Novada

                Bediüzzaman Saidi Nursi’nin talebe ve varislerinden olan Salih Özcan ağabey l929 yılında Urfa’anın Akçakale ilçesinde dünyaya geldi.  03.08.2015 tarihinde İstanbul’da hakkın rahmetine kavuştu. Ertesi gün İstanbul Fatih camiinde cenaze namazı kılındı. Bundan sonra Cenazesi Urfa’ya getirildi ve Urfa Dergâh camiinde ikindi vaktinden sonra son kez cenaze namazı kılındı ve Urfa Döşeme Camiinin bitişiğinde bulunan mezarlığa 05.08.2015 Çarşamba günü defnedildi. Allah rahmet eylesin.

      Bediüzzaman Saidi Nursi Seyyid Salih’i okuduğu yıllarda huzuruna alarak talebesi olarak kabul eder.

       1977 yılında Milli Selamet partisinden Urfa Milletvekili olarak seçilmiştir.

       Merhum Salih Özcan ağabey  milletvekili adayı iken bazı nurcuların muhalefeti ile karşılaştı. Bunu bizzat müşahede eden ve yaşayanlardanım. Bu da işin çok ilginç ve acı tarafı. Çünkü o zamanlar cemaatte bazı hususlarda ihtilaf vardı. Birlikte olduğumuz; Abdulkadir Badıllı, İsmail Şentürk, Eyyüp Karakeçili, Mehmet Yeşilnacar, Mahmut Hasırcı ve Yusuf Uruntaş ağabeylerimiz başta olmak üzere birlikteliğimiz devam etmekteydi. Onun içindir ki Salih Özcan’la ilgili bazılarının müstağni olan anlayışı kökü hayli derinde olan siyasi hadiselerden kaynaklanmaktadır.

                Merhum ağabeylerimizden; Eyyüp Karakeçili ve Mehmet Yeşilnacar beni çağırdılar. Salih Özcan ağabeye yardımcı olmak için onunla birlikte olmamız gerektiğini öğütlediler. Bu iki ağabeyin de devrede olması bana büyük bir cesaret verdi. Çünkü o zamanlar Süleyman Demirel’e karşı bazı Nurcular da vazgeçilmez bir muhabbet ve bağlılık hâkimdi. Süleyman Demirel “maalesef” Nurculuk Davasının bir parçası haline getirilmişti.  Nurlu Süleyman olarak tanıtılıyor ve Isparta nın İslam köyünden olmasına da bir başka mana yükleniyor ve   Milli Selamet Partisine yardımcı olanlara başka bir nazarla bakılıyordu.  Bir başka ifadeyle “ne yazık ki” Süleyman Demirel’e muhalefet  nurculuğa  muhalefet olarak telakki ediliyordu.

       1975 yılının bir kış ayında Zehraiyye Medresesinde merhum Sungur Ağabeye birisi sormuştu. “Ağabey birisi Milli Selamet Partisine oy verse ne yapmalı” dedi. Merhum Sungur ağabey, ”öyle şey olmaz”  birliği bozar demesi üzerine merhum Abdulkadir Badıllı ağabey bu anlayışa şiddetle karşı çıktı.

      Böyle bir atmosfer hâkim iken cemaatin merhum Salih Özcan ağabeye sahiplenmemden dolayı bana karşı verilecek  bütün tepkileri göze almalı ve dahası doğru olanı yapmalıydım. Onun için Salih Özcan ağabeyle birlikte büyük bir alanı taradık. Seçim sonuçları gelince Salih Özcan ağabey çok memnun oldu. Salih Özcan ağabey seçimden sonra milletvekili olarak meclise girdi.  O seçim bahtı mahallinde Korkut Özal’ın bir fotoğrafı fotomontaj yapılarak bazıları Korkut Özal’ın aleyhinde büyük bir kampanya başlattılar.

      O dönemde bakanlık yapan Tevfik Paksu başta olmak üzere, bazı bakan ve milletvekilleri ile hatırladığım kadarıyla Ankara’nın Kızılay semtinde Mithat Paşa caddesindeki büroda bir araya gelirlerdi. Kendi aralarında Risalei-nur okurlardı. Bu derslere Salih Özcan ağabey beni de davet etmişti.

