• 10.05.2018
Dilek Çiftçi

Dilek Çiftçi

Önce kalplere düşmeli 'cemre'

Allahım, ülke olarak nereye gidiyoruz böyle.

Bugüne kadar hiç böylesine kutuplaşmamış ve bu kadar birbirimizden nefret eder hale gelmemiştik.

Bir cinnet halidir almış başını gidiyor ve ne yazık ki bu hal hayatımızın her alanına sirayet ederek, bizleri travmanın eşiğine getirmiş durumda.

Siyasetten, spora, kardeşliğimizden ticaretimize ailemize, toplumla olan beşeri ve dini yaşantımıza varıncaya kadar her alanda bir paradoks ile karşı karşıyayız.

Oysaki yaratılış gayesi olarak insan olmaya gelmemiş miydik dünyaya. Ve önceliğimiz de ahlak ve birbirimize karşı sevgi ve muhabbet beslemek değil miydi?

Peki, bu hırs, bu tamahkârlık, bu bencillik niye? Neyi paylaşamıyoruz. Dünyada hepimize yetecek kadar rızık ve rezerv yok mu? Dünyanın bütün serveti bizim olsa ne yazar. İnsan olmadıktan sonra...

Savruluyoruz bir yerlere. Ve korkarım ki tüm bu savrulmalar bir süre sonra tüm toplumun mahfına neden olacak. Söyleyin sahi bu gidiş nereye!

Siyasete kin ve ötekileştirme egemen olmuş.Spora  egemen olması gereken ahlak, yerini şiddete terk etmiş,.evlerimize, yuvalarımıza samimiyet ve sevgi  egemen olması gerekirken,riya ve dedikodu egemen olmuş. Ve hepsinden acı olanı ise aile mefhumunun yerini 'akıllı telefonlar' almış ve evler adeta zombi insan tipine dönüşmüş. Yani 'Yaşar ne yaşar ne yaşamaz'

Neslin en büyük ifsad hareketi olan yiyeceğimize ve içeceğimize helal egemen olması gerekirken haram egemen olmuş ve ticari anlayışımız  'nereden gelirse gelsin ancak gelsin' düşüncesine dönüşmüş.

Hayatımızın, insanlığımızın, vaktimizin her anını birbirimizin dedikodusunu yaparak, kuyusunu kazarak ve yanı başımızdaki en sevdiklerimizin kalbini kırarak yaşıyoruz.

Fikir yerini, küfür ve hakarete, nezaket ve naiflik, yerini kabalığa ve nobranlığa bırakmış.

Söyleyin bu gidiş nereye Allah aşkına nereye!

 

Oysaki bu ülkenin ve insanının kutuplaşmaya değil, birliğe ve bu birliği tesis edecek ferasete ve akla ihtiyacı var. Şüphesiz ki bu konuda görev ve sorumluluklar da öncelikle siyasetçilere düşmekte ve daha sonrada akil adamlar, toplumdaki kanaat önderleri ve hepsinden önemlisi 'ahlak ilkesi' ile ve aklıselim ile hareket etmesi gereken basın sektöründe boy gösteren anlı-şanlı büyük kalemşörlere büyük sorumluluklar düşmektedir.

Şu anda 1.Kuvvet konumunda olan medyanın yapacağı haberler ve atacakları manşetler toplumu kamplaştırmamalı ve birliğe, dirliğe ve kardeşliğin tesisine yönelik olmalıdır. Gazetecinin görevi 'trollük' olmamalı ve kalemini nefsinin önüne çıkarmamalıdır.

Bu ülkede yaşayan tüm bireyler olarak Türk-Kürt Sünni-alevi, laik, anti laik ve mezhebi ve ırkı ne olursa olsun taassup ve bağnazlığı bir kenara bırakarak emperyalist sömürü çarkına hep birlikte dur demek zorundayız. Zira bölünür ve parçalanırsak hepimiz birden yok oluruz.

Onun için Sloganik ve ideolojik kafayla hayata bakanlar ve şahsi menfaati peşinde koşanlardan, Allah'ın ilk emri "oku" olduğu halde okumayan ve akletmeyen cahill yobazlardan uzak durmak gerek. Hani şair diyor ya; “Dünya senin vatanın mı, yurdun mu?”

O halde fabrika ayarlarımıza yeniden dönerek yaratılış gayemize uygun bir hayat sürelim ve cemreyi ilk önce kalplerimize düşürelim...


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.