• 19.03.2014
Dilek Çiftçi

Dilek Çiftçi

AK Parti İktidarı ne yaptı?

Ülke olarak maalesef zor bir süreçten geçiyoruz. Operasyonel odaklar tarafından, ülkemiz büyük bir kaos ortamına doğru sürüklenmeye çalışılıyor. Refahiye ile başlayan eylem, Gezi Parkıyla devam etmiş, hedefine ulaşamayan eylem biçim değiştirmiştir. Operasyonel öğeler tarafından 7 şubat da Mit Müsteşarı Hakan Fidan’ın gözaltına alınmasıyla yeni bir süreç başlamış, 17 ve 25 Aralıkta yapılan operasyonlarla,diğer adı darbe girişimleriyle Ak parti hükümeti dizayn edilmek istenmiştir. Bu süreci izlerken halk ve devlet olarak kirli ve karanlık bir yapı ile karşı karşıya olduğumuzu tahmin etmek zor değil sanırım.

 

Fesat ocaklarının bütün ufku karartacak şekilde eş zamanlı çalıştığını hesaplarsak sürece ilişkin sil baştan yeni bir analiz yapmakta fayda görüyorum.

 

Paralel yapı nedir?

 

Son zamanlarda Başbakan Erdoğan miting meydanlarında ve TV programlarında sıkça "Paralel Yapı"denilen bir oluşumdan bahsediyor.Peki nedir parale yapı.Paralel yapı "devlet veya hükümet içinde,meşru olmayan devlet" anlamına geliyor.Yani devletin sinir merkezine sızan ve devlet içinde bir devlet oluşturan yapıya "Paralel Yapı" deniliyor.

 

Peki,ülkemizde böyle bir yapı var mı?

 

Devlet zirvesinin ismi olan Başbakan Erdoğan, böyle bir yapının varlığından söz ediyor.

 

Başbakan Erdoğan'ın böyle bir söylemi gerçekleştirmesinin yanında, istihbarat denilen biriminin kuvvetli delil ve raporları olmaksızın mesnedsiz iddiaları dile getirmesinin münkün olmayacağını hepimiz biliyoruz.

 

Nitekim hergün farklı farklı çıkan şantaş,montaj kasetlerinin de,bu yapılanmayı ve Başbakanın sözlerini desteklediğini görüyoruz.

 

Başbakan paralel yapıyı ne zaman farketti?

 

Başbakan:

 

"Mit Müsteşerı Hakan Fidan’ın "Oslo Barış Görüşmeleri" nedeniyle gözaltına alınmak istenmesi üzerine, paralel yapı denilen oluşumu fark ettiğini belirtiyor.İşte süreç bundan sonra başlıyor.

 

Çözüm Süreci hedef miydi?

 

Çözüm sürecinin sabote edilmek istendiğini Başbakan Erdoğan 4 ay öncesinden şu sözleri ile işaret ediyor.

 

”Önümüzdeki 4 ay boyunca plan, proje, vizyon değil; sadece fitne üretecekler. İçerden yâda dışarıdan ellerine ne geçerse fırlatacaklar, Türkiye düşmanlarıyla bile işbirliği ile üzerimize saldıracaklar”.

 

Çözüm süreciyle yaşadığımız barış atmosferini,birlik ve beraberliğimizi ve huzur ortamımızı bozmak, süreci yıpratmak, sekteye uğratmak için yapılanlar gün gibi ortada.

 

Nitekim Başbakan Erdoğan,4 ay önceden bu saldırılara karşı uyanık olma hususunda halkımızı uyarmıştı.Artık devlet ve millet olarak ne kadar büyük bir komlo içerisinde olduğumuzu varın siz düşünün.Dolayısıyla Başbakanın sözüne istinaden çözüm sürecinin de hedefler içerisinde olduğunu anlamamız gerekiyor.

