Metrolife baner
  • 06.01.2018
Ahmet ÖZTÜRK

Ahmet ÖZTÜRK

Tekfirci Olmak (4)

Hakikati idrak edemeyen bazı kardeşlerimiz, “Müslüman, Müslüman ile uğraşmaktadır, kimsenin kâfirler, ateistler Yahudi veya Hristiyanlar ile uğraştığı yok, ha bire Müslümanı tekfir etmekle meşgul olmakta” diye serzenişte bulunmaktadırlar. İlk bakışta bu fikre katılmamak mümkün gözükmemektedir. Lakin bu gerçek anlamda doğru bir tespit değildir.

Hiçbir Müslüman diğer bir Müslümanı tekfirle zaman geçirmez. Zira bir kimsenin tekfirle herhangi bir kazancı söz konusu değildir. Ne demek Müslümanın Müslümanı tekfir etmesi ve Müslüman ile uğraşması, bu akla ve realiteye aykırıdır.

Müslüman teslim olan, salim olan, Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kişidir, hem Müslüman olmak, hem de dili ile Müslümanı ısırmak olacak iş değildir.

Eğer tekfir söz konusu ise, tekfir iddiasında bulunan kişi de Müslüman ise, burada biraz düşünmek gerekir, zira tekfire yeltenen kişi en az bizim kadar Müslümandır, demek ki karşı tarafın İslâm anlayışında bazı arızalar vardır. Demek ki karşı taraf tekfire malzeme sunmuştur.

Ayrıca, kişi, kendisine zararı olan bir olgu ile uğraşmalıdır. Zararın çokluğuna göre düşmana öncelik verilir, ne acıdır ki bugün İslâm’a ve Müslümana en büyük zarar, Müslümanım diye geçinen kişiler aracılığı ile verilmektedir.

İslâm’ı tahrif eden, İslâmî kavramları bozan, hakkı batıl, batılı hak diye dayatanlar Müslümanım diyen kişilerdir. Müsteşriklerin, İslam düşmanlarının baskı ve zulümleri, yani kâfirin belirgini Müslümanın malına, canına veya ırzına zarar verebilir ama imanına asla, belki de imanını kavileştirir, ama pirincin içindeki ak taşlar misali belamların yaptıkları, dişimizin kırılmasına, imanımızın şirke bulaşmasına sebebiyet vermektedir.

Bir insanın pirincin içindeki beyaz taşlara duyarlı olması ve bunu başkalarına duyurması neden tekfircilik ve fitnecilik olsun ki?! Bilakis söz konusu beyaz taşların ayıklanması emek isteyen bir iştir. Bu, sevabı 2 kat olan bir ameldir ve asla tekfircilik değildir bilakis cihattır.

Birilerinin tekfircilik diye adlandırdığı amele, ben cihat diyorum. Namaz gibi oruç gibi ayetlerle sabit olan ve her Müslümanın duyarlı olması gereken bir farz diyorum.

Amacım kafa karıştırmak değil, belki karışık kafaların durulmasına vesile olmaktır, yıllardır bizden kaçırılan, bize öcü gibi gösterilmek istenen bu ilahî hakikati (tekfiri) tekrardan gündemimize almaktır.

Karşı durulan, aman ha aman diye saklanan tekfir, imanın ne manaya geldiği gerçeğini de beraberinde sakladı, imandan düşme tehlikesi ortadan kalkınca, insanlar istediği gibi inanmaya ve yaşamaya başladı. Derken ne karamız kara, ne de akımız pak kalabildi, karışık buruşuk bir inanç ki ne olduğunu uzmanlar bile tanımlamaktan aciz.

Tekfire karşı tavır alanların durumu, ben Müslümanım ama şeriata karşıyım diyen adamların durumu gibidir. Hem Müslüman olmak hem de tekfire karşı durmak olacak şey değil şüphesiz ama tekfiri öcü gösterme çabaları, hepimizin aşina olduğu bir söylemdir. Bu dahi kendi başına tekfire neden olan bir söylemdir.

Tıpkı bunun gibi, nasıl ki Müslüman olmak için şeriatçı olmak gerekiyorsa, iman etmek içinde tekfir etmiş olmak gerekiyor, yani tekfir olmadan iman yoktur, LA diyerek en büyük tekfiri gerçekleştirmeden, Allah demenin bir anlamı yoktur. Buna rağmen tekfire karşı durmak, muvahhitleri menfi manada tekfircilikle itham etmek, kendi kendini tekfirdir.

Bugün Müslüman toplumun aklî, fikrî yapısı ve bilgisi karışıktır. Ne dediğini,  niçin dediğini bilmeden konuşmaktadır. Dediklerinin arasında paralellik yok, deli danalar gibi kısır döngü içerisinde duvarlara çarpa çarpa beyhude didinmektedir.

Örneğin; hatibin birisi iki saat boyunca demokratik seçimlerde oy kullanmanın sakıncalarından bahsederken; “seçime katılmak zinhar caiz değildir” fetvasını vermekle kalmayıp, oy vermek vekâlet yolu ile karşı tarafa teşri hakkını tevdi etmek olduğundan, bunun koşulsuz şirk olduğunu söylemektedir. …Hoca devamla, bu iş dinden çıkmaktır, bu iş katıksız şirktir, diyerek kaçamak yollarını kapatmaktadır. El-hak öyledir.

Fakat aynı hoca efendi, konuşmasına şöyle devam etmektedir: Bu iş her ne kadar şirk olsa da, bu eylem, hernekadar insanı İslam dininden çıkaran bir iş olsa da, biz bu işi yapanı müşrik olarak görmüyoruz”. Şimdi, bu ucube beyanatını nereye koyacağız?!! Kafaların karışık deyişim bu ve buna benzer meseleler dolayısıyladır

Ya Hu! Kardeşim, bir etmenin işlenmesi dinden çıkmaksa, o işi yapan dinden çıkmıştır demektir, zina edene zani denildiği gibi, şirk koşana müşrik denilir ama kafası bulanık Müslüman kardeşim, bunu ya idrak edemiyor ya da sistem veya particilerin hışmına uğramaktan çekiniyor. Şayet bunlardan birisi değilse, bu adamın aklî melekeleri iflas etmiştir demektir.

Yapılan seçimlere halkın % 85’i katılmakta, sistemin şirk düzeni odluğunu, bu katılımlarla aldığı yetki ve güçle ayakta kalabildiğini, bunların yaptıklarına şirk denildiğini söyleyeceksin, ama oy veren bu topluma müşrik denilemez diyeceksin, bu akıl tutulmasından başka bir şey değildir.

Cengiz Han’ın kanun namesine müracaat eden Cengiz’in torunlarına müşrik diyeceksin, lâik anayasaya destek sunanları Müslüman kabul edeceksin, bunun hakikat literatüründe yeri yoktur!

Şimdi, muvahhitlerin, kendilerini İslâm’a nispet eden bazı kesimlerle neden anlaşamadıklarını anladınız mı? Mesele Fer’i ve tali bir mesele olmayıp, üzerinde durulması gereken şer’i bir mesele olduğunu artık idrak edelim.

İnşaallah konumuz devam edecektir.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.