Metrolife baner
Günak sağ reklam
  • 07.03.2013
Dilek Çiftçi

Dilek Çiftçi

Kadına şiddete hayır…

Kadına şiddete hayır…

 

Malumunuz bugün 8 Mart dünya kadınlar günü. Dünya kadınlar gününü kutlarken en çok karşılaşacağımız sloganlardan biride hepinizin tahmin ettiği gibi “Kadına şiddete hayır” olacaktır.

 

Akıllara şu soru gelebilir.

 

Şiddete sadece kadınlar mı maruz kalıyor?

 

Elbette hayır.

 

Toplumumuz da çocuğa, kadına , erkeğe , yaşlıya , hastaya, doktora, emekçiye, öğretmene, öğrenciye, askere-polise , esnafa , basına, doğaya, hayvana ve trafikte şiddet olarak her alan da karşımıza çıkmaktadır.

 

Yalnız biz bu günün önemine binaen kadına uygulanan şiddetten bahsedeceğiz. Bunu yaparken de geçmişten, günümüze kadının içler acısı dramını da kalemimizin yettiğince gözler önüne sereceğiz. 

 

Tarih sayfalarına baktığımız da kadın ıslah edilemeyen bir varlık, tanrılara kurban edilen, necis olan, kötülüğün sembolü olarak adlandırılan, şeytan olup olmadığı tartışılan, tasarruf yetkisinin erkekte olduğu ve dilediğinde alıp-satılan bir mal olarak görmekteyiz.

 

Yine cahiliye devrinde diri diri toprağa gömülen kız çocukları, hür kadın hariç, köle hayatı süren hak ve hürriyeti olmayan kadınların oluşturduğu bu tablo,

 

Arap yarımadasın da İslam’ın doğuşuyla ve dünyaya yayılışıyla değişmeye başlıyor. 

 

1988 yılı şu anki çağdaş batı kültürünün İngiliz piskoposlarından “Dour” Vestministler kilisesinde yaptığı bir konuşmasın da

 

“Kadın erkeğin sofrasına oturmak hakkına sahip olmadığı gibi sorulmadan söze başlaması caiz değildi.”sözleriyle

 

kadının içler acısı dramının yakın çağımızda da devam ettiğini belirtiyor.

 

Oysa peygamberimiz (s.a.v) hanımıyla aynı sofrada oturmuş, aynı tastan su içmiş, aynı kaptan yemek yemiş,aynı maşrabayla yıkanmış, istişarede bulunmuş ve hatta sözleri ile de hareket etmiştir. Bunun örneğini (628)Hudeybiye antlaşmasın da yanında götürdüğü hanımı Ümmü selemeyle araların da geçen diyalog da görüyoruz.

 

Şu unutulmamalıdır ki; kadın dünya tarihinde İslam la kıymet bulmuş ve İslam’la değer kazanmıştır.

 

Ama ne yazık ki Allah’ın ayetleri ve peygamberimiz (s.a.v)  kadınlar için verdiği tavsiyeler uygulama hususun da inanan erkek için de olsa nefse ağır gelmiştir.

 

Bugün kadınların ve toplumumuzun yaşadığı sorunlar İslam’ın bilinmeyişinden ve yaşanmayışından kaynaklanmaktadır.

 

Günümüzde de erkek olmanın getirdiği üstünlük, kadının üzerinde hâkimiyet kurma içgüdüsünü tetiklemiş, Allah ayetlerinin ve peygamber sözünün önüne geçmiştir. 

 

Müslüman erkek bile Müslüman kadınına Müslüman’ca davranamamaktadır.

 

İstisnalar muhakkak vardır. Ama genele baktığımız zaman durum böyledir.

 

Kadınların hiç mi suçu yok, dediğinizi duyar gibiyim. 

 

Muhakak ki kadınların da suçları, hataları ve kusurları vardır. Yalnız bizim kasteddiğimiz kadın-erkek ve anne-baba olarak bizlere biçilen rollerde üstlendiğimiz sorumluluklara karşı duyarsızlığımız ve bu sorumlulukların sorun olarak karşımıza çıkmasıdır. Oysaki sorumluluklarını yerine getirmeyen herkes bir takım sorunların ortaya çıkmasına sebebiyet verdiği için suçludur. Kadın olsun, erkek olsun.

 

Toplumun kalitesini aile, ailenin kalitesini de eşler belirler. Eğer ki eşler sorumluluklarını yerine getirme de başarılı olurlarsa, ben merkezli olmadan sağlıklı düşünüp istişarelerde bulunurlarsa ortak ömür, ortak alan, ortak yaşam içinde hak ve hukuklarına riayet ettikleri takdirde sağlıklı ailelerden bahsetmek mümkün olacaktır.

 

Yalnız eşlerden birinin yerine getirmediği sorumluluktan dolayı tepki olarak diğerinin de sorumluluklarından feragat etmesi ve yahut karşısındakini sömürmesi anlamına gelmemelidir.

 

Sorumluluklardan kaçmak sorunu, sorunlar sözleri, sözler şikâyetleri, şikâyetler tartışmaları doğurur. Bu çıkan çatışma da araya benlik girince bizlik ve birlik ortadan kalkar. Otorite de erkeğin lehine olunca ast-üst komuta zinciriyle aileler sarsılır ve Trajediler yaşanmaya başlar.

 

Günümüzde de kadın cinayetlerinin artması ve kadınların özellikle eşleri ve sevgilileri tarafından hunharca katledilmesi bu trajedileri gözler önüne sermektedir.