 

Milli güvenliğimiz tehdit altında

 

AKP hükümeti ve Başbakan Erdoğan’la birlikte, milli güvenliğimiz de büyük bir saldırı ve tehlike içerisindedir. Şu an siyasi iktidara karşı iç ve dış mihraklar el ele verip, yasadışı dinlemelerle savaş açmıştır. Bu öyle bir savaş ki mahrem alanına girilmiş. Taciz, şantaj, montaj ne deseniz var. Ses kayıtlarını montajlayarak hükümete kumpas kuranlar, stratejik telefon görüşmelerini servis yapanlar sadece Erdoğan’ı değil Milli güvenliğimizi servis yapmıştır. Şu an milli güvenliğimiz yara almıştır.

 

Bundan dolayıdır ki Başbakan Erdoğan bu süreci “İstiklal Mücadelesi “olarak değerlendirmektedir.

 

Yolsuzluk iddiası doğru mu?

 

Dışarıdan destekli operasyon el odakların 17 ve 25 Aralıkta “Yolsuzluk ve Rüşvet” adı altında, Bakan çocukları ve iş adamlarını gözaltına almak suretiyle bir süreç başlatılmıştır.

 

Süreç dal budak sardıkça, stratejik ve siyasi komplo olduğu ve takip ettiği minval üzere Başbakanı da hedef alarak durumun hükümete yönelik bir darbe girişimi içerdiği anlaşılmıştır.

 

Yoksa tarih, tekerrür mü ediyor?

 

Başbakan Erdoğan CHP ve Paralel yapılanmanın 27 Mayıs'ta darbe hazırlığı yaptığını belirtiyor.

 

Erdoğan"O gün Menderes'e alçakça yolsuzluk ve edepsiz iftiralar atanların; şu an aynı şekilde kendisine yapılmak istendiğini belirtiyor.O  gün Demokrat Partisine kurulan tuzaklar,oynanan oyunlar birebir benzer tuzaklar tezgahlanarak AK Parti için kuruluyor.27 Mayısta yapılanların aynısı bugünde yapılmak isteniyor.

 

"O gün Menderese diktatör diyenler bugün bana da diktatör diyor.Menderes'e gençlere öldürdü,öldürüyor diyenler,Bugün aynısını banada söylüyor.Menderes'e en alçakça yolsuzluk iftiralarıyla birlikte,en edepsiz iftiraları atanlar bana da aynısını yapmaya çalışıyor." diyen Başbakan,aslında bu sözleri ile devlet ve millet olarak başımızın daha çok ağrıyacağını dile getiriyor.

 

Gözler 27 Mart'ta

 

Başbakan'ın dediği gibi 27 Mart'ta Başbakana karşı bu komplo iddiaları gerçekleşirse,Bu kimin işine yarayacak ve bundan hangi parti nemalanacaktır.Düşünün bakalım.Ama ben söylim.Sizlerin de tahmin ettiği gibi Cumhuriyet Halk Partisi kısa adı CHP ve bu partinin Genel Başkan'ı Kemal Kılıçtaroğlu ilk akla gelen isim oluyor.

 

Düşünüyorumda bir zamanlar Deniz Baykalı da kasetlerle gönderip yerine gelen şahıs da bu değil miydi?               Bugün aynı isim,Başbakanı kasetlerle gönderip,iktidar koltuğuna yerleşmek için fitne guruplarıyla işbirliği yapıp çalışmalara mı imza atıyor.Bu şahsın yapmadığı bişey değil bu. Sandıkta bükemedikleri eli şantaş,montajlarla büküp kirletmeye çalışan bir zihniyetten de ne hayır gelir.Ne diyelim ALLAH bu yapının ve işbirlikçilerin şerrinden bizleri,devletimizi ve milletimizi korusun.(AMİN)

 

Altın madeni buldular da bizim mi haberimiz yok.

 

AK Parti için iddia edilen yolsuzluk iddiaları doğruysa insan şunu düşünmeden kendini alamıyor.

