• 02.03.2013
Dilek Çiftçi

Dilek Çiftçi

Türbanlılar Yarasa mı?

Post-modern darbe diye bilinen 28 Şubatın 16 yıl dönümündeyiz.

 

Sayın Başbakan "Çocuklarımız başörtüsüyle okuyamadı. Yurt dışında okumak zorunda kaldılar. Türbanlılar Suudi Arabistan'a dediler. Daha da ileri gittiler imam hatiplilere yarasa dediler. Muhtar bile olamaz dediler. Ama geldik Başbakan olduk"

 

O yıllar aynen Sayın Başbakanın dediği gibiydi. Hatta daha da ötesi vardı.

 

 

 

96 yılı, iktidarda Refah yol Hükümeti bulunuyor. Şimdiki Sayın Başbakan da o dönemin İstanbul Belediye Başkanı. En önemlisi yaptığı icraat ve konuşmalarla göze çarpan isim.

 

Yine o dönemler tarikat ve liderlerinin parlak dönemi…

 

Rahmetli Erbakan konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verir. Bundan sonra gündemi tarikatlar işgal edecektir. Halkın din adına hizmet eden tarikat ve liderlerine olan güveni sarsmak ve şeyhleri gözden düşürmek için planlar kurulur, tuzaklar hazırlanır ve düğmeye basılır. Gündeme Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz ve gözü yaşlı bir kurban Fadime şahin dramı bomba gibi düşer. Artık yolda yürüyen türbanlılara Fadime Şahin-(ler) diye sözlü tacizler yapılacaktır. Durum bunla da kalmaz. Gündemi sarsan bir olay daha gerçekleşir. Sincan Belediyesi Kudüs gecesi diye bir tiyatro düzenler. Askerler dört gün sonra Sincan sokaklarında tanklar ve çelik zırhlı araçlarla geçiş yaparlar. Bu olaydan sonra Belediye Başkanı ve tiyatroyu sunan ekibin bir kısmı tutuklanır.

 

İslamofobi devletin sinir merkezlerine irmiştir artık. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral 'irticaPKK'dan daha tehlikelidir.der. O dönemin terörü de “irtica”  yani dindar kesimdir. Orduda da tasfiyeler başlar. Eşinin yâda ailesinden birinin başörtülü olması, namaz kılması yâda dinini öğrenmek için bir araya gelmesi artık irticai bir suçtur. Bundan dolayı ordudan atılanlar, fişlenenler, açığa alınanlar olacaktır. Müslüman halka karşı bir paranoya oluşmuştur artık. Bu süreci de 28 Şubat takip eder.

 

İşte o dönemlerde inancımızdan dolayı gerici, yobaz, yarasa ve örümcek kafalı olmak gibi çirkin sözlerle hepimiz suçlandık. Öyle ki, imam hatiplilere sizden olsa olsa imam ya da ölü yıkayıcılar olur, denildi. İşte Müslüman’ı sövmek cüretini gösterenler ne hazindir ki naaşları da gerici, yobaz diye kınadıkları Müslümanların önüne gelmeden toprağa girmedi. İmam hatipliler onca engele rağmen kendilerinden sadece imamlar, ölü yıkayıcılar olmayacağını, tam tersi devletin her kademesinde yer alabileceklerini de kanıtlamış oldular.

 

Sayın Başbakanın dediği gibi:

 

“ Muhtar bile olamaz dediler. Ama geldik Başbakan olduk"

 

O dönemde onca yasak ve engele rağmen Rabbimizin inayeti ve ezilen Müslüman halkın desteğiyle Başbakan oldunuz. Ogünleri ne siz ve nede bizler unutmadık. O günleri yâd ederken acılarımıza, sıkıntılarımıza tercüman olmanız işte bizden biri, ailemizden biri ve en önemlisi kendimizden biri olarak görmemize sebep olmuştur.

 

İmam Hatipli hem de dini inancını kuşanmaktan dolayı 28 Şubat mağdur olmanın cürmünü sizlerde çektiniz bizlerde ve ülkemin dindar insanı da. Siz bizim için İnançlı, muhafazakâr, imam hatipli, iyi bir hatip ve en önemlisi dava adamı olmakla bir ekoldünüz. Siz bizdendiniz, bizde sizdendik.

 

O günden bugüne ne değişti.

 

Sizin gelmenizle çok şeyler değişti.

 

Türkiye değişti. Türkiye gelişti.

 

Gladyo, ergenekon, balyoz davası derken, kendi halkına 12 Eylül,28 Şubat gibi darbeleri reva gören devletin vesayet rejimini alt-üst etmeyi başardınız. Kısacası derin devletin darbecilerine darbe indirdiniz. Bizde sizle gurur duyduk.

 

Yalnız, AKP Hükümeti olarak 3 dönem iktidarda tabirinizle ustalık döneminizde, olmanıza rağmen, hala başörtünün mağdur olması, özgürlüğüne kavuşamaması ve 28 Şubatın etkilerinin,12 yıllık iktidarlığınız da süre gelmesi size inanan bizler için hayal kırıklığı olmuştur. Kamu da çalışan başörtülü bacım ya peruk takıyor yâda başını açmak durumun da kalıyor ve bunlar sizin ustalık döneminiz de oluyor. Kamusal alanda Başörtüye özgürlük getirmediğiniz gibi, eğitim hayatın da kıyafet özgürlüğüne başörtüyü dâhil etmediniz.

 

Bu vatanın evladı olup ta başörtüsünden dolayı üvey evlat muamelesi görmeye ve yapılan çifte standartla türkü, kürdü, arabı, lazı, çerkezi, gürcüsüyle 28 Şubatın bedelini ödemeye hala devam ediyoruz. Bizim bağrımızdan kopan, bizimle aynı sıkıntıları yaşayan, aynı inancı kuşanan, aynı dünya görüşünü paylaşan, sözleriyle dertlerimizin tercümanı olan siz, ne yazık ki bizim size sahip çıktığımız gibi başörtümüze sahip çıkamadınız.

 

Biz sizi sahiplendik ve sahiplenmekten de vazgeçmedik. Sizde bizim başörtümüzü sahiplenmekle mükellefsiniz.

 

Hz. Ömer halife olarak minbere çıkışın da

 

“Ömer eğilirse ne yaparsınız” diye sorar.

 

Bu sorunun cevabını zayıf vücutlu bir sahabe oturmuş olduğu yerden fırlayarak kılıcını çeker ve şöyle der.

 

“Ya Ömer! Eğer eğilirsen, hak yoldan saparsan, seni kılıçlarımızla doğrulturuz.”der.

 

Aristokrasi çarkının içinden gelenler halkı tanıyamazlar. Halkı tanımayanlar ise hakkı tanımaktan uzaktır. Bizde kalemimizi hem halkı, hem hakkı tanıyan biri olarak size hak yolu ve haklarımızı hatırlatmaktan yana kullandık.

 

 

 

Selam ve dua ile…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.