     Salih Özcan ağabey ilk defa HİLAL Mecmuasını çıkardı.  Bu mecmua aylıktı ve hatırladığım kadarıyla 90 civarında sayısı çıktı. Bilahare İTTİHAD Dergisini haftalık olarak çıkardı.  Yeni Asya Gazetesi çıkmazdan evvel nurcuların başkaca naşiri efkârı yoktu. Son derece cesur makaleler bu dergide yayınlanırdı. Bizde bu dergileri alır bir gazete dağıtıcısı gibi dostlara ve hatta tanımadığımız birçok insana verirdik. Gerek Hilal ve gerekse İtihad Dergileri müstakimdi. Salih Özcan ağabey defalarca 163 ncü maddeden yargılandı.  Hatırladığım kadarıyla Hilal Mecmuasının bir sayısının manşetinde şöyle bir başlık vardı. ”Atatürk laiklik dersini Firavun’dan almış”  Hekimoğlu İsmail ilk makalelerini İttihad Dergisinde yayınlanarak dikkatleri topladı.

Bilahare rahmetli Mustafa Polat ve Mehmet Kutlularla birlikte Salih Özcan ağabey günlük bir gazete olan Yeni Asya’yı çıkardı. İttihad Dergisi adeta Yeni Asya’ya dönüştü. Ancak Süleyman Demirel’in tesirinde kalan bir ekip Salih Özcan ağabeyi bu neşriyat hizmetinin dışında bıraktılar.

     Bediüzzaman Saidi Nursi hazretleri Salih Özcan ağabeyi talebe kabul edip varis tayin etmesine rağmen, Üstadın diğer talebeleri onunla pek teşriki mesai etmezlerdi. Çünkü Saih Özca’nın hizmet tarzı ve çalışma alanı farklı idi.  Belki bu yüzden Salih Özcan’a karşı sanki  mesafeli duruyorlardı. Onun içindir ki bu gün bile Salih Özcan’ı nurcular içersinde layıkıyla pek az kişi tanır. Çünkü yapılan derslerde ağabeyler anlatılırken Salih Özcan’dan pek bahsedilmez. Üstadın talebelerinin bile kendi aralarında neşrettikleri lahikalarda ne gariptir ki Salih Özcan’ın imzası yoktur.

       Bediüzzaman Saidi Nursi Hazretleri her kesin kabiliyet ve yapacağı hizmet alanına göre talebelerini istihdam ediyordu. İnsanın yapacağı işe ve fıtratına uygun görev verilmezse israftır ve o insanı harcamak olur.  Çünkü bu en başta ilahi fıtrata uygunluk  peygamberi bir metottur.

       Salih Özcan’ın Âlemi İslam’a Risale-i Nurları tanıtmak görevi Müellifi olan Bediüzzaman tarafından verilmişti. Bu hizmet tarzını Üstadın Salih Özcan ağabeye ya onları davada istihdam etmek gerekiyordu.  İşte bu dış âlemdeki hizmetin lokomatif görevini Salih Özcan ağabey üstlenmişti. Başta Mısır, Suudi Arabistan. Suriye, Irak, İran, Pakistan ve Hindistan…  olmak üzere Salih Özcan ağabey Risale-i Nurları tanıtmak için büyük gayret sarf etti.

        İlk olarak Salih Özcan ağabeyin öncülüğünde; Seyyid Kutub, Muhammed Kutub, Hasan-el Benna Yusufl el Kardavi, Mevdudi ve başka âlimlerin eserleri Türkçeye tercüme edildi. Türkiye’deki Müslümanlar bu eserlerle İslam âlemindeki İslami hizmetle buluşuyor, Risale-i Nurların da o ülkelere götürülmesiyle Türkiye’de Bediüzzaman’ın başlattığı İslami hareket İslam Âlemine tanıtılmış oluyordu. Ayrıca bazı hadis kitaplarını Türkçeye tercüme etti. Birçok talebelere dış ülkelerde okumak üzere burs sağladı. Salih Özcan ağabey Türkiye ile Âlemi İslam arasında adeta bir köprü görevini yapıyordu. 

      Salih Özcan ağabey birçok devlet başkanları ve üst düzey bürokratlarla görüşerek davayı tanıtmaya gayret ediyordu. Onun içindir ki Pakistan maarif Bakanı Ali Ekberşah Türkiye’ye geldiğinde Bediüzzaman la görüşmek istediğini Salih Özcan ağabeye söylemiş ve oda kendisiyle birlikte Emirdağ İlçesine gitmişlerdi. Bu olayı merhum Abdulkadir Badıllı’nın ve benimde hazır bulunduğum bir yerde bizzat kendisinden dinlemiştim.

