DEDAŞ
sur yapı
  • 26.07.2017
Doç.Dr. Celil Abuzer

Doç.Dr. Celil Abuzer

Şu "Aydın!"larla Sınavımız

Adam kendinden daha aydın, daha üstün bir kişilik tanımaz ve burnundan kıl aldırmaz. Kaf dağında yaşar. Ayakları yere basmaz. Yüzde doksanı Müslüman olan bir toplumda yaşar ama Kur'an'dan rahatsız olur mesela...

Bunlar kendilerini seçilmiş, ayrıcalıklı kişilikler olarak görürler. Her yerde bulunabilir bunlar. Üniversitelerde, Askeriyede,  Medyada, Bürokraside, İş dünyasında, özellikle de ağır akçeli yerlerde...

Toplumun kaymağını bunlar götürür ama bu topluma yük olmaktan başka bir katkıları olmaz.

Gerçekte aydın bu mudur, nasıl bir kişiliktir aydın, gelin biraz anlamaya çalışalım:

Aydın, içinde yaşadığı, ait olduğu topluma karşı, toprağa karşı sorumluluk bilincinde olan kişidir. Bu sorumluluğun bilincinde olduğu sürece ve bu bilincin gereğini yerine getirdiği ölçüde aydındır. Bunun için de toplumunu tanıması, anlaması, onlarla hemhal olması gerekir.

Kendi fildişi kulesinde oturarak ahkam kesmek, toplumunu hakir görmek, onların sevinçlerine-acılarına ortak olmamak, "Bunlar adam olmaz" babından sürekli eleştiri dili kullanıp hakaretler yağdırmak bir aydın duruşu ile bağdaşmasa gerek..

Sahada olması gerekiyor aydının... Yaşanan hayatlara dokunması, müdahil olması, süreçlere, olay ve olgulara tanıklık etmesi gerekiyor.

Aklınız çalışıyorsa, kalbiniz kurumamışsa, vicdanınız işliyorsa insanınıza karşı kayıtsız kalamazsınız.

Çünkü aynı zamanda aydın, gören, anlayan, sentezleyen ve geleceğe dair olabileceklerle ilgili öngörülerde bulunabilen bir kişiliktir. Toplumunun geleceğine dair ışık tutar, uyarılarda bulunur, yol gösterir. Bunu başarabildiği ölçüde görevini yerine getirmiş olur.

"Bana ne" deme lüksü yoktur aydının...

Aydınlar, toplumlara yön verirler. İnsanların ufkunu açan projeler, düşünceler üretirler. Sorun olmaktan ziyade sorunları çözen, çözüm önerileri sunan, yapıcı olan rol model kimselerdir onlar...

Ne yazık ki toplumumuzda bu tanımlara uyan "aydınlarımızın sayısı tatmin edici seviyede değildir. Ortada bolca "Ben de aydınım" madunda rol çalan insancıklar var elbette... Ama çoğunlukla bunların kendi toplumuna yabancı, saygısız, toplumsal değerlerine düşman tavırlar içerisinde olduğunu görürüz.

Atilla İlhan, Türk aydınını değerlendirirken; "Türk aydını dediğimiz kişi batının manevi ajanıdır" diyordu. Maalesef, Tanzimat’tan bu yana bu hakikat çok değişmemiş ve biz hep bir "Aydın krizi" yaşamışız. Tanzimat’tan sonra, Osmanlının Batı ile arasındaki açığı kapatmak için "gitsin Batının ilmini, bilimini öğrensin gelsin, topluma katkı sunsun" diye gönderdiği neredeyse her bir öğrenci, kendi toplumuna, toplumsal değerlerine yabancı olmuş, düşman olur hale gelmiştir.

Cemil Meriç; Tanzimat’tan bu yana yaşadığımız krizleri, hatta neredeyse bütün tarihimizi aydınların adanmışlığı/aldatılmışlığı, hainliği ile açıklar.  Bunun yanında elbette gerçek aydın tanımına uyan örneklerimizin de olduğunu söylememiz gerekir. Ama bunların tesiri sınırlı kalmıştır.

Mesela bunlardan bazılarını, yüzde doksanı Müslüman olan bir toplumda yaşayıp da hayatında bir kere bile olsun eline Kur'an-ı Kerimi alıp da bakmamış, okumamış olan ama İslam'a, Müslüman'a söz geldiğinde saymadığı hakaret bırakmayan kimseler olarak görürsünüz...

Yeri geldiğinde mesela bu tipler; diğer dinlere, dini sembollere, dini kişiliklere hoşgörü ile sempati ile bakarken sıra İslam'a, Müslüman'a, İslami sembollere geldiğinde kırmızı görmüş boğaya dönerler.

Bu gibi kişilikler bu topluma ne verebilir? Nasıl bir katkı sunabilir Allah aşkına?

Bu toplumda, bu topraklarda yaşıyoruz. Ülkemizin, toplumumuzun kalkınması adına sorumluluklarımız var. Yeri geldiğinde toplumun derdiyle dertlenmek, sevincini-acısını paylaşmak, kendisini birazcık olsun aydın gören herkesin görevi olmalı. Karşıdakini dinlemeden, anlamadan, ne istediğini bilmeden hiçbir soruna sağlıklı çözüm üretemezsiniz.

Bu bakış açısı, bu yaklaşım tarzı, elbette ki gördüğün yanlışlara sessiz kalmak, müdahale etmemek anlamı taşımıyor. Yanlışlar ifade edilirken yöntem ve kullanılan dil, üslup son derece önemlidir. Kaş yapayım derken göz çıkarmamalı insan...

Son tahlilde, Ülke olarak, toplum olarak çok zor süreçlerden geçiyoruz. Burada toplumun her katmanına görev ve sorumluluklar düşmekle birlikte özellikle  "Aydın sorumluluğu, duyarlılığı" daha bir önem arz ediyor.

Toplumların yarınına yön verecek olanlar aydınlardır. Bir toplumu kendi emelleri doğrultusunda yönlendirmek isteyenler de öncelikle o toplumun "aydın zihnini" kontrol etmeye, yönetmeye çalışırlar. Bunu başardıklarında da amaçlarına ulaşmış olurlar ve kale içeriden fethedilmiştir artık...

Şu son zamanlarda yaşadığımız sorunları, olayları bir de bu pencereden okumaya çalışın derim.

Saygılarımla... 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.