![]()
Dr. Şerif KURTULUŞ
|
Dünyada ve ülkemizde toplumsal yaşam karmaşık bir hal aldıkça, bunun karşısında birey küçülmüş, kendini ifade edemez hale gelmiştir. Bireyler; kendi sesini duyurabilmek için arayışa girse de başarılı olamamıştır. Örneğin; Küresel ısınmayı, Deprem gerçeğini veya Depreme dayanıksız çarpık yapılaşmayı görmezlikten gelebilir miyiz? Ya da geçim derdini… Bu gibi problemleri çözmek için bireysel müdahale yapılabilir mi? Ya da bireysel müdahale yapılsa dahi başarıyla sonuçlanabilir mi? “Bir elin nesi var iki elin sesi var” misali birlikte hareket etmenin, öneminin kavranmasıyla sivil toplum hareketlenmeleri başladı. “Ben” yerine “Biz” kavramının oluşması ile’de toplumsal yaşam standardının yükselmesi ve daha önemlisi “yönetsel erk”e karşı kendini koruma ortamı yaratılmış oldu.
Sivil toplum hareketleri toplumdan gelen talepler anlamında 12. yy’da karşımıza çıkmıştır. O dönemden günümüze yorum ve bakış açısı değişiklik göstermekle birlikte dinsel bakış açısı (insanlar bir araya gelip paylaşabildiği sürece cennete giderler şeklinde) değişmeden süregelmiştir. 19.yy’da ise sivil toplum yerine modern toplum konuşulmaya başlanmıştır. Temsili demokrasi, yani 4 yılda bir oy kullanarak yönetimde söz sahibi olmak büyük bir kazanım olarak görülüyordu. Günümüzde ise modern toplumu, demokrasi ile harmanlayıp Katılımcı Demokrasi oluşturmaya yönelik tartışmalar devam etmektedir.
Sivil Toplum Kuruluşları eskiden olduğu gibi günümüzde de yöneten ile yönetilen arasında köprü vazifesi olmuştur. Toplumun bilinç düzeyi artıp ve hukuksal zeminde birliktelik anlayışı yaygınlaştıkça, edilgen olmaktan çıkıp yöneteni yönlendiren konumuna gelmektedir. Bu durum; yönetenin meşruiyet kazanması, yönetilenin ise gayrimeşru hareketlenmelere yönelmesinin engellenmesi adına önem arz eder. Dolayısıyla bir otokontrol mekanizması şeklinde algılanabilir.
STK’lar (Sivil Toplum Kuruluşları) her dönem, mevcut siyasi otorite tarafınca etki altına alınmaya, kendi bakış açısına kanalize edilmeye, yönlendirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda STK’lar içinde kendisiyle özdeş tuttuğu kişileri-grupları etkin hale getirmek için desteklemiştir. Bu sayede rahat bir hareket alanı kazanmışlardır. Dolayısıyla STK’ların önüne “benim” nitelemesi eklenerek STK tanım ve işleyişine zarar verilmektedir. Ülkemizde herhangi bir sivil toplum kuruluşunun farklı bölgelerdeki temsilcileri, aynı konu üzerinde zıt fikirler savunabilmektedir. Gayet doğal bir sürecin vahameti ise çoğu zaman fikrin mevcut iktidara yakın, karşıt fikrin ise muhalif olması veya öyle algılanmasıdır. Burada STK’ların kamu alanı dışında yer almaları nedeniyle devletten farklı yorumları ve söylemleri olmalıdır. Arka bahçe yaratma çabası toplumda yeterli düzeyde benimsenmemiş STK’lara karşı güvensizliği doğurmaktadır. Böyle olunca gönüllülük esasına dayalı, siyasal ve ekonomik alan dışında bulunan üçüncü bir alan olan STK’ların etkin üye sayısı azalmakta ve verimli çalışma ortamı bulunamamaktadır. STK’lar işlevsiz kalınca da yöneten-yönetilen arasında keskin bir çizgi oluşmaktadır. STK’larda tek bir ideoloji hakimiyeti olması kısa vadeli hakim ideoloji için kazanım olarak görülebilir. Narsist insanın dahi kendini ayakta tutabilmesi için ötekilerin var olması gerekir. Dolayısıyla uzun vadeli düşünüldüğünde aslında otoliz benzeri mekanizmayla kendi kendini yok etmektedir. Bunun en çarpıcı örneği Nazi Almanyası’nda Martin Niemmöller’in günlüğünde ideolojik yaklaşım ve götürüsü üzerine yazdığı bir paragraftır. Martin Niemmöller günlüğünde “Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkartmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar, Sesimi çıkarmadım; çünkü ben sendikacı değildim. Sonra yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü ben Yahudi de değildim. Sonra, beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”
STK’lar mali disiplinleri yönünden bağımsız olmalıdır. Üretilen bilgi ve deneyimleri kamusal alanla paylaşmalıdır. Mevcut iktidar var olan eleştiri ve önerileri dikkate almalıdır. Topluma rağmen kararlar alınmamalı, çözüm için her zaman yapıcı bir tartışma ortamı yaratılmalıdır. Bu süreçte ortak nokta bulunmaz ise, çözüm bulmak, yargı ve kolluk güçlerine kalmaktadır. Bu durum bazen çözüm yerine sorunların kronikleşmesine neden olabilmektedir.
