DEDAŞ
sur yapı
  • 14.06.2017
Ercan AKKAR

Ercan AKKAR

Şehirlerin özellik ve değerlerine sahip çıkalım…

Sözlüklerde şehir; insanların iklim şartlarından ve her türlü saldırılardan korunabilmesi, medeni ihtiyaçlarının karşılanması maksadıyla bir araya gelmelerinden ortaya çıkan geniş, kalabalık yerleşim bölgesine verilen isim olarak adlandırılıyor.

Dünyada değişik özelliklere sahip birçok şehir bulunmaktadır. Ancak bazı şehirler konumu, hinterlandı ve fonksiyonlarıyla oldukça gelişmekte ve dünyada sayılı şehirler arasına girmektedir. Dolayısıyla bu özellikleriyle küreselleşen ekonominin ve bazı faaliyetlerin kontrol merkezi konumuna gelmektedir. Her ne olursa olsun ister yerel, ister küresel, fakat her şehir mutlaka bir değeri veya özelliğiyle anılır, bilinir.  

 

Her insan, sonraki yıllarda ayrı kalsa bile, doğduğu şehri asla unutmaz, her zaman o şehir, o kişi için dünyanın en güzel, en özellikli şehri olarak hafızasında yer edinir. Doğu ve Güneydoğu’daki şehirlerin hemen hemen tümü, birden fazla özelliği ve değeri ile hem bilinir, hem anılır. Diyarbakır, Urfa, Mardin ve Van’da bu şehirlerin başında gelir.

 

Mesela Urfa; Peygamberler Şehri olarak anılması, Balıklıgöl’ü, Harran’daki konik kubbeli evleri, ceylanları, kelaynakları, yemek kültürü, GAP’ın merkezi konumunda olması, fıstığı, isotu vesaire vesaire…

 

Mesela Mardin; eski yerleşim yerinin neredeyse tamamının SİT alanı olması, Dara Harabeleri, Mardin Kalesi, taş yapıları, yemekleri, birçok halkın bir arada kardeşçe yaşaması, kiraz, leblebisi, Süryani Şarabı vesaire vesaire…

 

Mesela Van; gölü, bir gözü mavi bir gözü sarı kedileri, otlu peyniri, Van Kahvaltısı, Muradiye Şelalesi, Van Kalesi, eser sayısı bakımından dünyanın en büyük Urartu Müzesi'ne sahip olması vesaire vesaire…

 

Mesela Diyarbakır; Surları, Hevsel Bahçeleri, Gazi Köşkü, müzeleri, peygamber ve sahabeler şehri olması, yemekleri, tarihi han ve çarşıları ve de büyüklüğü ve tadı ile bilinen karpuzu.

 

Bu saydığım şehirler arasından Diyarbakır; CNN TÜRK Ekonomi Editörü Cem Seymen’in katıldığı bir televizyon programında, ‘Tarımda gelecek tohumda, verimli tohum üretebilmekte’ dediği ve Türkiye’ye özgü birçok tarım ürününün yurtdışından ithal edilir hale geldiğini, son örneğini ise, Diyarbakır Karpuzu’nda yaşandığını anlattığı programda, ‘Diyarbakır Karpuzu tohumu Meksika’dan ithal edilir hale geldi. Meksikalı bir araştırmacı, karpuz tohumunu genetik olarak verimli hale getirerek, Türkiye’ye satıp yılda 25 milyon dolar gelir elde ediyor’ demesiyle gündeme geldi.

 

Diyarbakır Karpuzu’nun dünyaca ünlü iri (sürme) çeşidi,  Dicle Nehri kenarında çakıllı, kumlu arazilerde yöreye özgü yöntemlerle yetiştirilir. Özellikle bu karpuz çeşidinin Diyarbakır’ın ekonomik, sosyal ve folklar yaşantısında çok önemli bir yeri bulunmaktadır.

 

Diyarbakır Karpuzu tohumunun Meksika’dan ithal edilir hale geldiğini iddia eden Cem Seymen’e yanıt veren, Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümünden Yrd. Doç. Dr. Vedat Pirinç, 'Diyarbakır Karpuzu yıllardır burada yetiştirilen bir karpuzdur. GDO’su değiştirilecek bir ürün değildir. Öyle bir iddiası var ise, bunun analizini yapmış olması gerekirdi' diyerek tepkisini dile getirdi.

 

Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Mustafa Ertan Atalar ise yaptığı açıklamada, kente özgü sürme, pembe ve ferik gibi yerli çeşitlerin geleneksel üretiminin devam ettirildiğini ve karpuz üretimi miktarı bakımından Diyarbakır'ın ilk 4 şehir arasında bulunduğunu belirtti.

 

Müdür Atalar, bu tespiti yaptıktan sonra bir önemli noktaya daha değindi ki o gelecek açısından biraz endişe verici. Çünkü, Atalar, Diyarbakır Karpuzu’nun çok iri olmasından dolayı, insanların artık bunu teşhir amaçlı olarak aldığını belirterek, ‘Kabukları çok kalın ve lif uzunlukları da fazla olduğu için 3 aya kadar dayanabilme süreleri var. Yemek için daha küçük olanlar sofrada tüketiliyor’ dedi.

 

25 yıldan bu yana karpuz üreticiliği yapan çiftçiler de, ağırlıkları 50-55 kilogram üzerinde olan karpuzların festivaller için üretildiğini, oysa ki eskiden Van’dan Mardin’e, Urfa’dan Adıyaman’a, İstanbul’dan Ankara’ya kadar her tarafa hediyelik olarak götürüldüğünü anlattılar.

 

Şehirler, bu değerleri ve özellikleriyle güzeldir. Bu değerleri ve güzelliklerin kaybolması aslında o şehirlerin kaybolması anlamına gelir. Dolayısıyla herkes  şehrine özellik ve değer katan ne varsa korumalı, kollamalı, geliştirmeli ve bunun için yetkili, yetkisiz herkesi duyarlı olmaya çağırıp sahiplenme duygusuyla hareket etmelidir.

 

 

Sevgiyle kalın.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.