BEYAZGÜL
Aziz BUDAK

Aziz BUDAK

Kim daha iyi...

Günümüzün 24 saati medyada geçtiği halde gündemi yakalamakta bizler zorlanıyorken, umarım vatandaşlarımız bir şeyleri gözden kaçırmıyordur.

Bomba etkisi yapan 24 Haziran erken seçim kararı ile herkesin aklı karıştı, daha düne kadar hükümetin en yetkili ağızları seçimler zamanında yapılacak erken seçim gündemimizde değil diye beyanatlar verirken aynı kişiyi 24 Haziran kararını savunurken ekranlarda görür olduk.

İster istemez aklımıza merhum Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'in "dün dündür, bugün bugündür" sözü geliyor. Demek ki o günden bu tarihe kadar siyasette bir ilerleme kaydedememişiz ya da siyaseti en güzel tarif eden cümle olarak hepimizin aklının bir tarafına yazması gerekiyor.

Bekleyin hele, sıralayacağım inciler o kadar çok ki; hükümet kanadı, muhalefet kanadı, meclis dışı ve sınırlarımız dışı açıklamalar var.

Biraz mizahi dille anlatmaya çalışsam da yaşananların toplumumuzda açacağı yaralar maalesef kolay kolay kapanacak gibi durmuyor.

 

Hükümet kanadı gazeteci arkadaşlarımızın hükümet sözcüsüne erken seçim gündeminizde var mı sorusuna kesinlikle erken seçim gündemimizde yok, seçimler yasal tarihi olan yerel seçimler için 2019 Mart ayını ve milletvekili ve başkanlık seçimi 2019 Kasım ayını vurgulayarak söylerken, 24 Haziran 2018 erken seçim kararından sonra dün bunları söyleyen kendisi değilmiş gibi, halk oylaması ile oyladığımız sisteme geçmek için neden bekleyelim gibi açıklamalar yapıyor. Gazeteci arkadaşımız da sorusunu referandum öncesi sormadı ki.

 

Gelelim muhalefet kanadına, MHP'nin hükümet yanında yer alır açıklamalarına istinaden sürekli MHP'yi eleştirip AK Partinin arka bahçesi yakıştırmasını yaparken, CHP'nin Cumhuriyetin en köklü partisi olduğunu söylerken ve en önemlisi Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a diktatör yakıştırmasını yaparken, CHP sözcüsü basının karşısına geçip, “İsimlerini okuduğum 15 Milletvekili arkadaşımız Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'nun talimatlarıyla partimizden istifa ederek İyi Partiye geçmiştir” şeklinde açıklama yapıyor.

15 Milletvekili arkadaşımız münferit olarak istifa edip, İyi Partiye geçti desende milletvekillerinin söz hakkı yokmuş gibi tepeden gelen talimatla kukla gibi hareket ettiği görüntüsünü vermesen. Sormazlar mı sana düne kadar, "Binali, İnali" tabirini kullanırken bugün ne oldu diye.

 

MHP'ye gelirsek, Fırat Kalkanı Harekâtı ve Zeytindalı Harekâtı süreçlerinde AK partiye olan desteklerini Devletin bekası ve şer odaklarına karşı bir mücadele olarak 24 Haziran erken seçimlerinde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ı destekleyeceklerini açıkladılar.

Yukarıdaki ... yere ne geleceğini tahmin ediyor musunuz?  Biraz biraz aklınızda şekillendiğini düşünüyorum. Bir kaç örnek daha yazdım mı tamamdır.

Meral Akşener'in fırtınalar koparacakmış edasıyla alanlarda kükremesine demek ki ilk önce CHP inanmadı ki 15 vekil verdi ve Yüksek Seçim Kurulu'nun kararını beklemeden mecliste gurup oluşturmasına imkân sağladılar. Çok değil daha bir kaç ay öncesi, ‘başka partiler ile ittifak yapar mısınız’ sorusuna ablamız kendi üslubuna uygun bir şekilde, “Abidik gubidik işlere girmem” ve diğer bir röportajda ise, “İyi partiyi CHP ve HDP ile yan yana getirme çabası çok çirkin, çok saygısız ve çok ayıp” bulduğunu açıklamıştı. Be mübarek bir siyasi liderden önce bir bayansın, bir eşsin ve bir anasın neden daha uygun bir dil seçmezsin? Gerçi başlıktaki... için tek yadırganmayacak kişi de Meral hanım.

