Metrolife baner
Günak sağ reklam
  • 24.10.2007
Dilek Çiftçi

Dilek Çiftçi

ÖLÜM GERÇEĞİ

Günlük yaşantımıza baktığımızda, ana sorunlarımızın temelini 
dünyevi meselelerin teşkil ettiğini görürüz. 
Gün gelir bu sorunlar içinde bocalarız. 
Öyle anlar olur ki, dayanma gücümüzü bile yitirir hale geliriz. 
Ama kimse çıkıp ta, ya sana ne oluyor? 
Bu imtihan dünyası! ALLAH kuluna rahatlık verdiği gibi sıkıntıda verir. 
Sana düşen sabretmek, Hayat nasıl geçici ise bu sıkıntılar, dertler, üzüntülerde 
geçici deme çabasında bulunmaz. 
Oysa yaşamı neresinde olursak olalım, hangi sıkıntılı devreden geçersek geçelim, 
muhakkak ki bu ömür sermayesinin bitiminde ölümle hepimiz tanışacağız. 
O zaman uhrevi yaşantımız için, ebedi sürecek olan hayatımız için hiçbir şey 
yapmadığımızı anlamış olacağız. 
Gerçekte hepimiz öleceğimizi biliyoruz. Ama buna rağmen ölümden sonraki 
hayatımız için hiçbir çaba sarf etmiyoruz. Ölümün hak olduğunu bildiğimiz halde. 
70–80 yıllık ömür için verilen mücadelenin % kaçını ahiretteki ebedi hayatınız için 
verdiğinizi gelin siz hesaplayın? 
Maalesef, cennet yurdundan ziyade bizler nefsi davranmamız hasabiyle, 
cehennem yurduna merdiven dayadığımızın farkında bile değiliz. 
Ya olur mu öyle şey! Diyenlerinizi duyar gibi oluyorum. 
Öyleyse kendimize dönüp nefsimizi bir hesaba çekelim bakalım. 
Kaçta kaçımız 5 vakit namazını kılıyor? Farz orucu tutup ta, 
ekstradan nafile oruç tutabiliyor? Yâda kaçta kaçımız dilini hayâsız 
kelimelerden yalan sözlerden koruyor? 
Yoksa şöyle mi desem acaba? Yalan söylemeyeniniz var mı? 
Muhafaza ediyor musunuz dilinizi? Kimsenin aleyhinde 
kötü söz (dedikodu)etmemek için. 
Haram lokma yemedim diyebiliyor musunuz? 
Emanete hıyanet etmem. Kul hakkını gözetirim. Sadaka verir ve 
fakiri de doyururum vs… gibi yapıp yapmadığınıza dair endişeleriniz var mı? 
Bilemiyorum ama galiba hepimiz, hazin bir tablo ile karşı karşıyayız. 
Maalesef bize verilen bu hayat hiç bitmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. 
Günden güne kaçtığımız, dahası korktuğumuz ölüme bir adım daha yaklaşıyoruz. 
Galiba bizler öleceğimizi biliyoruz. Ama inanmıyoruz. 
Sevdiklerimizi birer birer toprağa verirken, onlara yetişen ölümün bizlere de 
uğrayacağını unutuyoruz. 
Sevdiklerimizin ölümünü uzun bir süre kabullenemiyoruz. 
Ta ki yoklukları bir şamar olup yüzümüze çarparken, ölüm gerçeğiyle 
Bir kez daha karşı karşıya geliyoruz. En çok ölümden etkileniyoruz ama 
Hatıra getirmediğimiz şey yine ölüm oluyor. 
Öleceğimizi biliyoruz. Cennet ve cehennemin varlığına da inanıyoruz. 
Gelin görün ki yaşantımıza baktığımı da cennetlik ameller işleyip 
Cennete talip olacağımıza, nefsi ve şeytani arzular peşinden koşarak, 
Cehennem yoluna girdiğimizin farkında bile olmuyoruz. 
40–50 derecelik sıcağa dayanamayan bizler (Cehennemin)kaç bin 
Derecelik sıcağına nasıl katlanırız diye hiç düşünmüyoruz? 
Şairin dediği gibi: 
Nereye bu gidiş, bilmem nereye kadar. 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.