 

Demek ki dünün cahiliyesi, bugünün cahiliyesi ve yarının cahiliyesi aynıdır ve aynı olacaktır.

 

Tarih boyunca kadın ve erkek arasında çatışmalar süre gelmiştir. Bugün de süre gelecektir.

 

Yalnız Özellikle şiddeti gören kesimin çocuklar ve özellikle kadınlardan oluşması tarih sahnesindeki kadın profilinin Milenyum Çağında da değişmediğine dair aşikâr bir kanıttır.

 

Bize sunulan Modern yaşamla ve sosyal hayattaki kültürel yaşamımız bir biriyle çatışmaktadır. Kadın kültürel değerler ile modern hayat arasında sıkışmış kalmıştır. Kadın soyutlanan, kimliksizleştirilen, evde farklı dışarıda farklı kimlikler arasında rol karmaşalarına sürüklenen kadın halini almıştır?

 

Eşitlik-özgürlük muştularıyla farklılaştırılan güçlü, bağımsız bir kadın olmaya yönlendirilen ve asli görevlerinden uzaklaştırılan kadın profilimi – yoksa toplumsal değerlerin dışına çıkmayıp kültür eksenli düşünen kadın profilimi daha makuldür.Günümüzde kadın bu iki kimlik arasında bocalamaktadır.

 

 Topluma sunulan modern yaşam tarzının çarkları arasında kadının asli görevleri önemini kaybetmiş ve sorunları da beraberinde getirmiştir.

 

Ata-erkil bir toplumda kadına bakış açısı modern yaşamla değişmiş gibi görünse de kadına karşı söz ve davranışlardaki tahammülsüzlük ve bunun şiddet olarak eyleme dönüşümü kadın profilinin aslında değişmediğinin işaretidir. Öyle ki olumsuz koşullara karşı söz ve davranışlarıyla direnen,yaşadığı sıkıntılı duruma baş kaldıran,hakkını aramak için hukuksal mücadele başlatan kadının bu eylemi,eşi tarafından hazmedilmeyecek ve sokak ortasın da bıçaklanarak ölümle cezalandırılacaktır.İşte buda Vahşetin ta kendisidir.

 

 Asıl sorgulanması gereken  

 

“ Bu şiddet eğiliminin önüne nasıl geçilmesi gerektiğidir”

 

Toplumumuz da kadın ekonomik bağımsızlığının olup- olmaması ve yahut eğitimli olup- olmaması şiddetin önüne geçmiş midir?

 

Maalesef hayır.

 

Sadece kadında tahammül ve tepkiler noktasında farklılıklar sergilemiştir.

 

Toplum olarak şiddete olan bu eğilimimiz bulaşıcı bir veba gibi zengin-fakir, eğitimli-eğitimsiz, inanan-inanmayan demeden toplumun her kesimine nüfus etmektedir.

 

Bizler toplum olarak nasıl bu hale geldik?

 

Ani öfkelerle nasıl canavarlaştık?

 

Kin ve nefret toplumu olmamızın altın da yatan nedenler neler?

 

Bu sorulara cevap aramalıyız.

 

Kadına şiddet ve kadına cinayetlerin oluşmasındaki etkenlerin önüne geçmediğimiz takdirde ne biz yazar-çizerlerin ve nede bunu gündeme taşıyan basının verdiği mesajların anlamı olmayacaktır. Devletin aldığı önlemler ve hukuksal alanda yapılan Ağır ceza-i yaptırımlarda işlevsiz kalacaktır. Nitekim cinnet geçiren, gözünü kan bürüyen ve sonrasın da cinayete teşebbüs eden kişi normal bir ruh sağlığından zaten söz etmek mümkün değildir. Kaldı ki ağır ceza-i yaptırımların önemini ve caydırıcılığını anlasın. Ceza-i yaptırımlar caydırıcı unsur olarak hayatımız da olmalı, yalnız çözümün kendisiymiş gibi algılanmamalı ve lanse edilmemelidir. Biz sorunun merkezine inmez ve kişinin paradigmasıyla ilgilenmezsek ve toplumun kadına olan bakış açısını değiştirmezsek ne kadın cinayetlerinin gündeme taşıması ne toplumun bu cinayetlere karşı ayaklanması ve nede devletin kadına yönelik şiddet için aldığı önlemler ve ceza-i yaptırımlar bir anlam ifade etmeyecektir. Hatta ve hatta gündeme taşınan bu olaylar yanlış hezeyanlarla kadın cinayetlerini meşrulaştırması bile söz konusu olabilir ki cinayetlerdeki artış bu görüşü desteklemektedir.

 

 

 

Bireysel çabalarla, toplumsal sorunları çözülmeyecektir.

 

Yalnız el ele verirsek, en önemlisi vicdanlara seslene bilirsek ki bu ancak dini İslam ile mümkündür. Kâinata rahmet Peygamberimiz (s.av) kadına bakış açısını doğru yorumlayıp, evrensel mesajlarla desteklediğimiz takdirde aşılmayacak sorun yoktur.

 

Allah Resulü (s.a.v)  veda hutbesi ile verdiği “Evrensel mesaj” da kadını da zikrediyor ve şu mübarek sözleriyle ümmetine sesleniyor.

 

---Ey insanlar!

 

"Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim.

 

Siz kadınları, Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emriyle helal kildiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkiniz olduğu gibi kadınların da sizin üzerinizde hakları vardır.”

 

Selam ve dua ile…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.