AĞAÇ KATLİAMINA SEYİRCİMİ KALACAĞIZ!
Yeşilin rengine, dalına, tonajına hasret olduğumuz bir bölgede ve de bir ilde yaşamaktayız. Anlatılan efsaneye göre; Hz. İbrahim’i ateşe atmak için, Nemrut Urfa’nın ormanlarını kestirip, dünyanın en büyük tanrı-taslakçılığına yakışır bir ateş yakmış. O gün bu gündür dağlarımızda yeterince orman kalmamış. Yaşadığımız coğrafya bu efsaneyi doğrular nitelikte ağaç yoksunuyuz. ( Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı şüphesiz ki ayet-i Kerime ile sabittir. Bizim efsane dediğimiz Urfa ile ilgili orman-ağaç bölümüdür.)
Ancak GAP’ın işlemesi ile beraber, yeniden su ve su ürünleri ile tanışan bölge halkları ve özellikle yeniden su medeniyetine kavuşan Şanlıurfa merkezi; parklarını yeşillendirmiş, kaldırımlar ve orta refüjlere ağaçlar dikilmiş, hatta bir-iki numune küçük çaplı ormanlaştırma denemeleri başarı ile neticelenmiş görülüyor. Bu yeşillendirme hareketi, Ahmet Bahçıvan döneminde biraz daha hızlandı ve Ahmet Fakıbaba döneminde, görünürde bu hız kesilmeden devam etmektedir.
Ancak. Ağaçları ekmekten daha önemli olan, onları korumak ve sağlıklı yaşamalarını ve gelişmelerini devam ettirmektir. İşte hem bu işi üslenmiş kurumlar ve hem de halk olarak bizler, maalesef bu konuda yeterli bilgiye, beceriye, hassasiyete sahip olmadığımız kanaatindeyim. Bunun olumsuz/uygunsuz örneklerini her gün görmekte, yaşamaktayız.
Mesela: Torunları ile nine hatun veya çocukları ile ana hanım, bazen mea’aile parka buyurmuşlar. Tabiî ki hoş gelsinler sefalar görsünler. Ama birde amma sı olmasaydı. En olumsuz yerde palası sermeleri, ateş yakmaları, yaktıkları ateşin artıklarını ve geride kalan tortuları yerde bırakmaları veya ulu-orta yere saçmaları hiç insanlığa, medeniyete hele sahip olduğumuz İslamiyet’e yakışır mı?
Sadece buda değil, bilhassa büyükler böyle kuyu sohbetlere dalmışken, önceden tembihlenmemiş ve sonrada dikkat edilmeyen çocuklar o sırada dalları kırıyor, ağaçları köklerine sarılarak onları sarsıyor ve çiçekleri koparıyorsa, buna ne demeli? İnananın bazen dayanamıyorum, o anda sahiplerini ikaz ediyor, ağacın ve yeşilin önemini hatırlatıyorum.
— Baksana teyze, yenge, abla…! Torunun/çocuğun ne yapıyor, yazık değil mi? Verilen cevap mevcut durumdan daha vahim!
— Ne yapayım, görüyorsun, çocuktur işte! Hey Allah’ım, demek ki gördüğü halde müdahale etmiyor. Yazık keşke bu durum istisna-i bir durum olsaydı. Ama her gün her parkta benzeri bir cehalete tanıklık ediyoruz matessüf!
Sadece bu kadarla kalınmıyor. Yeni iş yerleri açan, akaryakıt istasyonları, halı sahaları, tesisler ve mağazalarda bazen ağaç katliamına girmiyor değil. Bunlara birçok örnek verebilirim ve zamanında rastladığımda yapanlara sorduğumda;
— Efendim biz büyük yatırımlar yapıyoruz. Oysa bu ağaçlar; yarın büyüdüğünde görüntümüzü engelleyebilirler. Gibi safsatalara çokça rastlamışım mutlaka sizlerde rastlamışsınız. Ve her seferinde ilgili kuruluşları telefonla veya bir şekilde aramışımdır. Galiba ciddi muamele görülmediği, ikazlar yapılmadığı için bu yanlış tutum devam etmektedir.
Dün yürüyüşe çıkmışken Gap Arena Yeni Stadyumumuzun hemen güney bitişiğindeki tesisleri görünce, sahiplerine dua ettim. Helalden bol kazansınlar istedim, ama birde ne göreyim? Te’sisin anayol sınırı boyunca 10–15 adet, her biri dayılan gibi aşılanmış dut fidanlarının kökleri, çok ustaca aşağıdan dal köklerine kadar sıyrılmış-soyulmuş. Şu an kurumasalar bile, kesinlikle ilkbaharda bir daha yeşermeyecekleri kesindir.
İlk gördüğümde acaba başıboş dolaşan (af buyurun) eşeklerin işimidir diye düşündüm. Ama maalesef yaptığım incelemede elde ettiğim deliller dört ayaklıların işi olmadığını gördüm. Bir iki gazete ve TV aradım. İlgilenilmeyince birine sordum, aldığım cevap daha vahim “Biz gidip oralarda çekim yapsak, başımıza gelecekleri siz seyredin!” (DaHaDa VaHiM’i!!!) DEVAM EDECEK