DEDAŞ
sur yapı
  • 09.04.2015
Halil Koçakoğlu

Halil Koçakoğlu

Adam Olmak

Adam olmak ya da olabilmek zor zanaattır. Herkese nasip olmaz. Herkesin adam olma potansiyeli vardır ama o potansiyeli hareket geçirecek güce sahip olmak da önemli.

Bir kere egonu, kibrini, arzularını dizginlemeyi bileceksin. Adam olmak öyle mevki, şan, şöhret sahibi olmak değildir zaten. Fakat bunlara ulaşmak için adam olmayı elinin tersiyle iten milyonlarca biz var etrafımızda.

Hatırlar mısınız? İlkokulda okuduğumuz kitaplardan birinde adam olmanın ya da olamamanın hikâyesi anlatılırdı.

Beyaz bir fonda resmedilmişti hikâye. İki muhafızın arasında omuzları çökmüş bir halde ihtiyar bir adam, karşısında ise bet suratı ile karşısındaki ihtiyar babacığına ders vermeye çalışan bir mevki sahibi. (Yoksa ihtiyardan aldığı cevapla dumura uğramış yüz ifadesiyle bir mevki sahibi miydi?)

Hatırımda kaldığı şekliyle bir anlatayım:

Oğlunun haytalıklarından bıkan adamın biri oğluna sürekli olarak: “Sen adam olmazsın, sen adam olmazsın.” dermiş. Ne ki bu çocuğun haytalığının yanında bir kusuru daha varmış. Söylenileni kulaklarıyla duymazmış. O yüzden babasının: “Sen adam olmazsın.” lafını  “Sen hiç bir şey olmazsın.” diye anlarmış. Günler günleri kovalamış, birbirini yakalayan günler aylar yıllar olmuş. 

İhtiyar adam bir gün evinde işlenirken kapıda iki muhafız belirmiş.  İhtiyarı kolundan tuttukları gibi şehrin en güçlü adamına getirmişler.  Adam büyük bir koltukta oturan oğlunu görünce hafif bir tebessüm etmiş.

Bir şey olduğunu sanan adam babasına şöyle demiş:

-Adam olamazsın demiştin bak ben vali oldum.

Yaşlı adam oğluna bakmış ve şöyle demiş: “Ben sana vali olamazsın demedim ki adam olamazsın demiştim.” Demiş.

İhtiyar adamın sözüne nasıl tepki vermiştir oğlu bilinmez ama hikâye bize her şeyden önce adam olmanın gerekliliğini anlatır. Hangi mevkide olursak olalım önce adam olalım sonra mevki, koltuk sahibi olalım…

HERKES KENDİ GÖRDÜĞÜNE DOĞRUDUR DER

Ortalık yine toz duman. Ölenler, öldürenler; nefret edenler, nefret edilenler; haksızlar, haklılar, en haklılar, hep haklılar. Sonu gelmeyen anlamsız kavgalar.

 Birbirimizi sevmemek için ne çok sebebimiz var değil mi?

Hep yalan söylemişiz birbirimize.

Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Sünni, Şii, Alevi, Doğulu, Batılı…

Farklılıklarımız zenginliklerimizdir diye…

Cinnet sebebimizmiş oysa.

Oysaki birlikte dinleyeceğimiz ne güzel müzikler, okuyabileceğimiz ne güzel kitaplar ve izleyebileceğimiz ne güzel filmler vardı.

Birbirimize öğretebileceğimiz onlarca şey vardı belki de.

 Demek ki yokmuş.

Arto Tunçboyacıyan’ın söylediği gibi:

“İki insan bir noktaya bakar dururlar,

Herkes kendi gördüğüne doğrudur der .”

Herkes aklından razı.  Herkes haklılığından emin. Ama kimse ne istediğini bilmiyor. Bir düşünün Türk olarak, Kürt, Arap, Çerkez olarak gerçekten ne istediğimizi. Düşünün bir kere Sünni, Alevi veya ateist olarak gerçekten ne istediğimizi…

Öyle yuvarlak laflarla değil ama. Demokrasi, kültürlere saygı; kardeşlik, inançlara saygı…

Bunları pek istemediğimiz ortada.

Belki de tahammül etmenin bu kadar zor olduğunu düşünmüyorduk.

Hoşgörülü olmanın lafta kolay pratikte zor olduğunu bilmiyorduk. Hoşgörü, sağlam bir yürek ve bilgelik derecesinde entelektüel birikim gerektiriyormuş.

 

O ikisi de bizde yokmuş!


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.