Novada

Ülke gündemindeki konuların ağırlığı ve değişkenliği nedeniyle burnumuzun ucundaki sorunları göremez duruma geldik. Bazı konular var ki, gerçekten artık insanın canına ‘tak’ edecek noktaya geldi ve çoktan geçti bile… Bunlardan biri ve en önemlisi trafikte yaşanan keşmekeşlik ve vurdumduymazlık...        

-Diyarbakırlıya sorsan; ‘Diyarbakır’da araba kullanmak ve Diyarbakır’ın trafiği Türkiye’deki en zor yerdir.’

-Urfalıya sorsan; ‘Urfa’da araba kullanmak ve Urfa trafiği Türkiye’deki en zor yerdir.’

-Mardinliye sorsan; ‘Mardin’de araba kullanmak ve Mardin’in trafiği Türkiye’deki en zor yerdir.’

-Vanlıya sorsan; ‘Van’da araba kullanmak ve Van’ın trafiği Türkiye’deki en zor yerdir.’

Elazığlıya, Malatyalıya, Adıyamanlıya, Batmanlıya, Siirtliye, Bingöllüye hatta bölgedeki birçok büyük ilçede yaşayan vatandaşa sorsanız inanın ki hep aynı cevabı alırsınız.

İyi de ama neden, neden bu eziyeti, bu cefayı çekiyoruz veya çektiriyorlar. Herkes kendi açısından haklı amma velakin bu karmaşadan, bu cefadan o şehirlerde yaşayanların hiç mi katkısı ve payı bulunmuyor? Doğru, bunda o şehirleri, ilçeleri yönetenlerin pardon yönetemeyenlerin ne kadar katkısı var ise bir o kadar da bizim katkımız bulunmuyor mu?

Şehirleri, ilçeleri yöneten seçilmişler yani belediyeler, kanunun kendilerine verdiği yetkiyi iyi kullanmış olsalardı veya trafik akışını gerçek anlamda düzenleyebilecek imkanları sürücülere-yayalara sunabilselerdi, herhalde işler bu kadar arapsaçına dönmezdi.

 

Yine o il ve ilçelere atanan bürokratlar özellikle de trafikten sorumlu güvenlik görevlileri, yerel yönetimlerle koordineli çalışmayı becerebilselerdi, trafik kurallarını ilgili kurum ve kuruluşların yanı sıra topluma düzenli eğitimlerle sunabilselerdi, en önemlisi de her şeyin cezadan ziyade birazda caydırıcılık olduğunu hissettirebilselerdi, bu karmaşa her gün üstüne koyarak artmazdı kanımca…

Sürücülere gelince; birazda iğneyi kendimize batırmalıyız. Çünkü sonuç itibariyle sahada olan biz sürücüleriz. Tabi genelleme yapmak doğru değil ama büyük çoğunluğumuz, her biri büyük araştırmalar sonucu ortaya çıkarılan trafik kurallarına uymak bir tarafa, özellikle uymamak için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Birbirimize ne tahammülümüz, ne de saygımız bulunuyor. Örneğin, bir kadın sürücü gördüğümüz zaman her nedense amiyane tabirle sıkıştırmayı marifet sanıyoruz ve bunu tekrarlamaktan da kaçınmıyoruz.

Şimdi gelelim en önemli meseleye… Yazacaklarıma işini doğru-düzgün yapan ne belediye otobüsü, ne halk otobüsü, ne taksi, ne de minibüs sürücüleri üzerlerine almasın. Ancak, üzülerek belirtmem gerekir ki, bunlarda bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar.

Belediye ve halk otobüsü sürücüleri bir nebze de olsa kurallara riayet ediyor, taşıdıkları yolcuların can güvenliğini tehlikeye çok fazla atmıyorlar. Ama yolcu minibüsü ile taksicilerin maşallahı var. Sanki yollar bir tek onlar için yapılmış ve trafikte onlardan başka kimse bulunmuyor.

Bir elleri kornada sürekli ‘dat dat’, sinyal desen hiç yok, hadi yolcuların can güvenliğini geçtim, kendi can güvenliklerini de sürekli olarak tehlikeye atmaktan geri kalmıyorlar. Tali yol, ana yol, ara yol hiç fark etmez ‘pat’ diye önünüze kırı veriyorlar. Araçlarını balık istifi doldurmalarına rağmen, daha fazla yolcu alabilmek adına trafikte yapmadıkları akrobatlık kalmıyor. Tüm bunları bilmek ve görmek içinde kullandıkları araçların etrafını dolaşmanız yeterli olacaktır. Çünkü istisnasız neredeyse tamamında trafik kazası izi bulabilirsiniz.

 

Yukarıda belirttiğim gibi yerel yöneticiler, atanmışlar, kendilerine kanunla verilmiş olanları yerine getirir ise, toplu taşıma aracı kullanıcıları ve diğer sürücüler, kurallara uyar ve karşıdakine saygı ile tahammül göstermesini öğrenir ise, bu konulara ilgili meslek kuruluşları da üzerine düşeni duyarlılık içinde yerine getiriler ise sorunun en büyük bölümü ortadan kalkacaktır. Kazasız belasız trafikler dilerim.

 

Son olarak kendimle ilgili bir dip not düşmek istiyorum. Gazetecilik yapmak inanın ki hiçbir dönem bu kadar zor olmamıştı. Geçtiğimiz gün Diyarbakır’daki 2 yerel gazetenin sorumlu yazıişleri müdürü arkadaşla birlikte hakim karşısına çıktık. Hoş, haber nedeniyle bu ilk kez olmuyordu, ama ne yazık ki bu aralar sık olmaya başladı. Ve inanın ilk kez böylesine sıradan bir haber nedeniyle hakim karşısına çıkmanın acısını yaşıyorum. Hiç dava dahi açılmayacak bir haberden dolayı ceza alırsam-alırsak çok üzüleceğim. Bunu siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim.

 

 

 

Sevgiyle kalın.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.