• 26.08.2017
Abdulkadir İKBAL

Abdulkadir İKBAL

Laiklik perdesi altında yapılanlar

            Malum olduğu üzere laiklik   Fransız ihtilalinden sonra Fransız devleti tarafından kabul edilmiştir. Laiklik Hristiyanlık dünyasında   Kiliselerin halk ve devlet  üzerindeki baskısını kaldırmayı amaçlamıştır. Hristiyanlık dünyası açısından laiklik kavramı  doğru olabilir. Çünkü Hristiyanlık dini dünya ile ilgili  hükümleri ihtiva etmemektedir. Din ile devlet arasında telafisi imkânsız bir anlaşmazlık ve  boşluk   mevcuttur. Bu durum papazların devlete aşırı derecede  müdahalelerine zemin hazırlamıştır.

         İslam dini ise hem ahiret hem de dünyaya ait hükümleri ihtiva etmektedir. İslam   mütecaviz olmamak şartıyla herkesin kendi dininin gereklerini yerine getirmek için insanları   hür ve serbest bırakmıştır. İslam’ın  laikliğe asla ve kat’a ihtiyacı yoktur. Çünkü İslam hayatın her alanına cevap vermekte, içtihat alanı  serbest bırakıldığından asrın gereklerine  ve ihtiyaca göre  Kur’an ve sünnetin  esaslarına bağlı kalmak şartıyla müspet bütün gelişmelere açık kapı bırakmıştır.

             Türkiye de 1937 yılında laiklik ilkesi Anayasaya girmiştir. Ancak laiklik kavramı tarif edilmediğinden,  bu kanun ileri sürülerek  bilhassa Müslüman dindarların   bazıları haksız yere idam edilmiş, bazıları idamla yargılanmış, bazıları hapis ve sürgüne gönderilmiş  ve binlerce Müslüman hakkında  mahkemelere dava açılmıştır.   

             Dr Duzy nin  serapa İslam dini aleyhinde kitaplar yazması serbest iken  Kur’anı Kerimin bile yasak kitaplar arasına alınarak mahkemelere suç delili olarak ibraz edilmesi açıkça gösteriyor ki Türkiye de laiklik dinsizlik manasında uygulanmış  ve İslam dini insanların hayatından çıkarılmaya çalışılmıştır.

            Şapka bir çaputtan ibarettir ve  şapka giymeye devrim denilmiş,  şapka kanununa muhalefetten dolayı bazı insanlar idam edilmiş ve hatta  şapka giymemekten dolayı Sinop İlimiz gemilerden atılan  top ateşine maruz kalmıştır.

                Türkiye de laiklik uygulamasının  akla,  ilme düşman olmasının en dehşetli örneği Bediüzzaman Said_i Nurs’inin  eserlerinin bin defadan ziyade aynı kitapların  mahkemeden mahkemeye verilmesi ve bu kitapları okuyan bazı insanların  idam talebiyle yargılanmasıdır.

                Diyelim ki bir kitabı mahkemeye verdiniz,  beraat ettiği halde aynı kitabı  tekrar tekrar mahkemeye vermek dünya hukuk tarihinde emsali bulunmayan dehşetli bir hukuk skandalıdır. Bin defadan ziyade bu kitaplar hakkında  dava açılmış yüzlerce defa beraat ettiği halde tekrar tekrar  mahkemeye verilmiş  ve  bütün bunlar laikliğe aykırı olduğu iddiasıyla uygulanmıştır. Başta dinsizler, Hristiyan ve Yahudilere ilişmeyen laiklik Müslüman dindarların başında Demoklesin bir kılıcı  gibi her zaman sallandırılmıştır.

                 Şapka ile ilgili  bir kitap yazdı diye kanun makable şamil edilerek   İskilipli Atıf Hoca idam edilmiş, Said_i Nursi de hayatının son 35 yılını hapis, sürgün ve mutlak tecritte geçirmiştir. Hatta vefatından sonra bile mezarı parçalanarak sabaha karşı devletin tankıyla topuyla, askeriyle adeta Urfa’yı  kuşatıp  merhumun  naaşı  çok büyük bir insanlık suçu işlenerek   eski dilde nebbaşlık olarak tabir edilen mezar soygunculuğu yapılmıştır.  Said_ Nurs’inin mezarını açmak için Bir ordu komutanı olan  Orgeneral Cemal Tural görevlendirilmiş ve bu  naaşın kaçırılması için   uçaklar tahsis edilmiştir. Bu yapılanların  kanunla, vicdanla, hukuk ve hatta laiklikle de  izah etmek asla ve asla mümkün değildir.

                 Said_i Nurs’i ve talebeleri hakkında açılan bin civarındaki dava ülkemizde laikliğin nasıl uygulandığının en açık bir delilidir. 1973 yılına kadar Risale_i nur eserleri 731  defa mahkemeye verilmiştir. Rahmetli Av. Bekir Berkin Nurculuk adlı kitabında bütün mahkemelerin esas ve karar numaraları mevcuttur. 1994 yılında T.C.K.nunun 163 ncü maddesi kaldırılıncaya kadar bu uygulama devam etmiştir.

                 Başörtülü bacılarımızın yıllarca yaşadıkları baskı ve zulüm  çoğumuzun hala hafızasındadır.  Daha geçenler de müftülere nikah kıyma salahiyeti verildiğinden bazıları  bu uygulamayı laikliğe aykırı olarak gündeme getirmesi nasıl bir  anlayışla karşı karşıya olduğumuzun açık bir tezahürüdür.

                Türkiye’de uygulanan laiklik ve Kemalizmle  devletin ve insanlarımızın yüzleşmesi artık gerekmektedir. Laikliğin  değişmez ve degiştirilmesi teklif dahi edilemez   kuralının anayasada yer alması  dünyanın hangi  Medeni ülkesinde vardır. İnsanların ortaya koyduğu bu kuralın Anayasaların toplumsal bir sözleşme ve mutabakat metni olması gerektiği hususu da göz önüne alındığın da  laikliğin  mukaddes ve dokunulamaz hale  getirilmesi her türlü izahtan varestedir.

              Türkiye de uygulanan laiklik Müslümanların  hem inancına hem ibadetine hem kılık kıyafetine dahi  müdahalede bulunulmuştur.

              Bu Ülkede  Anayasa Mahkemesi  Başkanlığı yapmış olan  Yekta Güngör Özden   Laik olmayan insan değildir diyebilmiştir. Böyle bir hukuk anlayışını  dünyanın hiçbir yerinde göremezsiniz. Onun bu ifadesine göre  Mustafa Kemal de sadece bir yıl  laik olarak yaşamıştı.        

  Müslüman dindarların hayatını karartan  ve  dünyada emsali olmayan bu  laiklik anlayışının  insanlıkla ve hukukla asla  izahı  yoktur ve olamaz.

  Laiklik kanunun çıkmazdan evvel ve sonrası yapılan uygulamalar birbirinden farksızdır       


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.