Metrolife
Celal Çİftçi Aslml
  • 06.05.2016
Ahmet ÖZTÜRK

Ahmet ÖZTÜRK

Beynin sulanması ve balık hafızalı toplum

Ünlü bir siyasetçimiz vardı, hani ince manevralarla defalarca gidip gelmeyi bilen, her devrin siyaset adamı, bazı kesimlerce de nurlu Süleyman diye iman edilen o malum kişi, ne diyordu kendisine has deyimiyle “dön dündür bugün bugündür.”

Yani o gün şartlar öyle gerekiyordu öyle yaptık, bugün konjonktür farklı, bu şekilde yapmaktayız diye, gerek bu zatın ve gerekse diğer siyasetçilerin zaman zaman bu tarzda farklı tutumlar sergilemelerini, birbirini yalanlayan ifade beyanlarını politik meslekleri icabı anlıyorum.

Varlık gösterebilmek adına, vaziyete göre kulvar değiştirmek, esen rüzgara göre mevzi değiştirmek, zaten politikanın diğer adı olduğunu da biliyoruz. Eh millet te yediğine göre ne mahzuru vardır böyle davranmanın, ne sakıncası var birader…

Bunların taklacı güvercin gibi, peş peşe takla atmalarını anlayabiliyorum da, Müslüman ve dava adamı olduklarını haykıran, cemaat lideri olduklarını iddia eden bazıların bukalemunların renk değiştirmesi gibi fikir değiştirmelerine, dön lanetlediklerini bugün kutsamalarına, zındık diye taşladıklarını bugün tavafa kalkışmalarına bir anlam veremiyor ve bir türlü akıl erdiremiyorum.

İslam’ın ak ve karaları ezelden belirlenmiş olduğuna göre, kıyamete dek değişmeyeceğine göre, peki biz neden topaçlar gibi habire dönüp durmaktayız, hak çizgide karar kılamamaktayız… Arifin biri bir dervişe sormuş, siz ne yapıyorsunuz, nasıl zikir kılmaktasınız? Derviş; biz Allah der döneriz, arif dervişin bukalemun tavrını bildiğinden nükteli bir cevapla biz bir kere Allah dedik mi bir daha dönmeyiz.

Yahu kardeşler, bir çizgide duralım, hak yolda sebat edelim, artık dönmeyin be…

Bakın kardeşlerim, mikroptan kurtulmak için sinekleri öldürmek cüzüm olmadığı için, hasmım insanlar ve hasılatında dünyalığa olmadığı için lafım kişilere değildir, sözlerim birilerini işaret ediyor olsa da…

Amacım müstekim yolda kaim olmak gerektiğini ifade etmektir.

Gayem, zamanımızdaki birçok cemaat ve oluşumun Müslümanların yararından ziyade zararına faaliyet gösterdiklerini ima etmek ve kardeşlerimi uyarmaktır Örneğin

Onlarca yıllık dini hizmetlerinde, onca kurum, kuruluş, medya ve eğitim faaliyetlerinde, imanları gereği dile getirmeleri farz olan, ama bir türlü kendilerinden duymadığımız birçok kavramı ( Tağut, Belam, bayat, şeddat, nemrut, tebliğ, şehadet vb.) kendilerine karşı bir kıpırdanma ve baskı olduğunda, bu kavramları gündemlerinden düşürmemeleri bizi bu tonda acı konuşmaya itmiştir. Bu türden zihniyete yuh olsun demek istiyorum.

En üst perdeden Serkeşlik gösterenlerin, nemrut u aratmayacak tarzda zülüm yapanların, en çirkef tarzda kumpaslarla insanları mağdur edenlerin, kendi dindaşlarına dahi acımayan bedbahtların, zor duruma düştüklerinde hak hukuk adaletten dem vurması, kendisine destek vermeyenleri lanetlemeleri, insanın düşebileceği en dip çukuru göstermektedir.

10 yıllarca hizmet serüvenlerinde Tağut, nemrut, belam, zülüm ve zalim kavramlarını telaffuz etmeyen, vahdet, tevhit, cihat ve şehadet kavramlarını gündemlerine almayan çevrelerin, birden bu kavramları kullanmaları aşağılık derekenin ne denli dip yapabileceğinin işaretidir.

Kafalarındaki x sapık doktrinlerini ikame etmek için, hiçbir hak hukuk ve edep sınırlarını tanımayan zümrelerin, İslam’dan dem vurmalarını ve bu aşağılık komploların figüranı olanların insanlığa ve İslam’a verebilecekleri zararı tahayyül etmek mümkün değildir.

