• 06.06.2016
Abdulkadir İKBAL

Abdulkadir İKBAL

Misbah Hicri\'yi eleştirmek şart oldu

           Yıllardır dost olarak beraber bulunduğumuz yazar Misbah Hicri'yi yayınladığı kitap veya bazı makalelerden dolayı eleştirmenin artık şart olduğuna karar verdim.Bu hakkımı şimdiye kadar mahfuz tutmuştum. Ancak bazı ibareleri okuyucuların dikkatine sunma gereğini duydum.

           Bediüzzaman derki : Bazı ibareler vardır ki bilerek veya bilmeyerek bu ibareleri kullananlar akide olarak çok tehlikeli bir alana girerler. 

            Misbah Hicrinin efsaneler ve gerçekler kitabının 42 nci sayfasında “ Ekmek (nan) doğanın insanlara bahşettiği rızkın en güzelidir diye yazmıştır. Yani bir başka ifadeyle doğa tabiat demektir. Oysa ki  Allah ekmeği bahşeder. Yoksa akılsız, kör, sağır  ve bu işleri asla yapmaya kudreti olmayan doğa bunu nasıl yapar diye sormaya herkesin hakkı vardır. Bu ifade akide yönünden son derece tehlikeli değil m?

         Aynı kitabın  82 nci  sayfasında “Hiristiyanlık dinini çıkaran ve yayan Hz. İsa” denilmektedir. Haşa hiçbir peygamber kendi yanından din çıkarmaz bu ifade hem Allah'ı devreden çıkarır, hem de Hz. İsa (a.s.) ya büyük bir iftira olmakla, aynı zaman da  Hıristiyanlık semavi  din olmaktan çıkar ve beşeri bir din olur. Bir peygamberi böyle anlatmanın nasıl bir tehlike ve sakınca meydana getireceği aşikârdır.

         Aynı kitabın 214 ncü sayfasında Kanuni Sultan Süleyman Irak seferini yapmış ve Urfa'dan geçerken  kaşmer dağından bahsedilir . Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptığı bir Irak seferi var mı dır sorusu boşlukta  kalmaktadır. 

           Aynı kitabın 257' nci sayfasında Sevr ve Hut'la ilgili hadisi şerif efsane olarak anlatılmaktadır.  Hadisi şerifi efsane olarak neşretmek ortaya büyük bir vehamet koymaktadır.

Hz. Peygamberin bu hadisi şerifi İslam alimleri tarafından izah ve şerh edilmiştir. Dünya iki şeyin üzerindedir diyor Hz. Peygamber, biri öküz diğeri balıktır derken bu  ifade mecazidir Yazının sonunda da kendisi Bediüzzamandan alıntı yapmıştır. Yani dünyada iki türlü rızık vardır; biri karada yapılan çiftçilik, diğeri denizlerde yapılan  balıkçılıktır. Dünyayı idare eden iki memur vardır Biri karaları diğeri denizlerin idaresini Allah'ın emriyle yapar. Burçlarla ilgili olarak ta bu hadiste son derece anlamlı mesajlar  vardır.

3 Haziran 2016 günlü GAP gündemi gazetesinde ikinci paragraf “ her hizip her düşünce kendine göre bir İslam” yaratarak mezhep ve tarikat ekseninde  sürdürülmüştür. denilmiştir  Malum olduğu üzere yaratmak yoktan var etmektir dedik ve  Yaratmak ancak ve ancak Allaha mahsustur. Mezhep ve tarikatlar arasındaki farklılık ayrılığa işaret etmez. Bunların hepsi beş vakit namaz kılar, ramazan ayında oruç tutar, hacca birlikte gider, zekat verip kelime-i şahadet getirirler. İslam'ın ve İmanın esaslarına iman ederler. Farklı hizmet tarzları ayrılık değildir. Yapılmayan bir hizmeti yapmaktır. Her meslekte sapıklar olabilir ancak genel manada böyle bir şeye rastlamak mümkün değildir.

         Aynı makalede laiklik ve demokrasinin çıkar yol olduğu vurgulanmış, Halbuki ilk laik Firavundur.  Çünkü Firavun Allaha karşı şöyle der. Yeryüzü benimdir gökyüzü de senindir. 1876 yılında Fransa da kabul edilen laiklik 1937 yılında ülkemize ithal edilmiştir.  Aynı zamanda ırkçılık fikrinin de temelleri atılmış ve bununla İslam âlemi paramparça edilmiştir. Bu günde çektiğimiz sıkıntıların ana kaynağı bunlardır. Laiklik ve demokrasi ikisi de beşeri sistemdir. Haşa Allahın koyduğu kanunları eksik görmektir. Laikliğe aykırılıktan dolayı ülkemizde 70 yıl Müslümanlar hapishanelerden çıkmadı, binlerce insan idam edildi ve Said_i Nursi'ye ait risale_i nur kitapları nerede ise bin defa kadar  mahkemeye verildi. Laiklik perdesi altında İslam  düşmanlığı yapılmasının izahı olabilir mi..  

         Asrımızın allamesi  Bediüzzaman der ki; En büyük musibet dine gelen musibettir.  Yine diyor ki : Din hayatın hayatı, hem nuru hem esası ihyayı dinle olur şu milletin ihyası. 

         Konuyu dağıtmamak için bir  çok ifadeleri buraya almadım. Zannederim verdiğim bu misaller yeterlidir.

          Gayemiz kimseyi rencide etmek değildir. Bunu yazmamın  sebebi  bir dostumuzun yanlışlarını görmesi içindir. Onun kitaplarını okuyanlar da bu yanlışlardan dolayı yanlış bir anlayışa sahip olursa bu çok büyük bir vebaldir Çünkü Sebep olan yapmış gibidir.

         Başkalarının yanlışı bizi asla mutlu etmez. Önemli olan hatalarını ve yanlışlarını görüp hem tevbe istiğfar etmek hem de aynı yanlışları tekrar etmemek ve düzeltmek hatta bütün ruhu canıyla özür de dilemektir. 

         Bir insan kendini Müslüman olarak kabul ediyorsa, yazı ve söylemlerinin de  İslam'ın esaslarına uygun olması şarttır. Bizden söylemesi, dünya geçici ve nerede sonlanacağı belli olmayan bir  imtihandır. Bu imtihanı başarı ile tamamlamanın yolunu Allah göstermiştir.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.