 

Onca milyar dolarlık yatırımlar nasıl gerçekleşti? IMF’nin borcu nasıl ödendi. Milli gelir nasıl yükseldi? Sağlık ve eğitimde reformlar, havaalanları, köprüler, tüneller, barajlar, otoyollar, bölünmüş yollar için kaynak nereden sağlandı? İşsizlik maaşı, özürlü maaşı, dul-yetim maaşı, bedava burs daha aklıma gelmeyen birçok hizmeti AK Parti Hükümeti denildiği gibi çalmak ve çırpmakla nasıl yaptı?

 

AK Parti kaynağını bilmediğimiz bir altın madeni buldu da, halk olarak bizim mi haberimiz yok.

 

Bundan önceki hükümetler ne yaptı?

 

Varsayalım ki birilerinin dediği gibi bu hükümet yolsuzluk yaptı. Eğer yaptıysa bu kadar icraat ve yatırım nasıl gerçekleşti. Hadi bir ihtimal hem yolsuzluk, hem de icraat olduysa o zaman AK Parti hükümetinden önceki hükümetlerin varsa yaptığı yolsuzluğu gelin siz düşünün.Nitekim bizler, halk ve ülke olarak tüm krizleri AK Parti hükümetinden önceki hükümetlerde yaşadık.

 

Geçmişte Anayasa kitapçığının masaya fırlatıldığı gün çıkan ekonomik krizi; Krizden etkilenip kepeng kapayan bir vatandaşın isyanını meclisin önüne attığı yazar kasayla mağduriyetini dile getirdiği,Yine tl. yerine, dolar ve markların cüzdanlar da yer aldığı günleri hatırlayanlarımız vardır.

 

Artı Merve kavakçı'yı ve Ahmet Kaya’nın yaşadıklarını da unutmadık.

 

Yine 28 Şubat post modern darbeyi, toplumsal, sosyal ve ekonomik krizleri hayatımızdan,geleceğimizden ve ülkemizden neleri alıp götürdüğünü de unutmadık.Halk olarak bu günlere gelmek için çok bedeller ödedik.

 

Bugün o günleri arzu eden zihniyetin bizleri gerisin geriye götürmek için kurduğu tuzaklara düşecek kadar saf değiliz.Geçmişten gelen tecrübelerimiz bu süreci aşmamızda ve neyin doğru,neyin yanlış olduğu hususunda bize yol göstereceğine inanıyorum.

 

Türkiye’nin Erdoğan’la itibarı mı arttı?

 

AK Parti hükümeti bu ülkeye çok kazanımlar sağlamıştır. İcraatları bırakın artık bu ülkede alışık olmadığımız söylemlerden, çılgın projelerden bahsediyoruz. AK Parti Hükümeti ile siyasi, ekonomik, insan hakları ve dış politikamızla Türkiye’nin çitası yükselmiştir. Buna en büyük örnek daha 4 yıl öncesine kadar Başbakan Erdoğan’ın Davos zirvesinde ”One Minute” çıkışı ve İsrail zulmünün karşısın da durmasıdır.

 

Türkiye ve Ulusal gündeme bomba gibi düşen bu haber, Başbakan Erdoğan’ın duruşu ve tutumuyla ülkemizin lehine bir siyasi zafere dönüşmüştür. Artık dünya siyasetinde adından söz ettiren, ezilen Müslüman halkın yanında olan sevilen, sayılan ve sözüne itibar edilen bir Başbakan’a sahibiz.

 

En önemlisi Başbakan Erdoğan’la ulusal alanda Türkiye itibar kazanmıştır. Bağımsız Türkiye olma yolunda, ekonomik istikrar devam etmiş ve siyasal gücümüz artmıştır. Bugün bu kalkınmayı ve büyümeyi hazmedemeyen güçler bugün Erdoğan hükümetiyle birlikte, ülkemizin aydınlık geleceğini de hedef almıştır. Şimdi Erdoğan’la birlikte AK Parti hükümetinin bunca emeğini asparagas (şişirme)haberlere kurban mı edelim?

 

Yaşam standartları zengin-fakir ayrımını bitirdi.

