• 04.09.2015
Ahmet ÖZTÜRK

Ahmet ÖZTÜRK

Ementularinda Tekfir Olmayan… (2)

Geçen yazımızda, tekfir meselesini genel hatları ile anlatmaya gayret etmiştik, bu ve sonrasında gelecek birkaç yazımızda ise tekfire muhatap olan insanların inanç ve fiillerini dert ederek, konunun leh ve aleyhinde kafayı bozmuş olanlara hak adına bir yol göstermiş olalım.

 

Tekrardan ifade edelim ki amacımız, kişileri tekfir değil, bilakis tekfire konu olan inanç, eylem ve söylemleri açıklayarak kardeşlerimizi olası tehlikelerden  muhafaza etmektir.

 

Günümüzde Müslüman camianın tenakuzlar yaşadığı en ehem meselelerden birisi şüphesiz tekfir meselesidir demiştik. Kimi zevat herkesi sıradan kâfir ilan ederken, kimileri de, İslam’ın mana ve mefhumunu algılayamadığı için, isimleri Türk veya Arap isim köklerinden olan herkesi Müslüman saymaktadır.

 

Tekfirin mahiyetini belirleyebilmek için, Müslüman olabilmenin kriterlerini belirlemekle mümkündür. Müslüman sayılabilmenin asgari şartları belirlenmeden söylenecek her söz karışıklığa neden olacak, karışıklığı olmayan deli saçmasından öteye geçmeyecektir. Mümin ve Müslüman olabilmenin şartları akait kitaplarında detaylısıyla anlatıldığını biliyoruz.

 

Onlara ilaveten şunu not düşmek gerekir. İmanın gerçekleşebilmesi için, inanılması zaruri olan şartlara iman etmekle beraber, ayrıca İslam’ın yaşanması gereken bir din, yol, siyaset, idare biçimi olduğuna inanması gerekir. İslam’ı yaşanması zaruri bir yol yöntem olarak inanmayan kişi, neye ve kime inanırsa inansın. Mümin sayılması mümkün değildir.

 

Kulluk  vazifelerini tamamını yerine getiremezse de, bu dinin yaşam dini olduğuna inanması esastır. Ve diğer sistemlerin yaşamdan soyutlanması gereğine de iman etmesi gerekir. Örneğin izmleri ve diğer beşeri sistem ve düzenlemeleri necis ve gayri meşru görmeyen kimseler iman iddiasında da bulunuyorlarsa da, bu iddiaları kuruntu olup, bu kişiler müşrik sayılacaklarından tekfir etmek vaciptir.

 

Problemlerimiz buradan yeşermektedir. Birçok kişi, inanılması gereken şartlara iman ettiğini deklere etmekle beraber, İslam’ı yaşam dini olarak seçmemeleri ve diğer sistemleri yaşamsal yol olarak benimsemeleridir. Bunu bazen dilleri bazen de eylemleri ile deklere etmektedirler

Şimdi ifrat ve tefride girmeden, yüce Allah’ın rızasını talep ederek bu konuya açıklık getirmeye gayret edelim.

 Evvela şunu kocaman harflerle not düşelim ki, bu din ve iman, kişide geri alınamaz, zail olamaz olarak tapulanmamıştır. Kişi nasıl ki tevhidi getirmekle kolaylıkla dine giriyorsa, bazı kelime söylem ve inanışlar ile o dinde o kadar kolayca ihraç olur.

 Kişi iman ettiğini deklere etmekle beraber. Zaruriyyeti diniyyeden olan herhangi bir hükmü inkâr ederse, o kişi tekfir edilebilir amaç insanları tekfir etmek olmamalı, lakin tekfiri rafa kaldırarak, insanlara iyilikte bulunduğunu düşünmek büyük bir hata olur. İnsanlar inançta sapma anında Allah korusun dinden çıkabileceğini bilmeli.

 İman, şirk ve küfür ilahi birer kavramlardır. İslam’da esas olan imandan önce şirkin olmamasıdır, şirkli bir kalbe  imanın girmesi mümkün olmaz, şirk ile iman bir arada olamaz  tevhidin başındaki “ LA “nın manasına baktığımızda, imandan önce her türlü şirkin ve küfrün reddi vardır. Kişide, imanın kalabilmesi için hangi türden olursa olsun, her türlü şirk ve küfürden beri olması ile mümkündür.

