• 28.02.2013
Dilek Çiftçi

Dilek Çiftçi

Bugün 28 Şubat…

16 yıl önceydi. Yıl 1997 İstanbul İmam Hatip Lisesinde mesleki ders öğrencisiyiz. Hepimizin bildiği o meşhur 28 Şubat sürecinin olduğu dönem. O zamanlar ne olduğunu bilmediğimiz türlü, türlü oyunlar dönüyordu Muhafazakâr Kesim üzerinde.

 

Yine O dönemlerde gündeme bomba gibi düşen bir kavram İrtica. Anlamını dahi bilmediğimiz ama hayatımıza giren ve zaman içerisinde öğrendiğimiz bir kavram.

 

Peki, neydi irtica!

 

İrtica; sözlük anlamı “gericilikti”. Dinini yaşamak isteyenler gericilikle itham edilecekti. Rabbinin hoşnutluğunu kazanmak için mensup olduğu dinin emir ve yasaklarını öğrenip amel etmek isteyenler eğitimde, kamusal alanda ve ordu içerisinde “İrticai” suçlu olarak adlandırılacak, fişlenecek ve hatta sürgün bile edilecekti.

 

Hem de % 99’u Müslüman olan bir ülkede.

 

Bu zihniyet için büyük bir tehlike arz eden ve ileriki safhalarda da“İrtica ile Mücadele Eylem Planının” da ön hazırlık devresi olacaktı. Evet, ülkemin dindar insanını artık büyük bir sınav bekliyordu.

 

28 Şubat 1997 MGK bir toplantı yapar. Bu toplantıda alınan kararlar o zamanın hükümetine bildirilir. “Kararda, laiklik için yasaların uygulanması istenir. Tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB'e devredilmelidir. 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran Kursları denetlenmelidir. Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalıdır. Kıyafet kanununa riayet edilmeli, kısaca Başörtü yasağına uyulmalıdır. Kurban derileri derneklere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı,” deniliyordu.

 

Din yaşamaktı. Bu zihniyete göre de Dinini yaşamanın da bir bedeli olmalıydı. Dinsiz bir nesil yetiştirmeye niyet edenler, işte o zamanlarda inancımıza, örtümüze, eğitimimize ve sosyal hayat içinde var oluşumuzu engellemek adına her alanda tüm yekûn ambargo uyguladı.

 

Büyük Üstat Mehmet Akif’in dediği gibi,

 

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

 

“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

 

Dolayısıyla Dindar bir nesli silmek için düğmeye basılmıştı.

 

Yıl 1999 Kulaktan kulağa Başörtü yasağının bazı yerlerde uygulandığından söz ediliyordu.

 

İstanbul İmam hatip Lisesinde son yılımız. Üniversite sınavlarına hazırlandığımız ve ÖSS sınavına başörtülü öğrenci alımının son kez gerçekleştiği ve Okul hayallerimizin de bittiği dönem… Bu dönem dindar bir neslin, eğitimden silindiği dönem,

 

Yine bu dönem bir Jenerasyonu sırf inancından dolayı eğitim kurbanı yapıldığı dönemdi.

 

Sosyal hayatta inançlı ve manevi değerlerine bağlı dindar bir nesli silmek için yapılanlar gün gibi ortada işte bir kısmı...

 

Başörtüsü yasağı 2000–2001 öğretim yılından itibaren İmam Hatip Liselerinde de uygulanır. 
Başörtüsü yasakları 2001 yılı ocak ayında M.Ü. İlahiyat Fakültesi'nde de uygulanmaya başlanır. 
2002 yılı sonunda yasağın uygulanmadığı hiçbir üniversite kalmamıştır.

 

Başörtü yasağı ile eğitim hakkımız elimizden alınır.

 

Ya okumak için açılacaksın, yâda evinde oturacaksın. Bizim senle sorunumuz yok, senin inancınla sorunumuz var.

 

Bu da yetmez. Kamusal alanda hizmet hakkında elinden alınacak. Sen avukatlık yapamazsın. Doktor, öğretmen olamazsın. Çünkü sen başörtülüsün.

 

Başörtünü At  –Oku ve Çalış. O zaman Eğitim ve hizmet kapısının dilediğinden gir.

 

Tabiî ki dediğimiz gibi bir şartla, Başörtünü Aç ve At.

 

Nice bacılarımız direndi. Niceleri de teslim oldu çaresizce…

 

Yıllar sonra neden okumadın diyenlere şu sözlerle cevap verecektik.

 

Bizler okumak için uğraş verirken, o dönemin zihniyeti de bizlerin okumaması için uğraş veriyordu.

 

 

 

Ama nasıl ki sizlerin dindar bir nesil üzerinde planlarınız vardı. Rabbimizin de sizin üzerinizde planları vardı. Gün gelecek İmam hatipli biri Başbakan olup başınıza Lider olacak, canım vatanımı din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” sloganıyla tek yürek olmaya çağıracaktı.

 

Bu birlik ve beraberlik mesajları bu vatanın bağrından kopan kurtuluş savaşında türkü, kürdü, arabı, lazı, dadaşı, tatarı, çerkezi, gürcüsüyle bu vatanın her karış toprağını kanıyla sulayıp ve o şahadet kanını bayrağa veren ve o al bayrağın renginde hepimizin şahadet kanı olan bayrağımızla, evet biz tek milletiz.

 

Selam ve dua ile…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.