• 20.12.2014
Dilek Çiftçi

Dilek Çiftçi

Müslümanları tekfir edenler…

Kuran-ı Kerim ve sahih sünnet ile Hz. Peygamberimiz (s.a.v) uygulamaları ve sahabeden içtihatları dışında her görüş ve yorum yanılma ihtimali taşımaktadır.

Bu yüzdendir ki Kuranı şahsi yorumlarımızla açıklamak yerine, vahyin merkezi ve bizzat kendisi ayaklı Kuran olan Resulullah efendimiz ve önderimiz (s.a.v) nasıl yorumladığı elbette biz inananlar için büyük bir önem arz eder.

 Allah’ın elçisi şöyle buyurur. “Ben insanlarla “La ilahe illallah” deyince ye kadar mücadele etmekle emredildim. Kim “ La ilahe İllallah” derse o benden canını ve malını emin kılmıştır. Onun gizli hallerinin hesabı Allaha kalmıştır”.

Demek ki bir insanın” La ilahe illalah, Muhammed’ en Resulullah” demesi İslam beldesinde canını ve malını muhafaza altına almaya yetiyor. Peki, kişide Müslümanlıktan çok münafıklık, fasıklık, kâfirlik alameti varsa, kişiyi bu alametlerle itham edilmesi; yani tekfir edilmesi dinen uygun mudur? ,diye düşünenler için cevap Kuran-ı Kerimden geliyor.

“... Size Müslüman’ca selam verene, dünya hayatının geçici menfaatlerini arayarak: “SEN MÜMİN DEĞİLSİN “ demeyin. (Nisa:94)

Bu nedenle Akaid Âlimlerimiz “ Bir kimse kalbiyle inanmasa bile, diliyle imanı ikrar ettikten sonra kendisine Müslüman muamelesi yapılması gerektiğini” ittifakla söyler.

 Bir örnek verecek olursak: “ Münafıklığın alameti şunlardır “denilirken, kişiyi bu alametlerle itham edin denmiyor, beşeri sıfatlarınızda münafıklık sıfatına yer vermeyin uyarısı yapılıyor.

 

Hz. Peygamberimiz (s.a.v) Kuran’i metottan yola çıkarak,“Kelime-i şahadet” getiren herkesi Müslüman bilmek ve onlara Müslüman muamelesi yapmak tüm müminlerin dini vazifesidir.

Kaldı ki, Nisa süresi: 94 ayette bu duruma işaret etmektedir.

“ Kim Resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur”. (Nisa.80)

Ama görünen şudur ki bazı kardeşlerimiz Müslümanlığını her haliyle ilan eden, İslam’a hizmet eden bir kimseye, ya mensup olduğu parti ve yahut bulunduğu beşeri sistemde aldığı görevden dolayı din kardeşini” tekfir” etmeyi dini bir hak olarak görmektedir.

Buna gerekçe olarak:

 “Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (Maide:44)

 Ayetini delil gösterirler.

Hz.İkrime (r.a) bu ayeti tefsirinde şöyle buyurmaktadır.

“Hak Teâlâ’nın “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse… İfadesi hem kalbi, hem de lisanîyle inkâr edenleri içine almaktadır.

 Kalbiyle onun Allah’ın hükmü olduğunu bilip, sonrada lisanîyle onun Allah’ın hükmü olduğunu ikrar edip, buna zıt olan şeyleri yapan kimseye gelince, oda Allah’ın hükmüyle hükmetmiş ama onu bilfiil yapmamış olur. Bina aleyh böyle bir kimsenin bu ayetin hükmüne dâhil olması gerekmez…”(Tefsir-i Kebir-9/86)

Müslümanlara tekfirde bulunup, sözlerinde aşırıya kaçan kardeşlerimizin, Hüsnü zan ile dine hizmet ettiklerini düşünsek bile; 6666 ayetin tümü yerine, bir kaç ayetle yola çıkıp, ahkâm kesmek parçalı bir yaklaşımı göz önüne serer. Ayrı yeten ayet yorumlarken Resulullah efendimiz (s.a.v) sünnetini ve sahih hadislerini saf dışı tutmakla daha büyük sorunlar hâsıl olur ki, bunun tezahüründe ifrat ve tefrit olayı karşımıza çıkacaktır. Böyle olunca da ilk olarak Müslümanların birliği bozulacak; her kesimden farklı bir İslam ortaya çıkacak, bu durum ifrattan- tefrikaya, tefrikadan-husumete, husumetten-hizipleşmeye derken, binlerden, milyon kimseye yani İslam ümmetine sebep olacaktır. İşte İslam Ümmetinin yürekleri parçalayan hali ortadadır.

