Metrolife
Celal Çİftçi Aslml
  • 12.10.2015
Ercan AKKAR

Ercan AKKAR

Bombacılar Adıyamanlı çıkmasın mı?

Bir ülke düşünün ki, seçimle gelmiş ancak, seçimle gitmek istemeyen yöneticileri, son birkaç yıldan bu yana hak, hukuk, eşit koşullarda yaşam, adalet, parasız eğitim, barış-kardeşlik gibi insancıl taleplerde bulunan vatandaşını dinleme-anlama ve ortak çözüm bulma yerine baskı, korku ve meydanlara çıkmasını engelleyen bir anlayışa sahip olsun.

Bir ülke düşünün ki, organize suç örgütü lideri olmaktan hüküm giyen Sedat Peker adındaki bir kabadayı, Rize’de miting düzenleyip, MHP'yi eleştirip ülkenin bugünkü durumundan sorumlu olan, ama bu sorumluluğu hiç bir zaman üstlenmeyen AK Parti'ye destek isteyerek, ‘oluk oluk kanları akacak’ diyebilme cesaretini kendinde bulabilsin.

Bugünlerde başta Kürt coğrafyası olmak üzere hemen hemen her yerden oluk oluk kan akıyor. Asker, polis, gerilla, sivil, korucu toprağa düşüyor, halklar arasındaki uçurumun derinleşmesi için milliyetçilik alabildiğince körüklenerek oya-ranta dönüştürülmeye çalışılıyor.

Şimdi Ankara’da da oluk oluk kan aktı. Tıpkı daha önce Diyarbakır’da, Suruç’ta aktığı gibi…

Ankara’da da, Diyarbakır ve Suruç’ta olduğu gibi barış isteyen, kardeşlik isteyen, hak hukuk isteyen, eşit koşullarda yaşam isteyen güzel insanlar, alçakça-haince yapılan planlar, kurulan pusularla kalleşçe katledildiler.

Yaşanan sanki bir filmin devamı gibi… Diyarbakır’la başlayan, Suruç’la devam eden, Ankara’yla noktalanan…

Ankara’nın failleri de, Diyarbakır’da, Suruç’ta olduğu gibi Adıyamanlı, aranan ve de aynı zamanda IŞİD mensubu çıkarsa hiç şaşırmayacağız. Çünkü aklı başında her kez artık bu ucuz ve kanlı oyunu tahmin edebiliyor.

Diyarbakır ve Suruç olaylarından sonra Adıyaman hakkında sayfa sayfa haber ve yorumlar yapıldı, siyasi partiler raporlar hazırladı. Geldiğimiz nokta da ne haberlerin, ne yorumların, ne de raporların ciddiye alındığını görüyoruz.

Mazlum-Der Adıyaman Şube Başkanı Hidayet Aktoprak, o dönem bir gazeteye verdiği röportajda, Kasım 2013’te Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesi’nde görevli polislerce ziyaret edildiğini ve kendisinden Suriyeliler için yardım istendiğini söyleyerek,“Yardım çalışmasına siz de katılın dediler, Biz de dedik ki; biz Suriyeliler için zaten yardım topluyoruz. Yardımları da ya kendimiz kamplara götürüyoruz, ya da resmi kanallarla gönderiyoruz. Aralarından biri, ‘Sadece Suriyeli sığınmacılar yok ki, başkaları da var’ dedi. Hemen anladım. ‘Biz yardım toplayacağız, sen bunları IŞİD’e, El Kaide’ye verecek onları besleyeceksin. Biz şimdi veririz ama sen 6 ay sonra 1 sene sonra gelip, bizi IŞİD’e yardım ve yataklıktan içeri atarsın. Olmaz bu iş’ dedim. Hiçbir şey demediler gittiler” şeklinde konuşmuştu.

Yine o dönem CHP’nin kamuoyunda neredeyse hiç tartışılmayan çok önemli bir Adıyaman raporu vardı. O rapordan bazı tespitler de şöyleydi:

-“Suriye’den ambulanslarla Türkiye’ye yaralılar getiriliyor.Bu ambulanslar dönüşte, Türkiye’den genç militanları götürüyor. Türkiye ve Suriye arasında mekik dokuyan gençlerin 20 TL karşılığında sınırı geçtikleri yönündeki iddialar bulunuyor.”

-“Bazı kahvehaneler ‘IŞİD İrtibat Noktası’ haline gelmiştir. Örgütün eleman devşirdiği bir diğer temas noktası ise kentteki bazı camilerdir. Özellikle Maraşlılar Camii’nde ve Fatih Camii’nde dışarıdan gelen ve camilerde sohbetler ile cihat yanlısı çağrıda bulunan kişiler bulunmaktadır. Bu duruma cami hocalarının göz yumduğu anlaşılmaktadır. Bir cami hocasının, kendisine bu durumu şikâyet eden bir aileye ‘Sen bu işe karışma, bunlar dışarıdan geldiler, devlet gönderdi. Yakında giderler’ dediği belirtiliyor.”

-“Annelerine çarşafa girme baskısı yapan çocukların, camide namaz kılan babalarına ise ‘devletin imamının arkasında namaz kılınamayacağı’ gerekçesi ile ‘sizin yolunuz yol değil, Hak yoluna gelin’ diye çağrıda bulundukları anlatılmaktadır.”

-“Dikkat çekici bir diğer nokta, Suriye’ye giden gençlerin birkaç ay sonra geri dönmeleri ve bir süre Adıyaman’da kaldıktan sonra tekrar Suriye’ye geçmeleridir. Sürekli gelip gittikleri halde Emniyet tarafından bu kişiler hakkında bir işlem yapılamamıştır.”

-Diyarbakır bombacısı olduğu iddia edilen Orhan Gönder’in ailesinin, çocukları evi terk etmeden 6 ay önce, Diyarbakır’daki patlamadan ise yaklaşık bir yıl önce 2014 yılında Emniyet’e gittiği ve şikayette bulunduğu belirtilmiştir. Ancak buna karşın Emniyet güçleri tarafından bir adım atılmamış ve ‘suç işlemediler ise bir şey yapamayız’ denilerek durum geçiştirilmiştir.”

Daha fazlasına gerek var mı? Herşey gün gibi orta da…

Şimdi sormazlar mı, başta MİT olmak üzere istihbarat teşkilatları nerede?

Canlı bomba veya bombalar, Diyarbakır’ı, Suruç’u geçtik, başkent Ankara’da ülke tarihinin en kanlı terör eylemini ellerini kollarını sallayarak nasıl gerçekleştirebiliyorlar?

Yetkililer, ‘güvenlik zafiyeti yok’ diyor. Nasıl olur da 100’den fazla kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı bir terör saldırısında “zafiyet yok’ denilebilinir ve sorumlular ortaya çıkmaz.

Bu olayda artık sorumlular ortaya çıkarılmalı ve istifa etmeleri gerekenler istifa etmelidir.

 

Sevgiyle kalın. 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.