temel yaşam şeklinde ve fikriyatında olmuyor. İnsan geçmişte de bir arayış içineydi bugünde bir arayış içinde. Tüketim de günümüz insanın arayış çabalarından biridir. Her ne kadar şirketlerin psikolojik bir dayatması olarak kabul etsek bile tüketim bence insanoğlunun mükemmeli bulmak adına arayışlarının bir sonucudur. 

   Oturduğumuz odanın buz mavisi rengindeki duvarı bize en mükemmel maviyi yansıtıyor. Ya da odamızın bir köşesinde sessizce duran bir vazo, çay içerken kullandığımız ince belli bir bardak bize hayatımızda kullandığımız nesnelerin alelade nesneler olmadığını, onlara çeşitli anlamlar yüklediğimizin bir göstergesi olabilir mi? En güzelini bulup kullanmak sosyal statümüzü arttıracak olsa da en güzelini aramanın amacı sadece diğerine bir üstünlük kurmak değildir.    Belki de Platon'un ideler dünyasındaki mükemmel rengi, mükemmel inceliği, mükemmel işçiliği arıyoruz. Ve bu arayış belki de fikirlerin maddi dünyadaki elle tutulur, gözle görülür yansımalarına yani nesnelerine dönüşen dünyamızda bir tüketim nesnesi olarak bize dönüyor.  

  Son zamanlarda televizyon teknolojisindeki gelişmeler gerçekten harika. HD kalitesindeki görüntü teknolojisi gün geçtikçe ilerliyor. Bu ekranlarda izlediğimiz dağ, deniz, çiçek vs. görüntüler çoğu zaman gerçek dünyadaki hallerinden bile daha çekici,daha net. İnsanoğlunun mükemmele karşı bir bağımlılığı var. En güzel sözün henüz söylenmediğini, en güzel resmin henüz yapılmadığını düşünen insanın mükemmele ulaşmak için daha tüketeceği çok şey var gibi. Tüketirken tükenen insanoğlu mükemmeli yakaladığında kendisi orada olacak mıdır? 

    Acaba Platon bugün yaşasaydı ve HD kalitesinde televizyonda bir belgesel izleseydi ne düşünürdü? Sanırım ideler dünyası hakkında bir kez daha düşünmek zorunda kalırdı. Kim bilir?


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.