Novada

Bir bayan olarak kadın haklarını bahsetmiş ve savunmuşumdur. Yalnız İslam’ın kadına verdiği hakların mükemmelliğini, İslam’dan önceki din ve medeniyetlerde kadının konumunu araştırınca daha iyi anladım. Bütün inanç sistemlerinin ve İslam’ın arasındaki farkı açıklamakta, ancak karşılaştırmayla olur. Bunun için de İslam’a tabi olarak saygı ve hürmette zirveye yetişen kadının konumunu İslam’dan önceki medeniyetleri ele aldığımız zaman anlayabiliriz. Gelin geçmişe doğru bir yolculuğa çıkalım İslam’dan önceki Arap yarımadasında müşrik Arap toplumu, Hıristiyan ve Yahudiler, Roma ve Yunan, İran, Hindistan, Babil,Çin ve Mısır’daki eski din ve medeniyetlerde kadının toplumdaki yerini bakalım. İslam’ın doğuşuyla kadının hayatın da neler değişti ve İslam’ın kadınlara kazandırdıkları nelerdir.

HİNTLİLERDE KADIN=

Eski Hint inançlarında kadın ölümden de cehennemden de yılan zehirinden de kötüdür. Çünkü necistir, pisliktir.”o yüzden de kadınlarını satarlar, takas yaparlar, kumar aracı olarak kullanırlardı. Kararları şu idi; “kadın et yiyemez, konuşamaz ve gülemez.” Kadının eş seçme hakkı yoktu. Babalar kızlarını diledikleri gibi evlendirebilirler. Kadın daima erkeğe karşı ikinci sınıftı. Kız, babaya, karı kocaya, anne oğula karşı aşağılanırdı. Öğrenim kadına yasaktı. Sebep ne olursa olsun kadın kocasından boşanmayı isteyemezdi. Erkek onu boşamadan, isteğine bakmadan kadınlardan istediği kadarıyla evlenebilirdi. Kadının görevlerinden biri de kocası ölünce kocasının yakıldığı yerde kendisini yakmasıydı. Eğer adam birden fazla evliyse hepsinin o ateşte yanması gerekiyordu.

ÇİNLİLERDE KADIN

Eski Çin ve Japon geleneğin de kadının değeri, kocasına ve kocasının akrabasına olan hizmeti ile ölçülüyordu. Erkek ailede mutlak hâkimdi. Kadın ıslah edilmesi gereken bir varlıktı. “Madem karını sabahleyin dövdün, öğleyin niçin dövmeyeceksin ki?” Şeklindeki Çin atasözü bu dönemin anlayışını çarpıcı biçimde ışık tutmaktadır.

 YUNANLILARDA KADIN
Eski Yunan medeniyetinin değişik dönemlerinde kadın şeytan gibi pislik sayılırdı. Kadının ağzına kilit vurulup konuşmaktan meneden, et yemesini yasaklayan toplumları oldu. En akıllıları olan Sokrat “kadın dünyadaki bütün kargaşa ve çekişmelerin baş etkeni olduğunu, dıştan güzel hoş görünmesine rağmen aslında zehirli bir ağaç olduğunu, onu yiyenin zıbaracağını” savunur. 
Yunanlılarda evlilik satın alma şeklinde oluyordu. Kızın babasına mal veya para veriliyordu. Doğurduğu erkek çocuğu sayısına göre belirli bir değere sahip oluyorlardı. O zaman hiç doğurmayan veya kız doğuran kadının konumunu düşünmemiz gerekir. Kısır adam, karısıyla akrabasından birisini yatırma hakkına sahipti. Çocuk olursa koca bunu kendinin sayıyordu. Kadın kısırsa boşaması gerekiyordu. Koca karısını sebepsiz boşama ve evden kovma hakkına sahipti.

ESKİ ROMA VE HRİSTİYANLARDA KADIN 
Eski Romalılar, kadını her kötülüğün anası saydıkları için evliliği benimsemezlerdi. Kadınlara akla hayale gelmeyen işkenceler ederlerdi. Eğer kadın kız doğurursa veya sakat çocuk doğurursa, kocasının onu öldürme hakkı vardı. Kocası öldüğü zaman kadına ondan mal miras kalmazdı. Kadının ev işlerinin ihmali boşanma sebebi sayılıyordu. Kadının mahkemeye gidişi ve şahitliği yasaktı. Ortaçağda Bizans’ta en şaşalı zamanların da bile Kadının sosyal mevkisi çok düşüktü. Bizans’ta kadının durumunu kısaca şöyleydi

Kadın erkeğin malı idi.Hayat ve ölüm eşinin elindeydi.Köle olarak kabul edilirdi.Kadın önce babasının,evlendikten sonra kocasının,ölünce de oğlunun esiri idi.En medeni olan Atinalılar arasında bile kadın çarşılar da satılırdı.

1988 yılın da İngiliz piskoposlarından “Dour” Vestministler kilisesinde yaptığı bir konuşmasın da şöyle diyordu.”Bundan 100 sene evveline gelinceye kadar kadın erkeğin sofrasına oturmak hakkına sahip olmadığı gibi sorulmadan söze başlaması caiz değildi.”

YAHUDİLERDE KADIN 
Yahudiler, kadını “necis” olarak görürlerdi. Eve hapsedilir, kapkacaklara ve elbiselere bile değmesi önlenirdi. Onu alınıp satılan mal olarak telakki ederlerdi. Tevrat’ta “kadın ölümden de tehlikelidir. Allah indinde en iyi kişi ondan korunandır. Erkekler içinde binde bir olsun Allah’a layık olan bulunur ama kadınlar arasında asla!” denir. Özürlü ve kısır kadınlar kötülüklerin her çeşidine maruz kalırlardı. Evlilik satın almayla, rıza alınmadan yapılır ve boşanma hakkı sadece erkeğe aitti.

BABİLLERDE KADIN
Kadın mal gibi kullanılırdı. Çocuğunu düşürmek idamla yargılanan suçlardandı. Kadınlar, çocuğunu düşürünce intihar ederlerdi. Hayız günlerinde uzlet kadına farzdı. Öyle bir uzlet ki, sosyal hayatının hepsini kapsıyordu. Hiçbir yere çıkmaz, kimseye görünmez ve kimseye bakmaz, kimseyle yiyemez ve oturamazdı.

CAHİLİYYE DEVRİ OLAN ARAP TOPLUMUNDA KADIN
İslam öncesi toplum kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyorlardı. Bundan yakasını kurtaransa bir eşya gibi yaşardı. Miras olarak kalır, kocası ölünce evlenemezdi. Koca ise istediği kadar kadınla evlenebilirdi.

Tarihi süreçte böyle bir barbar toplumla karşı karşıyayız

----- Geçmişte kadının konumuna baktığımız zaman Dönemin din anlayışına göre kadın, kötünün sembolüydü; batıl inançlarda gerektiğinde tanrılar için kurban edilebilirdi.

Kadının ruhlu mu ruhsuz mu olduğu, şeytan olup olmadığı konusu ortaçağ filozoflarının tartıştığı konular arasında yer almıştır.

-----Karşımıza hazin bir tablo çıkıyor ve Ortaçağ da kadının konumu bir köleden farksız ve içler acısı olduğu görünüyor. Ve bu tablo İslam’ın doğuşuyla değişmeye başlıyor.

İslamiyet’in cahiliye düşüncesini parçalayıp, zulmeti nura boğarak o zamana kadar hem insanlığa hem de kadınlara verilmeyen haklar getirmiş kadını özgürlüğüne kavuşturmuştur.

Devamı yarın…



MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.