       Salih Özcan ağabey şöyle demişti:  “Kimseye haber vermeden Ali Ekberşah’la birlikte Emirdağ İlçesine gittik.. O zamanlar iletişim araçları yok gibiydi. İkimizden başka Emirdağında bulunan Üstadı ziyaret etmek için kimselerin haberi yoktu. Otogara iner inmez bir adam yanımıza geldi ve Üstadın bizi beklediğini söyledi. Hayretler içinde kalmıştık. Ali Ekberşah büyük bir şahsiyetle  karşılaşacağı için çok  heyecanlanmıştı Üstadın talebesi bizi üstadın huzuruna götürdü.  Üstat kuru bir hasır üzerinde oturuyordu. Misafir gelmiş diye karşıdaki bakkaldan tahta bir sandalye getirildi ve Ali Ekberşah’ın orada oturması istendi. Ali Ekberşah Üstada birçok âlime sorduğu ve cevap alamadığı soruları sordu. Tercümanlığı ben yaptım amma bazı yerlerde sanki tıkandım. Üstat  bu hal üzerine kendisi çok güzel bir Arapça konuşarak devreye girdi. Üstat bütün sorulara cevap verince Üstadım sizden başka bu soruların cevabını hiçbir yerden alamadım dedi.” Çok memnun olduğunu ifade etti. Üstad bazı kitaplarını Aliekber Şaha verdi.

    Ali Ekberşah Üstada hitaben “Üstadım size burada çok eziyet ediyorlar, sizi, talebelerinizi ve kitaplarınızı mahkemeye veriyorlar.  Bizim orada şeyh ve âlimlerimiz için çok rahat bir ortam var. Onlara her türlü imkanı sağlıyoruz, Pakistan’a gelip orada rahat bir şekilde hizmete devam etseniz olmaz mı deyince, Üstat  bir şahin şah  gibi kükredi  “İslam buradan bozuldu buradan düzelecektir. Ben Mekke-i Mükkeremede dahi olsam yine buraya geleceğim” deyince ..

Ali Ekberşah’ın hayreti bir kat daha artmıştı. Kuru bir hasır üzerinde oturan Üstat Bediüzzaman Hazretleri  Maddi bütün imkânsızlıklara rağmen Kemalist rejime meydan okuyordu! Onun fedakâr ve cefakâr olan sadık talebeleri her biri kahraman birer nefer gibi etrafını çevirmişlerdi.

       Ali Ekberşah bu cevabı aldıktan sonra yanında getirdiği küçük fakat çok değerli bir halı’yı Üstada hediye etmek istedi. Üstat da, Ona; “ Hediyeni kabul ettim ancak ilk gittiğin yerde onu sat ve İslami bir hizmete bağışla” deyince Ali Ekberşah’ın sanki dili tutulmuştu. Elini öpmek istesek de Üstat elini öptürmezdi. Ali Ekberşah başka bir âleme dalıp gitmişti. Hayatında görmediği enteresan bir olay yaşamıştı. Dua isteyip Üstadın huzurundan ayrıldık.

       Evet, Salih Özcan ağabey bu hatırayı naklederken sanki tekrar o olayı yaşıyormuş gibi bir haleti ruhiye içinde idi. O anın hasretini yaşıyordu.

      Malum olduğu üzere bir tavuk bir yumurta yapar, saatlerce ses çıkarıp kulaklarımızı rahatsız eder. Ağaçlar elleri dopdolu bir şekilde yere doğru eğilerek tevazu içindedirler, sesleri sedaları çıkmaz. Tevazu ve mahviyet başka bir şeydir.

       Salih Özcan ağabey ilk defa Başbakan Turgut Özal’ı ikna ederek Türkiye ye faizsiz bankacılık sistemini getirmiştir.

      Urfa  Belediye Başkanı Ahmet Bahçıvan döneminde şehrin  “su arıtma” tesisinin yapılması için faizsiz olarak İslam bankasından; Salih Özcan ağabey paranın bütününü temin etmiştir. Urfalıların çoğu bunu bilmezler. Genç neslin haberi bile yoktur. Çünkü Salih Özcan rızayı ilahiyi önde tutmuş ihlâs ve tevazuu tercih etmiştir. Tıpkı o elleri dolu ağaçlar gibi.

     Merhum Salih Özcan ağabeyimiz hayatta iken maalesef ve mateessüf vefatından sonra bile bazılarının müstağni kalmalarının kökleri çok derindedir.   Bilmem arz edebildim mi?

 

       Allaha emanet olunuz.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.