 

Gelelim külleri dahi bir tarafa savrulmuş Saadet Partisine. Geçmiş yıllardaki siyasi çizgilerine bakıldığında asla yan yana göremeyeceğimiz CHP ile yakın temastalar, CHP'nin gücünden faydalanarak bir yerlere gelirim derdimi, yoksa Cumhurbaşkanımızı devirme derdimi şuana kadar anlamış değilim. Diğer taraftan şu soruda aklıma geliyor, parti başkanları seçmenlerinin fikrine bakmaksızın şahsi fikirleri ile mi hareket ediyorlar.

Geçmiş Cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi 1980 ihtilalı öncesi ülkemizi ikiye bölen ülkücü ve solcu seçmenlerin partileri ortak bir Cumhurbaşkanı adayı belirleyerek ve o dönemde “kan uyuşmazlığı veya gömlek olmadı” sözleriyle Ekmeleddin beyin adaylığını keskin bir dille istemeyen CHP'li seçmene rağmen aday gösterildi.

Şu anda aynı senaryoyu tekrar gündeme getiriyorlar. Burada ortak aday göstermek isteyen partilerin gözden kaçırmaması gereken nokta; gösterilecek adayın hangi siyasi düşünceye yakın olacağı. Çünkü seçilir ise; yakın olduğu siyasi parti ile ilişkileri daha iyi olur. Hiç bir taraf demesin ki bizim adayımız tarafsız olacak.

 

İnternetin biz vatandaşlar için en güzel yanı, dün kim ne söylediyse bugün önümüze getirebiliyor olmamız. İçişleri Bakanımız, Kültür Bakanımız ve Tuğrul Türkeş'in başka partilerden geçtiğini tekrar hatırlatan paylaşımlar sosyal medya da dolaşıyor ve bu durum bize şunu gösteriyor; hepiniz aynısınız hiç biriniz diğerinizden farklı değilsiniz.

 

Daha önceki Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adayını gösterme cesaretinde bulunan HDP birçok vekillerinin ve eş genel başkanlarının cezaevinde olmasına rağmen yine kendi adaylarını göstereceklerini açıkladı. Burada esas sorun PKK terör örgütü sorumlularından Cemil Bayık'ın başkanlık seçimi ile ilgili yaptığı açıklamadır. Hendek olaylarında Kürt vatandaşların çektiği eziyet ve gördükleri zararlar daha unutulmamışken ülkemize demokrasi gelmesi için Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın devrilmesi gerektiğini söylüyor. Bu açıklama ile HDP'nin terör örgütü ile bağının olduğu fikri sandığa nasıl yansır 24 Haziranda göreceğiz.

 

Başlıkta yer verdiğim ...'ya gelirsek, bir avukatın iş hayatına atılmadan önce stajlık süresi, diğer bir meslekte çıraklık süresi olduğu gibi siyasete atılmadan önce dansözlük mesleğini icra etmek mi gerek, diğer bir deyişle dansöz olmadan önce siyaset mi yapmak lazım. Açıklamalara baktığımızda en iyi dansözden daha iyi kıvırdıkları görülüyor.

Bir dediği diğer dediğini tutmayan, bugün ak dediğine yarın kara diyen başka bir meslek grubu var mı ben bilmiyorum. Sadece siyasi bir rant için geleceğimiz dediğimiz evlatlarımızın gözleri önünde yalan söylemekten kaçınmayan büyüklerimiz bu yakışıksız davranışları anlaşılır gibi değil.

Hangi siyasi kimlikte olursak olalım, ülkemizde maalesef bir ahlak çöküntüsü yaşanıyor. Televizyonu her açtığımızda karşımızda yalan söyleyen veya dün dediğinin tam tersini bugün savunan liderlerimiz var, bu yanlıştan ne zaman vazgeçecekler.

 

Yiğidi öldür hakkını yeme atasözünün hayat bulduğu siyasetçi kimdir diye sorarsanız; bu seçim süreci olsun, kendi partisi içindeki seçimler sürecinde olsun hatta daha önceki seçimler sonrası açıklamaları, kişiliği ve dik duruşu ile örnek gösterilecek bir şahsiyet olan Muharrem İnce, 24 Haziran'da başkanlığa aday adayı olduğunu açıkladı ve Partisinin Abdullah Gül'ü aday göstermesi halinde Erdoğan'a oy veririm diyerek yürekliliğini bir defa daha gösterdi. Demek ki dansöz gibi kıvırmadan da siyaset yapılıyormuş.

Kimin daha iyi dansöz olduğu değil, kimin bu vatana ve millete daha iyi hizmet edeceği bir seçim olması ve sonucunun ülkemize, birliğimize güç katması temennisi ile saygı ve selamlarımı sunuyorum.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.