Metrolife
Celal Çİftçi Aslml
  • 04.09.2016
Halil Koçakoğlu

Halil Koçakoğlu

Ekmek İstiyoruz, Gül de

Her gün yanlarından sessizce geçip gittiğimiz binlerce insan var. Hele bazıları var ki onlar bizim için sadece birer siluet. Hani şu ünlü şarkıda “Aşkımızı süpürdüklerini” iddia ettiğimiz ama ne aşkımızın ne de güzel duygularımızın hiçbiri ile muhatap etmediğimiz temizlik işçilerinden bahsediyorum. İzlediğim bir filmde asansörün temizliğini yapan temizlikçiler yanlarından geçip giden insanların kendilerine karşı takındıkları tepkisizliklerine isyan ederken üzerlerinde taşıdıkları üniformaların onları görünmez kıldığını düşünüyorlardı. Sanırım üzerlerindeki üniformaları ve ellerindeki süpürgeleriyle onlar bizim de dünyamıza hiç giremiyorlar.

1908 yılında New York’ ta 128 kadın işçi çalıştıkları fabrikada yanarak can verdi. Bu facianın ardından sokağa çıkan on beş bin kadın işçi “Ekmek istiyoruz, gül de!” diye haykırıyordu. Bu haykırışın amacı sadece karınlarını doyurmak için çalışmadıklarını kendilerine iş imkânı sağlayan patronları gibi düşünen, hisseden, sevinen, üzülen, ağlayan, gülen ve en önemlisi hâlâ hayal edebilen insanlar olduklarını anlatmaktı. Tüm haykırışları görünür olabilmekti.  “Ekmek istiyoruz, gül de!” bu şekilde haykırıyorlardı çünkü çalıştıkları fabrikanın makineleri arasında kaybolmuş birer dişli değillerdi onlar. Görünür olmak istiyorlardı. Kendilerine saygı duyulsun istiyorlardı. İnsandılar ve insanca yaşamak en büyük hayalleriydi. 

Yasal olarak sınıf farkı olmayan bir toplum olmamıza rağmen pratikte sınıf farklılıklarını yaşıyoruz. Sadece biz değil dünyanın serbest piyasa ekonomisi ile idare edilen tüm topluluklarında durum böyle. Serbest girişimin yüceltildiği, kişilerin kapasitelerinin en üst sınırlara çekildiği, insanlar arasında rekabetin kıyasıya bir hale getirildiği coğrafyalarda kimsenin fakir kalmayacağı ve mutluluğun mutlak olacağı inancı bizi sınırları oldukça keskin bir tabakalaşmaya götürüyor. Dünya, her türlü metanın, ahlakın, dinin, siyasetin satıldığı bir pazar olarak düşünülürken sadece maddeden ibaret olmayan manevi bir yön taşıyan insan ise müşteri olarak düşünülüyor. Bu yüzden birbirimizin sırtına basarak yaşamımızı idame ettiriyoruz. Oysaki hiç kimsenin sırtına basmadan ve hiç kimseye sırtımızı ezdirtmeden yan yana yaşamak mümkün.  Serbest piyasa ekonomisi gerekli çaba ve azim gösterildiğinde her insanın yeterli bir kazanca ve mutluluğa sahip olacağını iddia eder. Fakat bu iddia doğru değildir çünkü sınırı belirlenmemiş bir kazanç, nehirlerinden bal ve süt aksa toprağından her saniye ekmek yetişse de insanı doyurmaz.

 

İnsanoğlunun unutmaması gereken en önemli şey paylaşılmadıkça hiçbir şey hiç kimseye yetmez. Paylaşılmadıkça hiçbir şey insanı mutlu etmez. Ne ekmek ne su ne saygı ne de sevgi…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Sizce en başarılı belediye başkanı kim?