Metrolife
  • 24.05.2016
Abdulkadir İKBAL

Abdulkadir İKBAL

Merhum Şükrü Hafız’ı andık

sesti bu. Ben Yasin Yaşuk dedi ve  ufak bir telefon sohbetinden sonra bu akşam Kurtuluş Müzesinde  kim olduğunu söylemeksizin  merhum bir hafızla ilgili bir program olacak ve  katılmanızı beklerim dedi.

               Yasin kardeşim çok sevdiğim biri onun daveti elbette ciddidir dedim. Uzak bir yerde olmama rağmen bu davete icabet etmem gerekirdi.

                Toplantının yapılacağı mekâna geldim. Merhum Şükrü (Çadırcı) hafızı anmak üzere Ş.Urfa Platformu tarafından ilk defa bu zatla ilgili olarak bir anma programı düzenleniyordu. Taki platform başkanı sayın Habip Çadırcı kürsüye çıkıncaya kadar konuyu kavramaya başladım. Merhum Şükrü (Çadırcı) hafız meğerse hem Hafızıl Kur’an hem de tasavvuf ehli ve hem de müzik alanında da ustalardan biri  imiş.  TRT de yayınlanmış eserleri varmış.  Bu zat hakkında bazı Urfalılar da  çok az kulaktan dolma bilgiye sahiptirler.

              Yasin Yaşuk onun bazı şiirlerinden son derece anlamlı bölümleri  okudu.

               Sonra sahneye değerli kardeşim Şevki Hafızın oğlu Halil Altıngöz, geçmişte risal-_i nur derslerine iştirak eden Bakır Karadağlı, Halil Sezgin ve diğer arkadaşları yerlerini aldılar.

               Şükrü hafızdan bazı eserleri seslendirdiler. Hayran kalmamak mümkün değil. Hem İslam hem Urfa kültürüne uygundu.   Bazı müzik  programlarını  dinlerken nerede ise müzik zevkimi kaybediyorum. Her insan müzik dinler ve  bu insani bir ihtiyaçtır. Güzel ses, güzel nağme, güzel bir güfte insanı alır başka âlemlere götürür. Şehvani ve nefsani şeyleri  içermeyen müziğe İslam alimleri her Enstrüman da çalınabilir diyerek o müziği dinlemeye ve icra etmeye fetva vermişlerdir.

               Geçmişte bazı alimler ney ve def çalınmasına  izin vermişlerse de bunun doğru olmadığı anlaşılmıştır. . Def ve neyle şehevi ve nefsani şeyleri söylerseniz o alet haram olur.Hangi alet çalınırsa çalınsın ulvi duygulara hitap ediyorsa o alet helal olur.  Aletin nasıl kullanacağı önemlidir.

               Nitekim meşhur İngiliz şarkıcı Yusuf İslam Müslüman olduktan sonra müziğe ara verdi. Sonra İslam âlimlerinin bu fetvasıyla tekrar İlahi tarzında  müzik icra etmeye başladı.

               Dedim ya bazı müzik programlarını dinlerken nerede ise müzik zevkimi kaybediyorum. Bu kardeşlerimizin birbirinden güzel ve anlamlı parçaları seslendirmeleri harika idi. “Vurma zalim  avcı vurma,  şu dağın arkasında o ceylanın yavrusu var” diye o feryadı müzikle dile getirmeleri insanın iç âlemine,  şefkat ve merhamet duygusuna muhteşem ve son derece  anlamlı  bir vurgu vardı. O muhteşem mesajı dinlerken günümüzde insanların nasıl birbirlerini öldürmek için yarıştığı gözümün önüne geldi. Anarşi sebebiyle  babalarının öldürülmesi ve  geride kalan yetimlerin ve diğer yakınlarının feryadını sanki dile getiriyordu.

                 Evet icra edilen müzik adeta  bulutlardan süzülen yağmur damlaları gibiydi. Nasıl ki yavaş yağan bir yağmur da insan yürümek ister ve o yağmur damlalarının yüzüne gözüne vurmasından zevk alır. Bu kiymetli kardeşlerimizin icra ettiği  müziğin nağmeleri  tıpkı o yağan  yağmurun  damlalarını andırıyordu.

                 Müzik çok zor bir iştir bir eseri birlikte çalmak ve okumak için günlerce emek vermek gerekir. Yoksa ne aletlerde ne de seslendirmede birlik sağlanamaz.

                Merhum Şükrü Hafızı andık beste ve şiirleri okundu. Urfa da gizli kalmış bir hazine daha Ş.Urfa Platformu tarafından keşfedilmiş ve gün yüzüne çıkarılmıştır.

                Emeği geçen herkese teşekkürler.

 

              Geçen cumartesi günü sabahleyin sat 08.00 civarında telefonum çaldı. Tanıdık bir 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.