Bu acıdan muzdarip olan Müslüman kardeşlerim bu üzücü gidişata “DUR” demek için cuma namazı çıkışı, batılın bayraklarını yakacak; batıl devletlerde gelip vatanlarınızı yakacak. Eliniz, kolunuz bağlı çaresiz bu dramı gözyaşları içerisinde izleyeceksiniz. İşte Suriye, Filistin, Mısır örneği gibi… Ardından“ Hak geldi, batıl zail oldu” sloganları ve “Allah’u Ekber” nidalarıyla yeri, göğü inleterek sesler yükselecek; Lakin yükselmeniz gereken yerlerden çekilip sahayı batıla hizmet edenlere kendi ellerinizle teslim edeceksiniz.

“Biz hakkı, batıl üzerine atarız da, batılın beynini parçalar. Birde bakmışsın ki batıl yok olmuş”.

Evet! Batıl yıkılmaya mahkûmdur. Yalnız hak, batılın üzerine yürürse, meydanı batıla terk etmezse yıkılmaya mahkûmdur.

Müslüman ülkeler güçlenirse, kuvvetlenirse, ticaretten, siyasete, eğitimden, sağlığa, ziraattan, teknolojisine varıncaya kadar her sahada Müslüman’ın, Müslüman’ca varlığı ortada olursa, batıl’ın eli kırılmaya mahkûmdur.

Kuran’da geçen peygamber kıssaları Hak ve Batıl’a dair çok şey anlatır. Savaş Hak ve Batılın savaşıdır.  Her peygamber Allah’a davet etmiş ve mucizeleri göstermiştir. Hak dava birken;   çağın ve gönderilen kavmin ihtiyacına göre  davet metodu  farklılık göstermiştir. Her peygamber kendi bulunduğu çağın silahını kuşanmıştır. Sihir Firavunun elinde “GÜÇ” diye adlandırılırken, Hz. Musa’nın elinde “İRŞAT”  olmuştur. Her peygamber Hak dini savunmuş; ama her peygamberin mucizesi savunma silahı bulunduğu zamana göre farklılık göstermiştir.

Peygamberin mucizesi savunma silahı bulunduğu zamana göre değiştirmiştir.Bizler İslam âlemi olarak “BİR” olalım; “ÜMMET” olalım; batıla karşı “GÜÇ” olalım. Batılın attığı kuyulardan “YUSUF” olup kurtulalım. Biz Mısıra sultan olduktan sonra, Kuran ve sünnet ölçümüz olduktan sonra tüm ihtilaflar çözülür.

Resulullah Efendimiz (s.a.v) biz ümmetine tavsiyesi de bu mahiyettedir:

“Ey İnsanlar! Benden sonra birbirinizin boynunu vurmayın. Sizlere iki şey bırakıyorum. Kur’an ve Sünnetim. Bu ikisine sarıldıkça asla yolunuzu şaşırmazsınız.

Yol birdir. Metotlar farklı diye Müslümanlar tekfir edilmesi vebaldir.

 “Müminin niyeti amelinden hayırlıdır.”

Hz. Ali, şu sözleriyle ne de güzel ifade eder.

 “Bunlar bize karşı haksızlık eden kardeşlerimizdir.” ,diye… Onlar ümmet olma yolunda aileyi bozmadılar. Onlar kardeşlerine ithamlarda bulunmadılar. Her ne olursa olsun birbirine kardeş gözüyle baktılar.

 “ Siz insanlar için çıkarılmış, en hayırlı ümmetsiniz”. (Ali İmran 110)

Bu hayırlı ümmetin bireyleri olmamız dileğiyle,

 

Selam ve dua ile…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.