BEYAZGÜL
Ahmet ÖZTÜRK

Ahmet ÖZTÜRK

Gri Tonlama Akide

 

 

Birileri Ehl-i Sünnet akaidi dese de, benim, İslâm akidesi dediğim akaid de amel, imandan bir cüz olmadığı halde, peşinden ‘Nasuh Tevbe’ olmadan işlenen her günah, imana vurulmuş bir darbe, beyaz iman örtüsüne atılmış bir lekedir.

Amel imandan bir cüz değildir, imanlı biri herhangi bir günahı irtikâp ettiğinden ötürü, onu imandan çıkmakla itham etmek doğru değildir, yani kişi işlediği bir günahı caiz görmüyorsa onunla kâfir olmaz, zira Allah günah işleyen ve peşi sıra nadim olanlar hakkında şöyle buyurmaktadır;

“Kötülük işleyip bunun ardından tevbe edenler ve iman edenler; hiç şüphesiz Rabbin, bundan (tövbeden) sonra elbette bağışlayandır, esirgeyendir” (Araf Suresi, 153).

“Gerçekten ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım” (Taha Suresi, 82).

“Kim tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gerçekten o, tevbesi (ve kendisi) kabul edilmiş olarak Allah'a döner” (Furkan Suresi, 71).

 

Görüldüğü üzere işlerken caiz görülmeyen günah dinden çıkaran bir eylem değildir. Zira Allah günah işleyenleri kâfir olarak değil günahkâr olarak zikretmektedir.

Fakat bir kişi günahlı bir yaşamı tercih etmişse, günah işlerken utanma sıkılma ve manevi bir acı hissetmiyorsa, kişinin ismi dışındaki tüm yaşamı gayr-i İslâmî bir hayatsa, yine de bu kişiye de Müslüman demek, evvela kelimenin lügat manasına aykırıdır.

Müslüman;  İslâm’a teslim olan, hayatını Allah’ın emirlerine âmâde kılan kişi demek olduğuna göre, kendi hayatını başka bir dine adamış adama Müslim demek realiteye aykırı değil midir?

Kim neye inanırsa inansın, kim neye derse desin, ben böyle bir düşünceye de, böyle rezil bir yaşama da İslâm demeyeceğim. Zira Allah İslâm ve Müslüman kavramlarının tarifini Kur’an’da belirtmiştir.

 

İlgili ayetler şöyledir:

 “Kim İslâm'dan başka bir din (yani hayat nizamı) ararsa asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır” (Al-i İmran Suresi, 85).

 “Ey iman edenler, Allah’tan nasıl korkup sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin” (Al-i İmran Suresi, 102).

“Oysa onlar (kendilerini tümüyle Allah'a ve İslâm'a teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: ‘Allah'ın katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır.’ Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır” (Cum'a Suresi, 11).

“Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslâm’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır” (Bakara Suresi, 208).

“Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir” (Âl-i İmrân Sûresi, 19).

“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din, yol yordam nizam ve izm) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır” (Âl-i İmrân Süresi,

“(Ey Muhammed) de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun, ta ki Allah da sizi sevsin...” (Al-i İmran, 31).

 

Ayetlerde görüldüğü üzere İslâm, sadece Müslümanım demekle olmuyor, evvela sağlam bir inanış, sağlıklı amel, ittibâ ve fedakârlık gerekmektedir.

Kişinin 100 işinden 90’ı İslâm’a uymadığı halde, adı Müslüman ismi diye Müslüman kalabilir mi?

İslâm’ı birçok parçadan ibaret bir kule kabul edelim, bunun en alt temelinde olan parçayı iman, diğerlerini sırası ile amel, ilim ve ihlas kabul edelim. En alttaki katmanı aldığımızda, yani iman ve ittibâ hayattan çekildiğinde, diğer katmanların bir ehemmiyeti kalmaz, zira onlar yıkılmaya ve yok olmaya mahkûmdurlar. Bu sebeple illâ iman, illâ iman demekteyiz.

Ama bu iman nasıl olmalı, duyduklarımız veya kendi doğrularımız, ya da büyüklerimiz dediğimiz zevatın (âlim, şeyh, hoca, cemaat liderleri, Sivil Toplum Kuruluşları, anne babalarımız, okul ve çevremiz) öngörüleri ile mi oluşacak, yoksa iman etmemizi emir buyuran zat-ı ulûhiyetin emirleri, yani Kur’ânî öğretiler doğrultusunda mı olmalı?

 

İşte temel mesele burada yatmakta. İman ederken iman etmemizi buyuran Allah, imanı hangi minval üzere iman etmemizi dilediğine bakmalı ve öyle iman etmeli, aksi takdirde iman, kuruntudan başka bir şey olmayacaktır. Lakin ne yazıktır ki, bu toplumun okumuşları dâhil, iman ederken neye nasıl ve niçin iman ettiğini bilmeyen yığınlarla doludur.

Unutmayın ki iman hususunda bilmemek mazeret değildir, bilmeden de olsa yanlışa iman ettik ise kurtuluş gerçekleşmeyeceği gibi mazeretler de işe yaramayacaktır. Her şey zıddı ile kâimdir prensibine binaen madem iman diyoruz, imanın zıddı şirk ve küfrü de bilmemiz ve sakınmamız gerekir.

Bizdeki sıkıntı; imanı bozan şirki bilmiyor ve gereken önemi vermiyor oluşumuzdur. Zira en büyük sıkıntı toplum bireylerinin şirki oluşturan durumlar bir tarafa, şirkin kelime anlamını bile bilmiyor olmasıdır. Bu da bilmeden imanın elden uçması demektir.

 

Kişi küfrü gerektiren bir hal üzerinde olsa bile onun teviline bakmak lazımdır, kişi dili ile ‘ben Müslümanım’ dediği sürece her halükarda Müslüman kalır demek kadar bağnazca bir düşünce düşünülemez. Bu tablo karşısında bu adamlar İslâm’dan zerrece anlamıyorlar demek hakkımdır.

Ve yine bazılarının dediği gibi her şeyi ve kişiyi kadıya götürüp danışmak gerekiyor demektedirler, bunu doğru kabul etsek bile, kimi hangi gücümüzle hangi olmayan kadıya götürelim? Ortada kadı mı var ki? Kadı da kadı diye yırtınmaktadırlar. Yapmayın beyler, İslâm’ı oyuncak ettiniz, Allah’tan korkun be biraz ciddiyet lütfen.

Bir söz vardır, ‘ya siz sayı saymayı bilmiyorsunuz veya hiç dayak yemediniz’ tarzında. Bunun gibi siz ya ne dediğinizi ve nerde yaşadığınızı bilemeyecek haldesiniz, ya da iman ettik dediğiniz kitaptan bîhabersiniz. 

 

Bu şekilde düşünenler, hülyalar denizinde acemice yüzmektedirler, umarım boğulmadan kıyıya çıkarlar, bizden hatırlatılması, konuyu sonlandırırken.

Bir zatın buyurduğu üzere, ben de HAYKIRARAK İDDİA EDİYORUM. Ben, bana muhalefet edenlere her zaman mühlet veriyorum. İlk iki asrın imamlarının herhangi birinden, söylediklerime muhalif tek satır getiren olursa, ben bunu ikrar ederim. Hatalı olduğumu yine bu satırlarda beyan ederim. Benim zikrettiklerim, Kur’ân ve Sünnet’ten nakledilenlerin paralelindeki söylemlerden başka bir şey değildir.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.