Metrolife baner
  • 09.11.2018
Ahmet  Örenler

Ahmet Örenler

TÜRKÇE EZAN…

Eskilerin çok güzel bir sözü vardır. Bugünkü konumuza tam uyacak, meramımızı tam olarak anlatacak sözdür. “Kişinin kendine ettiğini kimse edemez.” Gerçekten de zararın en üst noktasıdır, kişinin kendine ettiği. Ne eşi, ne dostu, ne anası, ne babası ne de düşmanları veya rakipleri veremez kişinin kendine verdiği zararı ve de tahribatı.

Fiilen ve de yasal olarak 1950’lerde kapanmış bir konuyu hangi akla, hangi fikre hizmet ettiği bilinmez bir şekilde geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz tarafından tekrar gündeme getirilip buradan siyasi puan almak istenmesi gerçekten inanılmaz bir hareketti. 1950 yılında Demokrat Parti iktidara gelince ilk icraatı o tarihe kadar Türkçe okunan Ezanı kendi özgün ve sembolik haline dönüştürmek oldu yani Ezanı Arapça haline geri getirmek oldu ki bu o tarihteki CHP yönetimi tarafından bile büyük muhalefete uğramadı. En nihayetinde varılan toplumsal mutabakat sonucunda bu tartışma o tarihte kapandı ve kapanmış olması gerekirdi.

 Ufku ve kafası hala 1950’lerde olanlar tarafından o tarihten bu zamana kadar ara ara Türkçe Ezan polemiği çıkartanlar olduysa da Öztürk Yılmaz’ı diğer emsallerinden uzak ara ayıran bir özelliği var, o da Öztürk Yılmaz’ın kendi tabanı da dâhil toplumun her kesiminden büyük tepki görmesi oldu. Kimisi ne gerek var ülke gündeminin kısır tartışmalarla meşgul edildiğinden diye, kimi hiç zamanı değil diye, kimisi de iktidarın eleştirilecek onca yanlışı varken en güçlü olduğu yerden eleştirmenin iktidar partisinden daha çok CHP’ye zarar verecek olmasından dolayı tepki gösterdi. Tepkilerin hemen hemen hepsi doğru hatta ülkenin içerisinde olduğu ekonomik koşullar neticesinde ana muhalefet partisinin halkın şikâyet ve ihtiyaçlarına ne kadar kör ve sağır olduğunu bir kez daha bizlere göstermesi bakımından son derece acı bir tecrübe daha yaşadık.

Liyakatsizliğin her türlüsünü görmüş ve alışkın olan bizlersiyasilerin “Liyakatsiz Siyasetçi” kavramının ülke literatürüne eklenmesine ve örneklerinin halk tarafından iyice anlaşılmasına yapmış olduklarıkatkı için siyasilerimize teşekkürü borç biliriz. Aslında Ak Parti Öztürk Yılmaz’a kendilerinin yıllardır dillendirdikleri “Ülkede iktidar sorunu yok, muhalefet sorunu var” söylemini haklı çıkarmaya çalıştığı için bir teşekkür borçları vardır.

İşin esas itibariyle üzerinde durulması gereken tarafı ise bir siyasi parti ve siyasetçi ülke gündemine nasıl bu kadar uzak, halkın sorunlarına nasıl bu kadar ilgisiz ve duyarsız olabilir kısmı.    Halk 16 yıllık Ak Parti iktidarında ilk kez bu kadar derin ekonomik sorunlar yaşamışken ve eleştirilmesi gereken yığınla konu varken ana muhalefetin iktidar partisine her defasında “al da at” dercesine gollük paslar vermesi en çok iktidar partisini sevindirdiği su götürmez bir gerçektir.

Monşer tavırlardan vazgeçmediği müddetçe CHP nin 60 yıl değil 600 yıl boyunca da iktadara gelmesi mümkün görünmüyor. Yazımızın başlangıç kısmında söylediğimiz gibi CHP’nin kendine ettiğini hiç kimse etmemiştir. İşin daha düşündürücü kısmı ise Ana Muhalefet Partisinin iktidara gelmek gibi bir niyetlerinin olmadığını adeta bağırdığını bizlere her defasında acı tecrübeler yaşatarak gösteriyor olmasıdır. CHPaynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemenin delilik olduğu gerçeğinin bir an önce farkına varmalıdır. 60 yıldır kapanmış bir konuyu sürekli ısıtıp ısıtıp oradan bir şeyler çıkaramadıklarını ve çıkaramayacaklarını nasıl olur görmezler ve anlamazlar akıl alır şey değil. CHP’nin  böyle giderse Ana Muhalefet Partisi statüsünü kaybedeceğini söylemek büyük bir siyasi bilgi de gerektirmeyecektir…     


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.