 

Bu ülkede kendini elit tabaka diye gören, halk deyimiyle sosyete diye tabir edilen bir kesim, lüks yaşam standartlarını kendi tekeline almış ve yıllarca bu vatanın öz evladına tepeden bakmıştır. AK Partiden önceki hükümetlerde halka eşit hizmet sunmak yerine icraatlarıyla halkı ikiye ayırmıştır.

 

Bu ülkenin öz evladı olupta üvey evlat muamelesi gören, özel hastanelere gidemeyen, hastane koridorlarında eczaneye gidemediği için saatlerce ilaç kuyruğunda bekleyen, parasını ödeyemediği için hasta ve cenazesi rehin tutulan, uçaklara binemeyen,5 yıldızlı otellerde tatil yapamayan ve en önemlisi halktan yana olmayan bir devlet düzenlemesi vardı.

 

Ne değişti? AK Parti iktidarının yaşam alanına getirdiği reformlar ve yapılan düzenlemelerle hayat standartları büyük anlamda değişti ve gelişti.Artık herkes özel hastaneye gidebiliyor,istediği eczaneden ilacını alabiliyor,uçağa binebiliyor,beşyıldızlı otellerde tatil yapabiliyor,bunlar şu an aklıma gelenlerin bir kısmı,daha ötesi de var.Netice itibariyle artık fakir halkın yaşama standartları yükseltilerek zengin-fakir arsındaki ayrımı minimuma indiğini görüyoruz. Yapılan bu reformlarla halkın refah düzeyinin yükselmesi başarılı bir iktidarın eseridir. 

 

Seçim arabaların da Kürtçe şarkılar çalınıyor. Meydanlar da Kürtçe sloganlar atılıyor.

 

Bilmem hatırlar mısınız?

 

1999 da Magazin Gazeteciler Derneğinin ödül gecesinde Rahmetli Ahmet Kaya’nın “Kürtçe albüm yapmak istiyorum” sözü üzerine Kaya hakaretlere ve yuhalanmalara maruz kalmış, çatal-kaşıklar havada uçuşmuş, hafızalardan silinmeyecek skandal bir gece yaşanmıştı. Oysa bugün Kürtçe albümü bırakın, seçim arabalarında Kürtçe şarkılar çalınıyor. Seçim meydanlarında Kürtçe söylemlerle birlikte, Kürtçe sloganlar atılıyor. TRT-6 (ŞEŞ) diye TV kanalımız, özel okullarda anadilde eğitim adı altında Kürtçe ders hakkımız var. Rahmetli Ahmet Kaya’nın yaşadıklarından yola çıktığımız da düne kadar Kürtçe konuşamayan bizlerin, bugün Demokratik Özerklikten bahsediyor olması kat ettiğimiz yolu göstermektedir. Kürtler çok büyük mağduriyetler yaşadı. Ama geçte olsa Erdoğan hükümetinin sunduğu imkânlar dâhilinde birçok haklar elde edildi.

 

Yine bu hakların devamı dâhilin de bildiğiniz gibi MGK’dan alınan kararla, hepimiz için çok önemli olan bir süreç başladı.“Çözüm Süreci” diye adlandırılan bu süreç; ön görülen heyetin İmralı’ya gitmesi ve Abdullah Öcalan’la yapılan “Oslo Görüşmeleri” , AK Parti hükümetinin inisiyatifiyle gerçekleşmiştir. Yabana atılmaması gereken bir gerçek var ki, devlet mekanizması olarak barışın muhatabı AK Partidir.

 

Biz bu süreci destekleyen ve elinden geldiğince ciddi adımlar atarak bu aşamaya taşıyan BDP’li kardeşlerimizin dediği gibi “AK Parti olmadan da barış süreci devam eder” düşüncesine katılmıyoruz.

 

Tam aksine mutabık olunan bu konuda “Erdoğan Hükümeti olmazsa barış desteklenmeyecek ve güçlenmeyecektir” diyoruz.

 

Nitekim muhalefet kanadı her konuda olduğu gibi bu konuda da muhaliftir. Muhalefet muhalif olduğu bu konuda sürece ya kendilerini dâhil etmeyecek, yeterli desteği vermeyecek ve çözüm süreci için, elini taşın altına koymayacaktır.

