Metrolife baner
  • 07.04.2018
Halil Koçakoğlu

Halil Koçakoğlu

Eğitim sistemsizliğimiz

Türkiye'de en çok şikayet edilen konularda biri de eğitim sistemidir. Özellikle sağlam bir temel üzerine oturmamış olduğu,belli bir felsefeye sahip olmadığı söylemleri ve elbette neredeyse her yıl devrimsel olarak nitelendirilen değişimlere maruz kalması eğitimin sürekli tartışma konusu olmasına sebep olmuştur.

Nasıl oluyor da bin yıllık devlet geleneğine sahip olduğu sık sık dillendirilen bir ülkede eğitim sistemlerinin ömrü on yılı dahi bulamaz?  Ekol diyeceğimiz, gelenekleri olan, birikimi olan bir eğitim sistemi bizde neden gelişmiyor? 

Sadece cumhuriyet döneminde değil cumhuriyet öncesi dönemde de eğitim alanında gurur duyacağımız yapılara (birkaç istisna hariç) sahip olamadık. Çok bilinen bir Enderun sistemimiz vardı. 

Fakat o da genele yayılmış bir sistem değildi. Sadece saray çevresinde ülkenin yönetimine bürokrat  başta olmak üzere bilimle uğraşan insanların yetişebildiğibir sistemdi. Fakat dediğimiz gibi satha yayılmamış sadece devlet mekanizmasının içinde kalmıştı. Halka açık olan eğitim sistemi genel anlamda medreselerdi.  Büyük ölçüde dini eğitim veren bu kurumlar Avrupa'nın geliştirdiği modern eğitim müfredatı ve sistemi karşısında tamamen yetersiz kalarak ömrünü tamamladı. İmparatorluğun son yüzyılında eğitimle ilgili modern kurumlar oluşturulmaya başlandı. Fakat bunlar imparatorluğun içinde bulunduğu şartlardan ötürü kendilerini tam olarak geliştiremediler.

Genç Cumhuriyet her alanda olduğu gibi eğitimde de devrimsel değişiklikler ön görüyordu. Çıkarılan kanunlar ve bunlara yönelik atılan adımlar sağlam temellere sahip, felsefesi olan bir eğitim sistemi vaat ediyordu. Bu çabaların nihayetinde Cumhuriyet döneminde elle tutulur üstüne bir çok kitap yazılan araştırmalar yapılan  bir sistemimiz oldu. Köy Enstitüleri ayakları yere basan, planlı programlı bir felsefesi olan, toplumdan beklentisinin ne olduğunu bilen, biraz da romantik hayalleri olan bir sistem olarak kuruldu. Bugün devam etseydi nasıl olurdu? Bugünün şartlarına kendini uyarlayabilir miydi? Köyün ve köylünün artık olmadığı bir toplumda Köy Enstitüleri kendi dönüşümü ne kadar başarabilirdi bunu tahmin etmek çok güç.

Fakat şu bir gerçek ki bu sistem hiçbir zaman siyasetten bağımsız olarak tartışılmadı. Sol denilen çevrelerce yüceltilip nerdeyse kutsallaştırılan sistem sağ kesim tarafından da çoğu zaman hak etmediği birçok eleştiriye ve ağır iftiralara maruz kaldı. Hakkını yemeyelim sol kesim bu sistemin savunulmasında daha rasyonel söylemlerortaya koydu. Sağ kesim için Köy Enstitüleri adına yapılan eleştirilerhiçbir zaman eğitim ile ilgili olmadı. Onlar için Köy Enstitüleri her zaman ortadan kaldırılması gereken bir yapı olarak algılandı.

Aslında Köy Enstitüleri üzerinde koparılan fırtınanın sebebi bizim neden sağlam temeller üzerine bir eğitim sistemi oluşturamadığımız sorusunun da  cevabıdır ve bu yazının da temel konusudur.  Biz neden sürekliliği on yılı dahi bulmayan eğitim sistemleri ile muhatap oluyoruz? 

Sorunun elbette tek bir cevabı yok fakat en önemli sebeplerden biri sanırım  toplumsal güvensizlik. Toplum olarak birbirimize güvenmiyoruz. Osmanlı'nın dine dayalı ümmetçi anlayışından ulusal, laik bir devlet yapılanmasına geçiş hiçbir zaman kolay olmadı. Öyle olması da beklenemezdi zaten. Genç Cumhuriyet kurulduğu andan itibaren eskiden kalan tüm kurumları ivedilikle ortadan kaldırıp yerine ulusalcı, laik bir sistemi oturtmaya çalıştı.  Bu hızlı süreç elbette bir çok insanı hayal kırıklığına uğrattı. 

