SINAV OKULLARI
  • 20.02.2018
Ercan AKKAR

Ercan AKKAR

Göç gerçeğimiz…

 

Sözlükler göçü; siyasal, toplumsal ya da ekonomik nedenlerle bireylerin ya da toplulukların bulundukları, oturdukları yerleşim yerini bırakarak başka bir yerleşim yerine ya da başka bir ülkeye gitme eylemi diye tarif ediyor.

 

Sözlükteki anlamına bakarak, hangi kategoriye koyarsanız koyun Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde de, son 34 yıldan bu yana yaşanan çatışmalı süreçle birlikte bir göç gerçeği var ve bu göç gerçek halen devam etmektedir. 

 

Sonuç itibariyle hangi nedenle olursa olsun, insanlar veya topluluklar, doğdukları toprakları çok mecbur olmadıkça bırakmak istemez, bu kaçınılmaz ise de çok zor gerçekleşir ve de büyük duygusal kırılmalar yaşanmasına neden olur.

 

Gazetemizden Ahmet Sümbül’ün hazırladığı ve okurlarımızdan büyük beğeni gören 7 bölümlük ‘Diyarbakır’ın Göç Gerçeği’ yazı dizisi,  göç ve göçün yarattığı sonuçları en iyi şekilde ortaya koyan ve de gelecek nesillere hem kaynak, hem de ders niteliğinde tespitlere yer vermektedir.

 

Arkadaşımız Sümbül, Hayatboyu Eğitim ve Şiddetle Mücadele Derneği tarafından gerçekleştirilen, kamu kurum ve kuruluşları ile bazı sivil toplum örgütlerinin destek verdiği ‘Göç ve Sonuçları’ araştırma sonuçlarından çıkardığı bilgilerden derlediği yazı dizisi, Diyarbakır merkez Bağlar, Kayapınar, Sur ve Yenişehir ilçelerinde göç ile gelenlerin mevcut durumlarını ve düşüncelerini ele alıyor.

 

Bilindiği gibi, 1990’lı yıllarda çatışmaların yoğun olduğu dönemde, kırsal alandan yanı köyden kente büyük bir göç vardı. Gerek devletin resmi rakamları, gerekse bölgeye gelip araştırma yapan siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin verileri olsun,  Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 3 bin 500 dolayında köy ve mezranın boşaltıldığını, binlerce faili meçhul cinayetin işlendiğini, kimine göre 350, kimine göre 750 bin, kimine göre ise daha fazla bir nüfusun göç ettiği gerçeğidir.

 

Aslına bakarsanız 1990’lı yıllarda çatışmaların yoğunlaştığı dönem ile bu araştırma arasında en temel fark, o dönem kırsal alanda yaşanan çatışmaların kentlere sıçraması ve kentlerde bir iç göçün yaşanması olarak görülebilinir. Yani 1990’larda Diyarbakır, Van, Urfa, Mardin gibi merkezlere kırsaldan göç yaşanırken, bu kez söz konusu kentlerin bir mahallesinden bir mahallesine, bir merkez ilçesinden diğer bir merkez ilçesine göç yaşanıyor.   

 

Bunun dışında ise, göç zedelerin sorunları o günde aynıydı, bugünde aynı. Çünkü en temel sorun yine yoksulluk ve bunun getirdiği sosyo-ekonomik sorunlar yumağıdır.

 

Bu son araştırmadaki en çarpıcı sonuçlardan biri de göç zedelerin neredeyse tamamının, ‘Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci’, ‘Müzakere Süreci’, ‘Çözüm Süreci’ veya ‘Barış Süreci’ni desteklemiş olmaları ve yeniden böylesi bir sürece geçilebilmesi için gerekli olanları şartları sıralamış olmalarıdır.

 

Araştırmanın ortaya koyduğu diğer en önemli sonuçlardan biri de, kente değişik nedenlerden ötürü yıllar öncesinden gelen, kentte yaşadıkları zorluklara rağmen, çoğunlukla burada kalma yönünde görüş ortaya koyarken, özellikle yaşlılar ve işsizlik yaşayanların ise geri dönüşe daha sıcak bakmasıdır.

 

Tüm bunlar gösteriyor ki, bir göç gerçeğimiz var ve bu gerçek çok önemli sorun ve sonuçlar ortaya koymaktadır. Çünkü doğdukları yerlerde üretici olan insanlar, kentlerde tüketici konumuna düşüyor. Kırsalda göç arttıkça kentlerdeki sorunlarda artıyor.

 

Bu arada Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) Diyarbakır’ın Sur ilçesinde sokağa çıkma yasakları nedeniyle evlerinden göç etmek zorunda kalan ailelerle ‘Diyarbakır ili Sur ilçesinde yerinden edilen ailelerin temel haklara ve kamu hizmetlerine erişimi’ projesi kapsamında yaptığı görüşmelerin sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı.

 

DİTAM’ın sokağa çıkma yasakları esnasında yerinden edilen Diyarbakır’ın merkez Sur ilçesinden göç eden 500 aile ile görüşüp hazırladığı raporda, çatışmaların üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen 60 çocukta ‘travma sonrası stres bozukluğu’ belirtilerinin tespit edildiği ve ayrıca Diyarbakır’da bulunan diğer sivil toplum örgütlerinin 500 aileden sadece 4 aileye yardım ettiğini tespit etti.

 

Halbuki çatışmaların yaşandığı dönemde, ortalıkta dolaşan onca sivil toplum örgütü, her gün onlarca, yüzlerce aileye yardım ettiklerini iddia ediyorlardı. Ama DİTAM’ın araştırması bunun çürütüyor. Bu da şunun gösteriyor, kendisine sivil toplum örgütü veya hayırsever diyen bazı kişiler, böylesi durumu fırsata çevirip göç zedelerin hakkını yemeleridir.

 

 

Sevgiyle kalın.  

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.