Metrolife
  • 08.09.2015
Ercan AKKAR

Ercan AKKAR

İnsanlık karaya vurdu…

Yaşı kaç olursa olsun hiç önemli değil, çünkü o bir çocuktu. Ne karaya vuran bir balina, ne bir yunus, ne de kirlenen suda havasız kalan ve su yüzüne vuran başka bir balıktı. O bir çocuktu adı da Alan Kurdî’ydi (Türkiye’deki bilinen adı Aylan)…

 

Kurdî ailesi, doğdukları yerde yani topraklarında kalmak için çok direndi, çok çabaladı, ama olmadı. Savaş baronları ve ülkelerini yöneten diktatörün hırsı nedeniyle önce Şam’daki evlerinden oldular. Kürt oldukları için daha güvenli buldukları Kobanê’ye yerleştiler. Fakat burada da bir türlü huzuru bulamadılar.

 

Tecavüzcü çetesi ve barbar sürüsü IŞİD’in, kendine ‘Müslüman’ım diyen gerçekte ise, Müslümanlığı kullanarak iktidarlarını koruyan malum ülkelerin desteğiyle Kobanê’ye saldırmasıyla Kurdî ailesine bir kez daha yol göründü.

 

Kurdî ailesi, bu kez şansını Türkiye’de aramaya karar verdi. Aile reisi Abdullah Kurdî, Türkiye’de farklı illerde yeni bir yaşam kurmak için çok çabalamasına rağmen uzun vadede Türkiye’de de mutluluk, huzur ve güven bulamayacağını anlamış olacak ki, aklına hep Avrupa’ya yerleşmeyi koymuştu.

 

IŞİD’in Kobanê’ye son saldırısında 12 yakınını kaybeden Abdullah Kurdî, elinde-avucunda ne varsa insan tacirlerine vererek, Avrupa’ya ulaşmanın kapısı olan Yunanistan’ın Kos Adası’na gitmek için hazırlıklarını yaptı. Çocuklarına en güzel elbiselerini giydirerek yola koyuldu.

 

Ama olmadı…Kurdî ailesinin de içinde bulunduğu bot alabora olarak Ege’nin serin sularına gömüldü. Acıların en büyüğünü yaşayan baba Abdullah Kurdî, 2 yaşındaki Alan ve 3 yaşındaki ağabeyi Galip’in ellerinin arasından kaydığını anlatırken, aslında kapitalizmin Dünya’yı ne hale getirdiğine yönelik önemli bir mesajdı. 

 

Daha sonra ne mi oldu? Malumunuz Alan’ın sahile vuran o fotoğrafı bir anda sosyal medyada kısa sürede tüm Dünya’yı resmen salladı. Alan, ağabeyi ve annesi, Kobanê’de toprağa verildi. Cenazeye, AK Parti, CHP ve HDP milletvekilleri eşlik etti. HDP ve CHP’li milletvekilleri Kobanê’deki törene de katıldı.   

 

Asıl acı veren şey ise, Türkiye’de ilk gün Alan’ın sahile vuran o fotoğrafını görüp ahlarla-vahlarla üzüntülerini sosyal medyada paylaşanlar, Alan’ın Kürt olduğunu öğrendikten sonra ise, ‘iyi oldu’, ‘daha beterleri başlarına gelsin’ gibi insanlıktan nasibini almamış mesajlar yayınlamaya başladılar. Bu olay bir kez daha şunu gösterdi ki, milliyetçilik, ırkçılık ve en üst aşaması olan faşizmin ne kadar zehirleyici, ne kadar ayrıştırıcı olduğuydu.

 

Bu insafsızca mesajları yazanlar şunu unutmasınlar ki, bu fikirler bumerang gibidir, gün gelir kendilerini de vurabilir.

 

Bu mesajları yazanlar şunu da unutmasınlar ki, sahile vuran aslında Alan değil, insanlıktı.

 

Çatışmalar SÜRÜYOR…

 

Çözüm sürecinde masanın dağıtılmasıyla birlikte yeniden çatışmalı süreç başladı. Gün geçmiyor ki çatışma, ölüm, sokağa çıkma yasağı haberi almayalım. 

 

Yazıyı kaleme aldığım dakikalarda da Diyarbakır’ın merkez Sur ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş 2 polis ölmüş, 3 polis ile bir kadın yaralanmıştı. Daha sonra düzenlenen ikinci saldıra da ise 3 polis ve 4 vatandaş yaralandı. Bu olaylar üzerine polis, Sur ilçesini ablukaya aldı, gece ne yaşanacağını ise kimse kestiremiyor. 

 

Daha önce Lice, Silvan, Silopi, Diyadin ve Varto’da çok acı şeyler yaşandı. Ardından bu acıların yaşandığı yerlere Cizre, Yüksekova, Sur ve hatta bunlara zaman zaman Van, Hakkari, Tunceli ile Batman gibi yerler de eklendi.

 

Olayların yaşandığı yerlerdeki gazeteci arkadaşlarla zaman zaman görüşmeler yapıp, neler yaşandığı konusundaki fikirlerini alıyorum. Hepsinin ortak görüşü şöyle:

 

“Aslında bu yeni bir şey değil. AK Parti iktidarı,Doğu ve Güneydoğu’da her seçimde biraz daha geriliyor. Halk, özellikle dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hakkari ve Şırnak’taki mitinglerine katılımın düşük olmasıyla AK Parti kurmaylarının (Hakkari ve Şırnak gibi yerlere özel politikalarımız olacak) söylemini bugün ile bağdaştırıyorlar. Ve özyönetim ilan eden her yerin, sopa ile terbiye edilmek istendiğini düşünüyorlar. Çünkü yöntem aynı… Önce sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor. Sonra elektrik ve su kesiliyor. Ardından haberleşme kesiliyor. Kentlerin çevresi zırhlı araçlarla çevriliyor. Ve çatışmalar başlıyor. En önemlisi de hakim yerlere keskin nişancılar yerleştiriliyor. Gün ağarınca da ağır bilançolar ortaya çıkıyor.”

 

Meslektaşlarım konuyu böyle özetliyor. Tabi bende bir iki ekleme yapayım. Çatışmaların yaşandığı yerlere seçilmişler alınmıyor. Seçilmişleri almayanlar ise, atanmışlar. Hatta bazı atanmışlar sorumlu oldukları ilçeleri bile terk ediyorlar.

 

 

Sevgiyle kalın.

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.