Metrolife
  • 06.10.2010
Dilek Çiftçi

Dilek Çiftçi

Türban siyasi bir simgemidir?

Bu günlerde haberlerde en çok rastladığımız konulardan biride her zaman ki gibi çözülmeyen ve yahut çözülemeyen başörtüsü yani bir takım siyasilerin deyimiyle türban.

Partilerden biri “Başörtüye karşı değiliz ama türban siyasi bir simgedir” diyor. Ekran karelerinde de bu sözü destekleyen rahmetli Benazir Butto’nun yarım örttüğü ve yarı saçının göründüğü başörtülü görüntüleri yer alıyor. Türban deyince de üniversiteli kızların başındaki saçın tamamını örten başörtü gösteriliyor. Güya buda dini inanç ve ya Allah’ın emrinden dolayı değil de siyasi bir simgenin adı olan türban imiş. M.K Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanımın başörtülü resimlerini hatırlar mısınız? Zübeyde hanımın da başörtüsü bütün başını örtmüş ve sadece yüzü görünmekte ve bu örtünme şekline de halk deyimiyle dolama denmekte. Benim nenem de aynen bu şekil örtülüdür. Şimdi Rahmetli Zübeyde Hanımın sırf bir tel saçı görünmüyor diye başörtüsüne siyasi simgemidir diyeceksiniz?

Yok, biz o başörtüye karşı değiliz türbana karşıyız. Yalnız siyasi simgedir dediğiniz türban aslında o günlerden bugüne gelen ve zaman zarfı için de değişip modernleşerek klasiklikten ve gelenekten çıkmış bağlama tarzı ve şekilleriyle de modernize olarak şehir hayatına ayak uydurmuş ve yapılan isim değişikliği ile de türban adını almıştır. Çağa uyan adları ne kadar değişirse değişsin özün de her zaman başörtüdür. Nasıl ki 60’lı 70’li yılların kıyafetleri günümüz de değişikliğe uğrayıp her defasında moda diye başka bir şekille önümüze sunuluyorsa, başörtüde o günde bugüne zamanın değişikliğine uğrayarak karşımıza çıkıyor.

Bakalım Allah’u Teala emrettiği yahut şöyle mi desem farz kıldığı örtü emrini bizlere Yüce kitabı Kur’an-ı Kerim’de hangi ismi kullanarak açıklıyor.

Mümin kadınlara da şöyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Ziynet yerlerini açmasınlar. Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar. Ziynet yerlerini kendi kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah’a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin” umduğunuza nail olasınız”

(En-Nûr, 24/31).

Bu ayetin kastettiği ziynet yerlerinden maksat, kadının güzellik unsurunun en önemli parçası olan saçı, yine ziynet ve aksesuarla süslenen bölüm kulak ve gerdan kısmı kastedilmektedir. Ayetin devamın da“ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar” kısmı da bu bölgelere işaret edilmiştir. “Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır”. Yani görünen el, yüz ayağın örtünmesin de bir beis yoktur.

Safiyye binti Şeybe şöyle anlatır: “Biz Âişe ile birlikte idik. Kureyş kadınlarından ve onların üstünlüklerinden söz ettik. Hz. Âîşe dedi ki: Şüphesiz Kureyş kadınlarının birtakım üstünlükleri vardır. Ancak ben, Allah’a yemin olsun ki, Allah’ın kitabını daha çok tasdik eden ve bu kitaba daha kuvvetle inanan Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nitekim Nur suresinde

“Kadınlar başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar…” ayeti inince, onların erkekleri bu ayetleri okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kız, kız kardeş ve hısımlarına bunları okudular. Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, Allah’ın kitabını tasdik ve ona iman ederek başörtüsü hazırladılar. Ertesi sabah, Hz. Peygamberin arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başları üstünde kargalar vardı” (Buharî)

Burada ki “Sanki başları üstünde kargalar vardır” mecaz anlamda kullanılan cümlede kastedilen, karganın gagası ve gözü dışında kalan bölgeler nasıl tüyleriyle kapanmışsa, örtünme ayetinin inmesiyle Ensar kadınları da “…kendiliğinden görünen müstesna…”olmak üzere bütün bedenlerini örtmüşlerdir. Bu örtünme şekli de Ensar kadınlarını faziletli kılmış ve takvaca Kureyş kadınlarından bile üstün sayılmışlardır. Resulullah (s.a.v)zamanındaki pratik uygulamada Ensar kadınlarını örnek alan Birçok kadının çarşaf ve yahut cilbab giymesinin nedeni de budur.

Allah’ın emirlerine saygısı ve sevgisi olan herkese saygımız ve sevgimiz vardır. Ayette denildiği üzere“Rabbinizin hangi nimetini yalanlayabilirsiniz” (Rahman Süresi)

Ve ayet devam ediyor.“Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar” dikkatinizi çekerim burada türban denilmiyor, Başörtü deniliyor ki bu ayet inmeden önce o zamanın geleneksel örtüsü yine var. Yalnız bu ayetle Allah örtünmenin şeklini belirliyor. Kısacası şu anki türban dedikleri örtünme şekli Allahın farz kıldığı örtünme şeklidir. Yani Kuranın bahsettiği başörtüdür. Demek ki aslın da türban dedikleri siyasi bir simge değildir. Aslında başörtüsünün modernleşmiş yeni adıdır ve başörtü de dini inancın ve Allah’ın emrine itaatin göstergesidir. Bundan dolayı da siyasilerin de basamağı olmamalıdır.

