Metrolife baner
Günak sağ reklam
  • 03.03.2018
Halil Koçakoğlu

Halil Koçakoğlu

Katip bartleby

Varoluşçuluğun filozofu Jean Paul Sartre tercihlerimizin bizi biz yaptığını ifade eder. Ona göre insan aslında hayata dair aldığı kararların tümüdür. Çünkü hayatımızı bu kararlar şekillendirir ve bu yüzden  diğerlerinin tanıdığı “Biz” aldığımız kararların vücuda gelmiş haliyizdir aslında. Düşünüre göre dünyaya gelişimizde bize eşlik eden bir “öz” yoktur. Varoluş ancak dünyaya geldikten sonra başlayan bir süreçtir ve tercihlerimizle ona şekil veririz.

Herman Melville’in Sartre’dan yaklaşık bir asır önce yarattığı tuhaf karakter katip Bartleby varoluş problemini ıstırap halinde yaşayan bir karakterdir. Anlatıcının bize betimlediği Bartleby için yaşam saçma bir durumdur. Bartleby bu duruma karşı isyan halindedir ve bu isyanını kendini insanlardan izole ederek göstermektedir. Yaşadığı çevre ile sadece olmak zorunda olduğu kadar birliktedir. Bu birlikteliği arttırmaya yönelik her adıma karşıdır ve “yapmamayı tercih ederim” diyerek tercihini her türlü eylemsizlikten yana kullanmıştır.

Kapitalizmin en önemli mekanlarından birinde,  Wall Street’te  bir büroya sahip zengin avukat işlerinin yoğunluğundan ötürü yanına bir katip alır. Alınan katip avukatın yanında çalışacak dördüncü kişidir. Yeni katip Bartleby ilk günler oldukça iyi bir işi çıkararak avukatın gözüne girse de sonraki günlerde ondan istenen işleri “yapmamayı tercih ederim” diye reddetmesiyle avukatı kendi hayatında yeniden düşünmesini gerektirecek bir bunalıma itecektir.  

Bartleby’ nin bu tavrının ardında yatan sebep belli değildir. Katip belki yaşamın anlamsızlığının yok edilmeyeceğine dair bir inanca sahipti. Ya da yaşamın en az tepki ile sürdürülmesi gereken bir süreç olduğuna inanıyordu. Bir ihtimal ise Bartleby’in daha önce yapmış olduğu işin duygusal yükünü kaldıramadığı ve kendini dünyadan soyutladığıdır. Gerçi bu iş hadisesinin gerçek olup olmadığı avukat tarafından tam olarak bilinmemektedir. Zaten hikayenin sonunda böyle ikinci bir hikayenin eklenmesi avukattan ziyade yazarın bir tasarrufu gibi duruyor.  

Fakat hikayenin sonunda Bartleby’nin kendi hayatını sonlandırmasından anladığımız onun sessiz, eylemsiz, tercihsiz yaşamının ardında hala insanlardan da bir şeyler beklediğidir.  Öyle ya hikayede anlatılan katibin davranışlarına göre içinde en son bulunduğu mekan onun için gayet iyi bir yerdir. Ama hayır. O burada bulunmaktan hiç memnun değildir ve buraya getirilmesinden dolayı çok kırgındır. Kırgınlığı insanlığadır. Bu durum bizi Bartleby’nin insanlığa ve yaşama dair o kadar da kayıtsız olmadığını kendisi ve çevresi hakkında bilinçli bir karakter olduğu şeklinde düşünmeye zorluyor.   

Aslında hikaye her ne kadar Bartleby üstünde şekillense de avukat da bu hikayede en az Bartleby kadar önemli bir yer tutar bana göre.  Bir kere hikayeyi bize aktaran avukattır ve biz Bartleby’i de onun ağzından tanırız. Bartleby’nin eylemsiz, tercihsiz tavrına karşı sürekli kararlar almak zorunda olan bir portre vardır karşımızda. Bu şekliyle o da tercihleriyle varoluşuna şahit olduğumuz bir karakterdir .  Büyük bir koşturmacanın içinde yaşayan ve bu hızlı yaşam içinde varlığını hiçbir şekilde sorgulamayan avukat, tamamen pasif bir direniş gösteren Bartleby karşısında acizdir. Bu aczi yetini kendi kişiliğinin bir yansıması olarak yorumlasa da daha sert önlemler almasının önündeki en büyük engel olarak katibin sessiz ve sakin kalışını gösterir. Avukat, Bartleby’nin mantıksız ama acınası bulduğu tavrına karşı Wall Street gibi iş dünyasında bu tarz davranışların hiçbir zaman hoş görülemeyeceği bir yerde kendisi de çok mantıklı davranmayıp aynı zamanda  vicdanının sesini dinlemeyi başarmıştır.

Bartleby’nin tavırları karşısında avukatın göstermiş olduğu duruş Sartre’ının bulantı adını verdiği duruş olarak okunabilir. Avukat da bir yerden sonra dünyanın varoluşunda bir  anlamsızlık hissetmektedir. Sartre’a göre böyle bir bulantı; “kişinin varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir.” 

Hikayede Bartleby yaşama karşı daha cesur ve aymaz bir tavır sergiler durumdadır. Bu kadar eylemsiz bir tavırla bu kadar cesaretli bir duruş. Avukatın aslında anlayamadığı ama saygı duyduğu his bu olsa gerek. Ticaretin kalbinin attığı yerde dünyanın anlamını sorgulamaktan kaçınan avukat için Bartleby en acımasız gerçek olarak karşısında durmaktadır. Bartleby aslında bir metafordur. Avukatın içine düştüğü ama bunu kendisine söylemeye yetecek kadar cesaretinin olmadığı yerde bunu suratına haykıracak bir hayali kişilik.  Bartleby avukatın içine düştüğü bulantı hissinin somut halidir. Asıl kahraman Bartleby’nin iç sıkıntılarında kendi varoluşunu sorgulayan  avukatın kendisidir. 

Avukat bu melankolik durumdan kurtulmak için kendi bürosunu yeni bir yere taşıyıp içindeki bulantının somut hali Bartleby’i  orada bırakıp gitmekle bu durumdan kurtulacağını zan etse de bulantı onu takip edecektir ta ki o bulantı bir duvara dönük olarak sessizliğe gömülene kadar.

Ah insanlık! Ah avukat!

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.