 

En önemlisi ,“Çözüm süreci muhatabı AK Parti olacak ve AK Parti hükümeti olmazsa çözüm süreci devlet kanalında işlemeyecektir”.

 

Barışa giden yolda devam eden "Çözüm Süreci"belirtildiği gibi sadece BDP'nin omuzların da gitmemektedir.Bu konuda mutabık olup,bu hususla ilgili “Baldıran zehri içmeye hazırım” diyen, Başbakan Erdoğan'ın çözüm sürecine verdiği desteğin yanında diğer parti liderlerinin takındığı tutumu düşünürsek "Baldıran zehri içmeye hazırım diyen Başbakana haksızlık yapmış oluruz.AK Parti sürece destek vermektedir ve vermeye de Alllah'ın izniyle devam edecektir.Çözüm sürecinin sadece eyleme ve sözel mesajlara değil,hassasiyete, duyarlılığa,metanetle ayağını yerden kesmeyecek sağlam adımlara da ihtiyacı vardır.

 

Bu hükümetle bizler, hayalini bile kuramadığımız birçok haklar elde ettik.

 

1999 TBMM’de Merve Kavakçının yemin töreni sırasın da konuşmasını engellemek için yapılan alkışları ve yuhalamaları hatırlayanlarımız vardır. Bizler halk olarak Merve Kavakçının yaşadıklarını ve başörtüye reva görülen zulmü unutmadık. Düne kadar bizlerin en büyük davası başörtü meselesiydi. Bizler başörtüsüyle okuyamayan ya da okumak için açılan ve yahut peruk takmak zorunda kalıpta mağduriyet yaşayan ,kamuda çalışamayan,seçme hakkının yanında ,Başörtüsünden dolayı seçilme hakkı olmayan örtülü bayanlar olarak çok sıkıntılar çektik. Bizler çok bedeller ödedik. Şükür ki Sayın Erdoğan liderliğinde AK Parti hükümetiyle o günler geride kaldı ve bizler bugün ülke ve millet olarak ne kadar yol kat ettiğimiz görebiliyoruz.Erdoğan liderliğinde millet olarak kat etmemiz gereken uzun bir yolumuz var . Güçlü bir hükümetin ve güçlü bir liderin başımızda olması her halükarda ülke ve millet olarak hayrımıza ve lehimize bir durumdur. Yine bizler bu hükümetle hayalini kuramayacağımız birçok haklar elde ettik.Millet olarak daha elde edeceğimiz birçok haklarımız var.

 

Erdoğan iktidarı, Türkiye için bir milat mı?

 

Her hükümetin yanlışları olduğu gibi, elbetteki AK Parti hükümetinin de yanlışları olmuştur. Ama bunlar telafi edilemeyecek, çözülemeyecek veyahut düzeltilmeyecek yanlışlar değildir.Değerli meslektaşımız, Abdurahman Dilipak ‘ın dediği gibi:                                

 

 “Eğer Ak parti giderse, yerine gelecek herhangi bir parti, Ak Partinin verdiği umudun yarısını bile veremeyecektir.”

 

 Türkiye’nin Erdoğansız ve AK Partisiz bir yol haritasıyla yola çıkması demek gelecek olan hükümetin rotayla birlikte istikamet değiştirmesi demektir ki, değişen rota ülke ve halk olarak lehimize değil, aleyhimize olacaktır. ALLAH muhafaza Türkiye’nin sürüklendiği son Suriye’den farksız olmayacaktır. Bu söylemlerim tahmin değil, yakın bir zamanda gördüğüm bir rüyanın yorumudur. İşte bunun için Erdoğan liderliğin de AK Parti hükümeti Türkiye için sanıldığından daha önemlidir. İşte mevcut hükümet ülkemiz için, halkımız için,çocuklarımızın ve aydınlık geleceğimiz için,

 

Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan olmamız için bir teminattır.

 

SELAM VE DUA İLE…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.