Ülkenin büyük bir kesiminde hayal kırıklığı ve endişe hakim oldu. Çünkü atalarından miras kalan doğru yanlış tüm inançlar yıkılıyor yerine çağdaş denilerek en azından bir anda kabul edemeyecekleri  bir sisteme entegre olmaları isteniyordu. Bin dokuz yüz ellili yıllardan itibaren hayal kırıklığı yaşayan bu kesim iktidara ortak oldu. 

Bu tarihten beri bu iki kesimden hangisi iktidarı ele geçirdiyse toplumu kendi düşüncesine göre dizayn etmek için eğitimi sil baştan yeniden düzenledi. Sistemi yeniden dizayn eden kesim diğeri tarafından gizli bir ajandaya sahip olmakla itham edildi. Bu karşılıklı güvensizlik tüm topluma sirayet etti.  Bu güvensiz ortameğitim sistemimizin sağlam bir köke, bir hayat anlayışına, bir felsefeye  sahip olamamasına sebep oldu.

Bu güvensiz ortama son yirmi yılda yeni bir anlayış daha eşlik etmeye başladı ki bu da sorunun en önemli ikinci kaynağı sanırım. Sağlık hizmetleri ile birlikte devletin temel görevlerinden biri olan eğitim;ekonomik parametrelerin iyileştirilmesinin en önemli yollarından biri oldu. Zorunlu eğitim süresinin uzatılması, her yerleşim birimine üniversite kurulması ile öğrencilik süresinin arttırılması işsizlik sorununu perdelemenin bir yolu. Bu şekilde insanlar en az yirmi beş yaşına kadar ailenin okulda eğitim gören bir bireyi olarak algılanıyor. Öğrenci kimliğine sahip insanlar ana babalarından koparak kendi başlarına bir aile oluşturma düşüncesini akıllarına bile getiremiyorlar. Ülkenin işsizlik sorunu aslında eğitimin en önemli ama en gizli sebeplerinden biridir. 

Eğitimin ekonomik parametreleri iyileştirmede ki ikinci rolü ise eğitim işinin özel sektöre adım adım devredilmesi şeklindedir. Sayıları dokuz yüz bine yaklaşan öğretmen kadrosu bugün devlet için büyük bir yük oluşturuyor. Derslik yapımı, araç gereç temini, personel istihdamı gibi temel meseleler maalesef devletin sırtında büyük bir kambur olarak algılanıyor.  Bu algı, eğitim yükünün serbest piyasaya devredilmesi ile aşılmaya çalışılıyor. Bu yüzdenbugün ülkemizdeki eğitim anlayışını özel sektörün ilgi ve ihtiyacı yönlendiriyor İlkesel, felsefi hiçbir alt yapısı olmayan sadece öğrenciyi potansiyel müşteri olarak ele alan yaklaşım, eğitim sistemini esir almış durumdadır.

Eğitimin özelleşmesi onun aynı zamanda işlevinin de değişmesi anlamına geliyor. Türkiye de eğitim artık sadece ve sadece sınavlara hazırlık ile eş anlamlıdır.  Sınavlara hazırlık; gerek basılı materyalleri gerek etüt merkezleri gerek <butik lise> adıyla dershane işlevi gören kurumları ile devasa bir sektör halini almıştır. İlkokuldan itibaren aileler çocuklarının soruları daha iyi nasıl çözebileceğine yönelik araştırma içindeler. Çocuğunun psikolojisinin bozulmasını istemeyen binlerce ebeveyn için bozuk bir psikoloji sadece ve sadece gelecekteki sınav başarısını etkileyecek bir etmen olarak önem taşımaktadır. Açılan yeni butik liseler reklam panolarında iftiharla çocuğu sosyal yaşama hazırlamadıklarını sadece sınava hazırladıklarını ifade etmektedirler. Hiçbir sosyal donatısı olmayan apartmandan evirilmişokullar çocuklara soru şekillerini belletmenin peşindedirler. Bu sistemde başarılı öğretmen sınav kazandıran öğretmendir. Hal böyle olunca eğitimde uzun boylu bir sistem beklemek hayal oluyor.

Özetle Türkiye'de eğitimin sistemleşememesinin en önemli sebepleri toplumsal güvensizlik, işsizlik ve son zamanlarda kendini iyiden iyiye gösteren eğitimden para kazanma algısıdır.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.