DEDAŞ
sur yapı
  • 12.06.2017
Ahmet ÖZTÜRK

Ahmet ÖZTÜRK

KANSIZ OLUR MU?- 3

Bu yazının hitamesin de mesajın anlaşılması için  bundan önceki iki yazıyada göz atmanızı tavsiye ederim.

Bir önceki yazımızda sistem değişikliklerin yumuşak çalışmalarla gerçekleşemeyeceğini, kan akıtılarak tesis edilen oluşumların yıkılmasının ancak kan akıtılarak mümkün olduğunu misalleriyle anlatmıştık. Bu yazımızda da konumuza devam edeceğiz inşallah.

Siyasi erbaptan biri, kendisi ile çelişircesine, “Lâiklik Anayasa’da olmasın” dedi, bir başkası sistem değişikliğinden bahsetti. Bunları ibadet aşkı ile destekleyen Müslüman hülyalar görerek, “Acaba İslam devletinin temelleri mi atılıyor?” diye sevinirken, başka birileri de bu iş kansız olamaz diye böğürmekte idi…

Yaşananlar, ne İslam devletinin ayak sesleri, ne de lâik sistemin yıkılış gümbürtüleridir. Birisinin kendi iç hesaplaşması, birisinin hobisi, diğerinin de bitmek bilmeyen fobisi idi.

Ama şu gerçektir ki, lâiklik, tüm haşmeti ile ilâhlık makamında fonksiyonunu icra etmektedir. Ve Müslüman camia; siyasi oyunlarla, partisel hareketlerle, tozpembe hülyalarla, İslâm’dan uzak, İslâm devleti kurulacağı hayalleri ile avunmaktadırlar.

Öyle bir belâ ile karşı karşıya kaldık ki, iman ile beraber, tekrardan iman edebilme dirayetini, hakikati anlama melekelerimizi de yitirdik, öyle ki kapkara olgulara nur diye tapılmaya başlandı, İslâmî dinamikler onarılması imkânsız şekilde tahrif edildi.

Kurulan Diyanet, oluşan cemaat ve tarikatlar eliyle İslâm’dan gayrı yeni bir din oluşturuldu. İslâm unutturuldu, yerine üzerine millî libaslar giydirilmiş bir din dikta edildi, lâik devlete zararı olmayan, ılımlı Müslüman yığınlar oluşturuldu. İndirilen din unutturuldu, yerine devlet imkânları ile cemaat ve tarikatların eliyle uydurduğu dinler konuldu.

1920’lerde, yeni yönetimle başlayan kâbus, camilerin ahır ve kışlaya çevrilmesi, Kur’an’ın yasaklanması, Müslümanların mürteciler ve imha edilmesi gereken haydutlar olarak ilân edilmesi sürecinden bugüne dek, keder, elem ve gözyaşı, hiç dinmedi.

İslâmî çalışmalara irtica denildi, çarşaflı ve sarıklı müminler öcü gösterildi, gerici, yobaz ve softa yaftası vuruldu. İlla ki aşağılayıcı bir ifade bulunup onunla müminler hep aşağılandı. Bu böyle devam edemezdi bir yerde dur denilecekti. Bu sebeple, gerginleşen sinirler oluşan huzursuzluk patlamaya hazır öfke birikimleri, ılımlaştırılmış siyasî oluşumlar başa getirtilerek sipop ayarı verildi, sistemin idare ve sevki muvakkaten ılımlaştırılmışlara bırakılarak, iş idare edildi, bir zamanlar öcü görülen sistem laiklik ve demokrasi Müslümanlara sevdirildi, bugün olduğu gibi…

Empoze edilen uydurulmuş din sayesinde kendilerini Müslüman sayan yığınlar, “kutsal devlet”, “peygamber ocağı kışla”, “şehidimin kan rengi al bayrağım” gibi düşüncelerle hep kendisine zulüm eden bu yapıyı, celladına âşık mahkûm misali hep koruyup kolladı.