STK denilince herkesin aklına ilk gelen klasik örneği vermek isterim. Denize kıyısı olmayan orta Avrupa ülkesi: İsviçre federasyonu…7 kantondan oluşan ülkede 2 kantonda hala kadınların seçme-seçilme hakkı yoktur. Buna rağmen toplam 8 milyon nüfus olmasına karşın 32 milyon örgütlü insan vardır.
5 Aralık 1934’te kadına seçme ve seçilme hakkı verilen ülkemizde: 5 bini meslek odaları, 60 bini hemşeri örgütleri, 3 bini vakıf olmak üzere toplamda 150 bin STK söz konusudur. Buradan anlaşıldığı üzere sadece STK’lar 80-90 bin arasındadır. İstatistiki verilere bakıldığında ilk sırada camii yaptırma dernekleri gelmektedir. Sonrasında spor, yardımlaşma, kalkınma, mesleki dayanışma, toplumsal hayat gibi sıra uzayıp gitmektedir. Kaldı ki ortalama dernek üye sayısı 10 - 100 arasında değişmektedir. Tabi STK sayı olarak azımsanmayacak düzeyde olsa da, nitelik yönünden katılımcı demokrasi hedefi olan ülkemizde sivil toplum etkilidir diyemeyiz.
STK’lar neden önemlidir. STK’lar Katılımcı Demokrasi için önemlidir. Demokratikleşme için ekonomik ve Siyasal istikrar gerekir. İstikrar güven ortamında oluşur. Güven için gönüllü topluluklara (STK’lara) ihtiyaç vardır. Bu topluluklar ise bilinçli birey merkezlidir. Aslında cemaatler de ülkemiz için yadsınamaz bir gerçektir. Cemaatler STK’lar arasında sayılmazlar. İkisi arasında benzerlikler olduğu gibi en önemli ayrım bireydir. Cemaatte güven had safhada ve liderlik problem değilken, bireyin teslimiyetçi olması istenir. STK’da ise özgür bireyden bahsedilir. Ancak liderlik bazen problem olabilmektedir. Özeleştiri her iki yaklaşım için de çoğu zaman kabul görmemektedir.
Gelişen ve değişen dünya demokrasi’yi de aşan “Respektokrasi” kavramı ile tanışıyorken; STK’ların tanımına uygun ve etkin olduğu, katılımcı demokrasinin hâkim olduğu bir Türkiye hepimizin temennisi olmalıdır.
Saygılarımla...
KAYNAKÇA:
1-) Türkiye ve Avrupada Sivil Toplum Prof.Dr.Fuat KEYMAN
2-) STEP Raporu; Türkiyede Sivil Toplum: Bir Dönüm Noktası
3-) toraks.org.tr
4-) bilgi.edu.tr
5-) dernekler.gov.tr
RSS | Künye | Bize Ulaşın | Gizlilik İlkeleri
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz © 20010-2011, Tüm Hakları Saklıdır.
sanliurfaolay.com (Anadolu Ajansı) Abonesidir.
Görsel Tasarım:- Yazılım: OSMAN GÖRGÜN1337670733.07sn.











































