Metrolife
Novada

Bildiğimiz gibi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlandı. Dünya Kadınlar Günü münasebeti ile yapılan etkinliklerde kadın dayanışması, kadın hakları, kadının özgürlüğü, kadına uygulanan baskıdan ve şiddetten bahsedildi. Bir bayan olarak belirtmek istiyorum ki bunları konuşmak güzel ama uygulama da maalesef farklılıklar yaşıyoruz.

Misal verecek olursak yakın zaman da bir Partinin “Kadın Kolları” Allahın emri diye hanımların örttüğü çarşafları makaslarla keserek çöp kutusuna attığını hepimiz bilmekteyiz. Şimdi 8 Mart dünya kadınlar gününde kadın dayanışmasından bahsederken bu manevi mağduriyetin için de olanlar hangi kadın dayanışması diye sormaz mı insana?

Çarşaflı hanımların yanı sıra İslam inancına sahip tüm insanlara bu tutum ve davranışla hem psikolojik şiddet, hem de hür iradelerine ve inançlarına da hakaret yapıldığı bir gerçek değil midir?

Ancak bu yanlış davranıştan dolayı kimsenin partisini kötülemek ya da rencide etmek amacım değil.

Çünkü şuna inanıyorum. Hangi partiden olursanız olun bu hareketleri kınayan birçok aydın ve ileri görüşlü insanlar da var.

Buna çarşafları makaslayan bu kadınların mensup olduğu parti de dâhil. Çünkü mazlum her yerde mazlumdur. Mazlumun da dini, dili, ırkı olmaz.

Demokrasi savunuculuğu yapan insanlar için bu tutum ve davranışlar demokrasi adına olmaması gereken yanlışlardır. Ama şu da bir gerçektir ki eğer birilerinin yâda bir partinin yanın da yer alıyorsanız ne kadar aydın ve ileri görüşlü olursanız olun partinizin doğrularına ortak olduğunuz gibi yanlışlarına görsel anlam da ortak olduğunuzdur.

Bundan dolayıdır ki kurunun yanın da yaşı da yakmamak adına bu partiye mensup kişileri değil ama bunu yapan Kadın Kollarını, göz yumup ta ses çıkarmayanları ve bu zihniyette olup ta bağnazca düşünenleri esefle kınadığımı da belirtmek istiyorum.

Kadına uygulanan şiddetin her türlüsüne karşı çıkarken mağduriyetine mağduriyet eklenen tüm dünya kadınlarımıza kadınlar olarak eşit davranmaz, birlik olmaz ve yol ayrımlarına düşüp uç noktalara takılı kalırsak kadınlar gününün ve kadınlar dayanışmasının ne anlamı kalır diye açıklamayı uygun görüyorum.

Düşünün ki:

İnsan hakları bildirisinde de geçen “Yaşama hakkı, Eşitlik ve İnsanın Kişiliğini Dilediği Gibi Geliştirme Hakkını” insanın elinden alacaksınız. Sonra da Demokrasi savunuculuğuna soyulacaksınız. Sorarım size bu inandığınız görüş için de bir tezat değil midir?

Demokrasiyle yönetilen bir ülkede yaşıyorsak, demokrasinin görevi de, hakları güvence altına alıp bu hakların korunmasını sağlamaktır.

Demokrasinin temel öğelerinden ikisi “Eşitlik ve Yaşama Hakkı” ise demokrasiyle yönetilen bir ülkede bu haklar güvence altına alınmaz ve korunmaz ise demokrasinin temel öğelerinden ikisi eksik olur ve bizde o zaman özde değil ancak sözde bir demokrasiden bahsedebiliriz. Ama ne zaman ki bu haklar hak sahiplerine tam anlamıyla iade edilirse o zaman gerçek bir demokrasiyle yönetildiğimizi savunabiliriz.

Hepimiz şunu da bilelim ki kimse, bizler gibi düşünmeye mecbur değildir. Herkes kendi görüşünü anlatabilir, fikrini savunabilir. Ama hiç kimsenin (bütün görüşleri kastederek diyorum ki) kendimiz gibi düşünmesini beklememeliyiz. Düşüncelerinden dolayı da karşımızdakini yargılama hakkına hiçbirimiz sahip değiliz.

Dinimiz de bile tebliğ vardır. Ama zorlama yoktur. ALLAH bile Nebe süresi 39’u ayette şöyle der. “İşte bu hak gündür. Dileyen Rabbine dönüş yolu edinsin.”

Yaratan yarattığını bilmez mi? Rabbimiz bile gitmemiz gereken yolu bize göstermiş ama hür irademiz de serbestte bırakmıştır.

Şunu bilmeliyiz ki her insan bir dünyadır, her insan önemlidir ve değerlidir.

Aslında temiz bir gönülle bakabilirsek her insan güzel insandır.

.

Düşünün ki evladını kaybeden annenin acısını daha iyi kim anlar. Tabi ki evladını kaybeden bir anne. İki anneden, biri oğlunu askerde, diğeri de dağda kaybetse her iki annenin ortak acısı evlat acısı olmayacak mı? Biri İstanbul da Türkçe, diğeri de Urfa da Kürtçe ağıt yakmayacak mı? İkisi de evladının yasını tutmayacak mı?

Aslın da bizler biri birimizden farklı değiliz. Farklı olan gittiğimiz yollar. Yine farklılığımız görüşlerimizden çıkan ayrımlarımız ve kendi ön yargılarımızdır.

Ön yargılarımızı aşmayı başarıp empati (duygudaşlık) kurarsak, farklı kutuplarda olduğumuz halde kendimize yapılmasını istemediğimiz şeyi karşımızdakine yapmayarak daha pozitif bir görüşe sahip olabiliriz. O zaman hiç birimiz bu kadar yol ayrımların da olmaz, bölük pörçük dağılmaz ve karşı karşıya gelme durumunda kalmayız.

 

Demek ki hangi düşünceden olursak olalım, hangi fikri savunursak savunalım bizler biriz. Hepimiz insani vasıflar taşıyoruz. Ama en güzeli ne biliyor musunuz? Hüsnü zan yani güzel düşünce sahibi olabilmek ve ön yargısız bakabilmek. İşte bu bakış zamanla insana engin bir görüş verir. Düşüncelerimizi dar kalıplar içine sığdırmaz ve dar bir bakış açısıyla baktırmaz. Böylelikle birbirimize ve düşüncelerimize saygı duyar ve insanlığımızı kaybetmeden güzel davranışlar da bulunmakla da aramızda ki soğuk duvarları yıkabiliriz. Peygamberimiz (s.a.v)

Dediği gibi “Ey Allahın kulları kardeş olunuz”

 

Selam ve dua ile…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.