Örneğin etek derken biz bayanlar ne diyoruz. Dar etek çan etek, mini etek, uzun etek, kat kat etek, yırtmaçlı etek vs. vs. ama kimse mini etek giyen bayana üstünde ki eteğe “Bu bulicindir” demiyor. Sonuçta etek uzunda olsa kısa da geniş de olsa darda olsa etek etektir. Başörtü de yarım da örtse, tam da örtse, leçekte yapsa dolamada yapsa, bohçada yapsa başörtü başörtüdür. İsim kargaşası yaparak halkın zihnini bulandırmakla nereye varılmak isteniyor.

Doğrusu insanın diline şunları söylemek geliyor. Kadına ait nesneleri bile siyasi malzeme olarak kullandığınız ve kadının örtüsünden bile siyaset yaptığınız yeter. İnsanların özgür iradelerine bu kadar baskı yapılmaz ki. Başörtülü yahut ta sizin deyiminizle türbanlı hanımları eğitim ve kamusal iş alanlarında baskı yaparak açmaya iten sizler değil misiniz?

Dinimiz de kapalı bir bayanı açmaya ve yahut açık bir bayanı da zorla kapamaya bile müsaade etmemiş ve “Dinde zorlama yoktur” demiş. Kişi sadece dini tebliğ edebilir. Hidayetse Allah’tandır. İnanıp inanmamak ta kişinin kalp ve vicdanına kalmış. Yani vicdanlara ve hür iradelere kimse ambargo koyamaz. Sonuçta herkes iradesinde özgürdür. Seçme ve seçtiği hayatı yaşama hakkı da vardır. Siz kalkıp yaşama hakkını, kendi kişiliğini geliştirme ve eğitim hakkını sırf başörtülü yahut sizin deyiminizle türbanlı diye elinden alacaksınız. Kişinin hür iradesine de ambargo uygulayacaksınız sorunu sorunlar yumağına çevirip işi çıkmaz hale getireceksiniz. Bu da yetmiyormuş gibi birileri de çıkıp “Biz başörtüye değil, türbana karşıyız” diyecek. Uzun lafın kısası, Pes! Yani,

Bu kadar başörtümüzün dile düşmesinden, bize bile gına geldi. Rahmetli Turgut Özal zamanın da başörtü serbestti de ne oldu. Sizin deyiminizle Türkiye İran mı oldu. O kadar Amerikan hayranı olan bizler giyimimizden- kuşamımızdan tutun da, makyaj malzemelerimize varana kadar hepsi Amerikan malı markalar değil mi? Tükettiğimiz gıdadan ve içeceklerden tutun da birçok bur ger salonları hep Amerikan patentli değil mi?

 Bilim-kurgu, macera ve aşk sinemalarıyla ve çizgi filmleriyle bizi ekran karşısına bağlayan sinema sektörü kısaca Holiwwut yapımı değil mi?  Yine tabelalarda mağaza, restoran, cafe isimlerinin telaffuz etmekte güçlük çektiğimiz, öyle ki Amerikalaşıcaz diye Türkçemizi bile katletmeye başladığımız birçok kelimeler İngilizce kökenli değil mi?  

Dil olarak revaçta olan İngilizceyi öğrenmek ve sular seller gibi konuşmak birçok insanımızın hayali değil mi?  Öyleki bir zamanlar cebimizde TL yerine dolar taşıdığımız günleri ne çabukta unuttuk. Yaşayışımız her şeyimiz onlarla aynı bir farkımız inancımız yani dinimiz kaldı.  Doğrusu şu satırları yazarken aklıma şu da gelmedi değil bu kadar Amerika’yı bağrımıza basıp içimize almışız. Ama hala bizi Avrupa birliğine bile almaş değiller

Neyse sadede gelelim şimdi biz bu kadar benzerliğe rağmen “Türkiyeli değil de Amerikalı mı olduk”Ne kadar saçma bir söz değil mi? İşte başörtü birtakım siyasilerin deyimiyle türban, bazı kişilerin gözünü o kadar korkutmuş ki “Burası Türkiye, İran değil” demeye kadar götürmüş. Eğer denilenler doğru olsaydı biz bir başörtüyle İran olana kadar yukarıdaki saydıklarıma Amerikalı olurduk. Yani diyeceğim artık boş, lüzumsuz kuruntularla senaryo yazmaktan Allah aşkına vazgeçin.

Bunu derken aklıma ne geldi biliyor musunuz? Rahmetli Turgut Özal. Allah gani gani rahmet eylesin. Mekânını cennet olsun. Onun zamanın da başörtü sorunu veya türban gibi bir kavram kargaşası yoktu. Şimdi ise yıllardır başörtü sorunu var. Demek ki biz yıllardır rahmetli Turgut Özal’ın icraatlarını aşmayı, geçmeyi ve sollamayı bırakın yetişememişiz bile… Rahmetliden sonra ileriye gideceğimize onun icraatlarının gerisinden geriye gitmişiz. Şu an başörtü sorunu çözülmeye başlıyor gibi yani yıllar sonra Rahmetli Özal zamanında ki icraatlara yeni yeni ulaşmaya başlıyoruz. Eee… İnşallah başörtü veyahut siyasilerin deyimiyle türban sorununun kalktığı günleri de görürüz. En önemlisi de kadına ait nesnelerin artık siyasi malzeme olmaması şahsım adına en büyük temennim. Sağlıcakla kalın ve Allah’a emanet olun.

Selam ve dua ile…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.