 İmanın kalbe girişi gibi çıkışanında olabileceğini unutmamak gerekir.  Zaruriyyeti diniyyeden her hangi bir emre inanmamak yada hafif görmek, zamanı geçmiş emirler olarak telakki etmek,  şu veya bu rejimlerin daha mantıklı olabileceğini ima etmek, kabul etmek, İslamdan başka hayat sistemi olarak başka nizamlarında olabileceğini kabul etmek, imanın gerçekliliğiyle çelişeceğinden, kişiyi dinden çıkarır. Ve bu türden kişilerin tekfir edilmesinde hiçbir sakınca yoktur. Örneğin zamanın koşulları diyerek ticaretin faizsiz yapılamayacağına inanmak gibi.

 

Ahirete, hırsızlık yapanın elinin kesilmesi için emir var. Bir kişi çıkar da: “Hırsızlık yapan kişinin elinin kesilmesi doğru değildir. Hapse atılması gerekir.Veya “boynunun kesilmesi lazım.” derse bu kişi açık bir şekilde: “Ben Allah’ın koyduğu kanunları kabul etmiyorum, beğenmiyorum” demese bile Allah’ın kanunlarından başka kanunları beğendiğinden, dinden çıktığından tekfir edilebilir.

 

İslam’ı hayattan soyutlayan beşeri rejimlerin bekası için çalışan, müdafisi olduğunu deklere eden kişi ve bu kişilerin yardakçıları, islamdan gayri bir nizamı benimsediklerinden bu kişilerin namaz kılıp kılmamalarına bakılmadan tekfir edilmelerinden hiçbir mani yoktur.

  İslam’a aykırı anayasa ve kanunlar ihdas edende, Allah’ın yasalarından başka yasa çıkardığı için sadece ve sadece Allah’a ait olan hüküm koyma (teşri) yetkisini kendisinde gürmüş olduğundan dinden çıkmış olur. Bu kişi, kurum yâda oluşum, bu haliyle ilahlık taslamış ve böylece Tağut olmuş olur.

Ve her kim ki, bu kanun koyucuları ve çıkardığı kanunları her hangi bir şekilde kabul eder, kutsar ve buna itaat ederse, destekler veya tekfir etmezse veya buna itaat edip destekleyenleri tekfir etmezse, oda kâfir olur.

Bu kişi Müslüman olduğunu söylese, namaz kılsa, oruç tutsa, hacca gitse yine de kâfirdir. Çünkü bu kişi, Allah katında imanın geçerli olması için gerekli olan Tağutu inkâr şartını yerine getirmemiştir. Yani tevhidin başındaki “LA”yı  söylememiş demektir.

 

Bu kişinin sıfatı ismi ve cismi ne olursa olsun, ilmi etiketi ne olursa olsun fark etmez, dinde kişilerin konumuna bakılmaz, bakılacak ve değerlendirilecek olan inancı ve inancını ne kadar koruduğu, tebliğ ettiği ve yaşadığıdır.

 Bu dediklerimizle ilgili haberi yüzlerce ayet seraheten bizlere haber vermektedir. Allah’ın kâfir dediklerine kâfir diyemem demek zaten kâfirliktir. Tekfiri gündemlerinden çıkaran Müslüman cemaatlerin bu hususu akılda çıkarmamaları gerekir. Âcizane olarak bizden hatırlatmaktır.

 Biz zahire bakarız, kalpleri bilen Allahtır esasından hareketle, kardeşlerimizin düştükleri yanılgı şu ince çizgide yatmaktadır. Namaz kılan insanın zahirene bakarak Müslüman kabul edilir ki doğrudur, zira bu adam bu namazı hangi gaye ile kılmış olursa olsun, kalbini bilme şansımız yoktur.

 Peki, ayni kişi Allah’ın emirlerinden herhangi bir emiri beğenmemezlik yapıyorsa dilleri ve fiilleri ile laik ve demokrasi havarisi kesiliyorlarsa ne diyeceğiz. Namaz kıldığı için buna “Müslüman“ demeye devam mı edeceğiz. İşte Müslüman ve cemaatlerin aşamadıkları nokta burasıdır. Tekfir ağır bir ithamdır deyip tekfire yanaşmamak, Allah korusun bizi de küfre düşürebilir, burası hassas olarak muhafaza edilmelidir.

Nasıl ki zahirine ( görünene) bakılarak kişiye “Müslüman“ diyor isek, ayni cesaretle küfrü destekleyenlere de“ kâfir“ demek te elzemdir. Zira biz onun küfrü hangi koşullarda kabul ettiğini bilemeyiz. Bilmek gibi bir vazifemizde yoktur.

 İnşallah konumuz devam edecektir…

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.