Partisel hareketi meşru göstermeye çalışanların, âlim kisveleri ile düşmanın silahı ile silahlanmak gerekir yalanıyla hadisten dem vurmaları, şeytani akıl kurbanı bu zümrelerin, güdük oluşumlarının bekası için, her türlü takiyye, yalan iftiraya yönelmeleri insan denen müflisin yerini göstermektedir,

Hadis diye dayatılmaya çalışılan‘ düşmanın silahı ile silahlanma’ hadis değildir, zira beraberinde birçok tehlike ve sui istimali barındıran, İslam’ın ruhu ile çelişen bu söz hadis olamaz, bu tamimiyle safsata ve İslam dışı bir düşüncenin ürünüdür.

Kur’an, düşmanları korkutacak silâhlar hazırlamayı emrediyor. Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihat için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcasanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (8/Enfâl, 60).

Düşmanının silâhıyla silahlanan bir müminden kim korkabilir, kendisinde de aynı ve belki daha gelişmişi olan düşman neden nasıl korksun?      

Ayrıca düşman her türlü ahlaksızlık, fuhuş ve etik olmayan argüman ve silahlar ile Müslümana saldırmakta ise, Müslümanın da ayni silahı kullanması caiz olur mu? Düşmana ayni silah ile karşılık verilecekse İslam’ın üstünlüğü nerede kaldı

Düşman savaşta kadın çocuk ve yaşlı ayırımı yapmadan toplu imhalarda bulunurken, Müslüman yaş ağacı bile yok etmemekle emir olunmuştur.

Bu sapık düşüncede olan guruplar, hizmet ediyoruz derken bile ne kadar adileştiklerini görüyoruz, şantaj, bel altı vurmalar, tuzaklar, gasp ve daha yüzlerce ahlaksızlıkları nasıl ibadet aşkı ile işlediklerine şahit oluyoruz

Kendilerinden olmayan İslami gurupları, hangi düzmece delil ve iftiralar ile mahkûm ettiklerini, seslerini kısmak için ne türlü engellemeleri dayattıklarına bugün dahi şahitliğini yapmaktayız

Bu düzlemde flört edenlerin, arenada nasılda fırıldak gibi düdüklerini, bukalemun gibi kılıktan kılığa büründüklerini, kimlerle nasılda çirkefçe gerdeğe girdiklerini görebilmekteyiz.

Dün ak dediklerine bugün kara, Sıddık dediklerine nasılda zındık dediklerine, mehdi olarak gördüklerine nasılda saldırdıklarına, bitsin artık bu hasret, canan sıla beklemekte derken, şimdi nasılda 360 derece dönerek, her yerde boğazını sıkmaya yeltenenleri görebilmekteyiz

Şartlar ne olursa olsun beddua yapmak uygun değildir, bize düşen merhamet etmektir diyerek olgun abı hoca şeyh profilini çizmeye çalışanların, kendilerine dokunan zarardan ötürü, kuduz itler misali salyalar akıtarak nasılda beddualarda bulunduklarına şahit oldukça, insan denen mahlûkun düşebileceği derekeleri daha net anlayabilmekteyiz.

kafalarındaki sapık x doktirini insanlara enjekte etmek için, nasılda kutsal değerleri payumal ettiklerini, olması imkansızken, nasılda uyduruk hikaye, rüya ve zuhuratlar la peygamberi çirkin ataklarına teşrif ettiğini zırvaladıklarını görebilmekteyiz

Yazdıklarımla feto örgütü diye lanse edilmeye çalışılan cemaati kast ettiğimi zannedenler, ciddi manada yanılırlar. Belki bu zem ettiğimiz gurup ve bedduacılar arasında en masumu sayılır.

Beddua da bulunmak dua etmek gibi hakkımızdır. Hiçbir günahı da yoktur. Lakin düşmanlıkta bile bulunması gereken bir ölçüt olmalı.

Bunlarda ne ölçü nede sınır kalmıştır. alu iyalından başlayıp, kundaktaki bebelerine, doğacak zürriyetlerine diyerek başlayan beddualar ne Müslümanlığa nede insanlığa yakışan değildir.

İslam adına mücadele ve cihat ettiğini sanan zavallılar, hasımlarına o denli saldırmaktadırlar ki görünmesi gereken latefet kaybolmakta, kimin kime saldırdığını anlayamaz durumuna gelmekteyiz saldıran ve saldırılan ayni çirkin potada eriyip gitmektedirler. Balık hafızasına sahip toplum, yeni oyun ve argümanlarla yeni oyunlara gelmekte, pis ve necis emellere kurban edilmeye devam edilip gitmekte

İnşallah konumuz devam edecektir.

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Şanlıurfa’da en Başarılı Belediye Başkanı kimdir?