Baksanıza, İslâm ile alakası olmayan bu ülkeye, İslâm’ın en güzel yaşandığı ülke denilmeye başlandı, devlet tamimlerinin ilan edildiği camiler açıktır diye ve buralarda uyduruk kandiller, bidatler icra ediliyor diye, nerede ise asr- ı saadetin kopyası zaman dilimi diye ilan edecekler.

Ehveni şer safsatasıyla, sistemin oyununa gelerek, her dem sistemin meşruiyetine ona(o)y verilmektedir, binlerce eğri nasıl ki bir doğru etmez, bu yolda bin yıl çalışmak, bize bir arpa yol aldırmazdı. Lâkin beyinler sulandığı için bu gerçeği bir türlü idrak edemedik.

Sidik ile nasıl ki abdest ve gusul olamazdı. Onun gibi şirk içerikli metotlar ile İslâm’a hizmet edilemezdi, lakin hem sisteme onay (ona oy) vermek, hem de onun değiştirilmesini hayal etmek, adeta taptığı sistemi değiştirmekten bahsetmek, insan ve akıl ciddiyetiyle de yakışık olamazdı.

Fransızlar buradan çekilirken, yerli ve millî vekillerin eliyle yapmak istediklerini fazlasıyla gerçekleştirdiler, zira Müslümanlar, şirkin, millî ve gayri millî olanının, itikat açısından bir fark yaratmayacağını bir türlü anlayamadılar.

Artık uyanın ey Müslüman kardeşlerim! Bu yol, yol değil! Bırakın, artık siyasi kalpazanların oyunlarına gelmeyin. Muvahhit olun. Sapmayın artık çıkmaz yollara.  Allah’ın “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” emrine uyun!

Allah’ın sapık yollarla dinine hizmet edilmesine ihtilacı yoktur, o dilerse “KÜN FEYEKUN” emri ile dilediğini gerçekleştirir. Bize düşen usulünce, haddi aşmadan, karınca kararınca, ukbamız için, bu dinin hadimi olmaktır. Reisi değil…

Sadece Allah dedikleri için, milyonlarca Müslümanı hunharca katledenler, uyduruk bahanelerle devrim mahkemeleri ile ulemayı idam edenler, “Bu sistem değişmelidir” diyenlere neler etmezler ki… Bakın Sisi, elinde bir çakı bile olmayan binlerce kişiyi kurşun yağmuruna tutup 7000 kişiyi katletmedi mi?

Haklı veya haksız, HDP özerklik dediği için, devletin kolluk kuvvetleri kocaman coğrafyada taş üstün de taş bırakmadı. Ülkede Suriye’den farksız manzaralar halâ yaşanmaktadır. Kimsenin haddine midir ki bu sistem değişmelidir diyebilsin…

Bakın bu sistemin en büyük hayranlarından, bekası için dualar eden, itaat edilmesi farzdır, diye emirler yağdıran Fetüllah Gülen, sisteme değil, sadece yönetime başkaldırdığı için nasıl zîr u zeber oldu. Gerçi hak ettiği derekeye yuvarlandı. Lakin konumuz bu değildir.

Kardeşlerime nasihatimdir. Onun için diyoruz ki vazgeçin partisel hareketle sistem değişikliğinden dem vurmaya. Görmek istediğiniz hülyaları, hakikat olarak anlatmaktan vazgeçin, kendi imanınızla beraber başkalarının imanını da ateşe atmaktan vazgeçin.

Sistem ve yardakçıları, bu pastayı sana yedirmezler. Sen Müslümanca yaşa, senin görevin bu, sistemin bozuk yapısında yuvarlanmakla, İslâm’a hizmet anlayışı beyhude yere kürek çekmektir. Allah’ın hak dinini hak üzere anlat, dilerse Cenab-ı Hak, dinini egemen kılar el-hak.

Hele bir de İslâm hâkim olmalıdır de, egemenlik Allah’a ait olmalıdır de, yapabiliyorsan İslâm şeriatını ilan ediyorum de, hadi de bakalım. Görürsün akan şeyin rengini. Öyle dersen kan da akar, bela da akar. Pislik de akar. Nihayetinde burası lağımdır, ne akacağını kimse kestiremez.

Selâm ve dua ile.. Kalın sağlıkcakla…

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.