SINAV OKULLARI
  • 16.02.2015
Dilek Çiftçi

Dilek Çiftçi

Ben evladımı ne çileyle büyüttüm…

Gündeme bomba gibi düşen ve yüreklerimizi yasa boğan bir haber…

Özgecan Aslan, 20 yaşında, hayatının baharında Psikoloji bölümü okuyan öğrenci bir genç kızımız. Eve dönerken, bindiği minibüs de namusuna saldırılmış ve kendini müdafaa ederken katledilerek hayata gözlerini yummuş ve kimsenin başına gelmesini arzu etmediği hazin bir sonla karşılaşmış…

İçimizi burkan ve en çok yaralayan hayalleri, umutlarının peşinden giden genç kızımızın,

eğitim hayatını bitirip mesleğini elde etmek isteyen geleceğin doktoru, belki öğretmenini bekleyen hazin son oldu.

Resulullah Efendimiz (s.a.v) “ Bir kadınla, bir erkek baş başa kalırsa; üçüncüsü şeytandır.” diye buyurmuştur.

O şeytan ne kadar kötü bir dosttur.

İşte şeytanın tuzağına düşüp, nefsi ve vahşi içgüdülerinin esiri olmuş bir acizin, evine gitmek üzere minibüse binen ve sonun da tek müşterisi kalan genç kıza, kurduğu kötü emellere teşebbüs etmek için aracın yolunu değiştirir.

Yüce ALLAH buyurur:

” Sakın zinaya yaklaşmayın! Çünkü o çirkinliği meydanda olan bir hayâsızlıktır. O çok kötü bir yoldur. (İsra:32)

İşte günahları dengeleyen haya duygusu, namus şeref şuuru olmazsa denge bozulur. Kalplerde ALLAH korkusu olmazsa insan canavarlaşır.

Başına gelecekleri anlayan genç kız, kendini ve namusunu müdafaa için saldırgana biber gazı sıkacaktır. Bu durum karşısında genç kıza karşı, öfkelenen ve gözünü kan bürüyen caninin genç kızı bıçaklayarak öldürmesi ve cesedini dere kenarında bir çukurda hunharca yakarak katletmesi vahşetin boyutunu gözler önüne sermektedir.

“Kim bir Mümini kasten öldürürse cezası ebediyen kalacağı cehennemdir. ALLAH ona gazap etmiş, ona lanet etmiş ve onun için büyük azap hazırlamıştır.” (Nisa: 3)

 

Zalimler için yaşasın cehennem…

 

Evet, sonuç; yüreği yangın yeri olan bir anne, tecavüze uğramış, bıçaklanmış, cesedi yakılmış bir evlat ve evladına yapılan kıyım karşısın da bağrı yanık, aciz ve yüreği acı dolu bir baba.

Birde tecavüz olayını dans ederek protesto eden bir kadın kitlesi vardı.

“Koyun can derdinde, kasap et derdinde” dedikleri de bu olsa gerek.

Kızının cenazesinde evladını yitirmiş annenin dudaklarından acıyı katmerleyen bir söz dökülür

“Ben evladımı ne çileyle büyüttüm”.

Bu söz alır da insanın acılı yüreğine bir hançer vurur. Çünkü bu söz bağrı yanık anaların sözüdür. Ve bu söz evladı mazlum olsun, yâda zalim olsun, her yüreği yaralı annenin sözüdür bu.

Kimi anne der, kimi ana…

Kimi daye der, kimi dake…

O anne ki 9 ay 10 gün evladını karnında taşıyan, canıyla, kanıyla evladını besleyen ve doğururken evladı için ölümle burun buruna gelen, doğumuyla dünyası şenlenen, göğsünde emziren, ayağında sallayıp ninniler söyleyen, hastalandığı zaman üzerine titreyen, geceleyin nöbet bekleyen, tırnağına bir zara gelmesin diye gözünden sakınan canını yitirmiş bir anne.

Hangi dil, din, ırk derseniz deyin anne yüreği aynıdır.

Bu sözler bağrı yanık bir annenin gözü gibi sakındığı evladına yapılan kıyımı, kız evladını yitiren babanın kahrını, hemcinsi olan biz bayanların da acısıdır.

Hepimizin arzusu bu cinayeti işleyen faillerin, hak ettiği ağır cezai yaptırımlara çarptırılmasıdır. Buna idam mı dersiniz, müebbet mi yoksa hadım etmek mi ne derseniz deyin. Yeter ki yüreklere su serpen bir ceza verin.

Selam ve dua ile…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.