Metrolife
Celal Çİftçi Aslml
  • 19.09.2016
Halil Koçakoğlu

Halil Koçakoğlu

Ortak Değerimiz: Nefret

Her mevsimin kendi renginde, kendi tadında gösterildiği mevsim şeritlerini hatırlarsınız.  Otuz ve üstünde yaşlılar için mevsim şeridi gri okul günlerinin renkli hayallerine dalmak için en uygun köşeydi.

 

Peki, hikâye kitaplarımızdaki halı gibi çimlere serilmiş ormanı, ağaç kovuklarında yaşayan mutlu mesut hayvanları ya da ders kitaplarında elma yanaklarıyla bize sürekli gülümseyen tombul köylüyü hatırlar mısınız? O zamanlar kendi kendine yeten yedi ülkeden biri olmamız, insanımızın misafirperverliği, dürüstlüğü, sevecenliği ve samimiyeti adına anlatılanlar kocaman, acımasız bir dünya içinde cennet gibi bir vatanda yaşadığımıza bizi inandırmıştı.

 Sonra şairin dediği gibi “zamanın eli değdi bize” büyüdükçe dünyamız daha renklendi, solgun kitaplarımız daha canlandı. Dünyanın bir ucunda hiç tanımadığımız insanlar dahi bir tıkla yakınımıza gelirken bir kapı tıklatması uzağındaki komşumuz meçhule karıştı. Bir zamanlar gitmesek de görmesek de bizim olan köylere yine gitmedik yine görmedik ama o köylülere, misafirperver, dürüst, samimi komşumuza olan bakışımız değişti.

 

Birlikte dinleyip hayallere daldığımız türkülerin, şarkıların, hikâyelerin, şiirlerin aslında tam da bize benzemeyen, bizim gibi düşünmeyen insanlar, bizden olmayan insanlar tarafından söylenildiğini öğrendiğimizde derin bir hayal kırıklığına uğradık. Aslında bazılarımızın Kürt, bazılarımızın Arap, bazılarımızın Türk olduğunu, bazılarımızın Alevi, bazılarımızın Sünni, bazılarımızın türbanlı, bazılarımızın türbansız olduğunu öğrendiğimizde kısacası farklılıklarımızın varlığını öğrendiğimizde kendi kendine yeten ülkenin aslında hiç birimize yetmediğini anladık. Bu farklılıkların bizi biz yapan değerler olduğunu anlayamadık. Kendi kendine yeten bir ülke olmamızın ana sebebinin aslında farklılıklarımız olduğunu kavrayamadık.

 

Birbirimizi sevmiyoruz. Farklı olanı sevmemek için onlarca sebebimiz var. Sadece farklı olana değil bizden dediğimize bile güvenmiyoruz. Çünkü elde edeceğimiz menfaatlerin alanı çoğaldı. Maddeye olan sevgimiz farklı bir kültürün türküsünden, masalından bir insanın sıcacık gülümsemesinden, sıcak bir bardak çayla yapılacak tatlı sohbetten daha üstün geldi. Bir alanda değil birçok alanda menfaatlerimizi korumalıyız. Bu koruma içgüdüsü bizden güven duygusunu alıp götürüyor. Güvenmediğimiz insanı sevmiyoruz, saymıyoruz.  Bu sevgisiz, saygısız ortam nefret duygumuzu körükledi. Bu yüzden en büyük ortak değerimiz birbirimize duyduğumuz derin nefret oldu.

 

Oysa bizim en önemli ortak değerimiz memleketimiz yani Anadolu olmalıydı. Mevsim şeritlerinde mutlu insanlarıyla dört mevsimi yaşayan, kendi kendine yetebilen, ana şefkatiyle Anadolu olmalıydı.  Ortak bilincimiz olan Anadolu. Zihinsel kodlarımıza işlemiş bizi biz yapan Anadolu. Şarkılarıyla, türküleriyle, masallarıyla, danslarıyla Anadolu.  Şefkatiyle, öfkesiyle, kırgınlıkları, kıskançlıklarıyla Anadolu.  En büyük ortak değerimiz oğlumuz, kızımız, babamız, anamız Anadolu olmalıydı. 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Sizce en başarılı belediye başkanı kim?