Metrolife
Celal Çİftçi Aslml
Detay Üst

‘Tek başınıza da kahraman olabilirsiniz!’

Tek başına yaptığı çalışmalarla 20 çocuğu sokaktan kurtaran Sosyolog Halil Dusak, “Saha çalışması olmadan bu çocukların sıkıntılarını masa başında çözemezsiniz. Ben bugün 20 çocukla bu saha çalışmasını yaptım. O da zaten sınırlı bir çalışmadır. Bu sayı daha yükseklere çıkarıldığında daha mükemmel çözümler çıkabilir.” dedi.

‘Tek başınıza da kahraman olabilirsiniz!’
  • 13-02-2017 10:13

Röportaj: Mehmet Kaması

Önceden sadece metropol diye tabir edilen İstanbul, Ankara ve İzmir’de ışıklarda mendil satan ya da cam silen çocukları görebilmek mümkünken şimdi ise Şanlıurfa’da da bu manzaralara rastlamak mümkün oluyor. Özellikle son bir yılda Şanlıurfa’da sokakta çalışan çocukların sayısında ciddi oranda artış yaşandı. Suriye’de patlak veren iç savaştan dolayı en çok mülteci göçüne maruz kalan il, Şanlıurfa oldu. Göçten sonra sokak çocuklarının sayısı ikiye katlandı. Sokakta çalışan bu çocuklar, akranlarından şiddet görebiliyor ve bazı tehlike çemberinin içine sürüklenebiliyor. Sosyolog olan ve bireysel kaygı yerine toplumsal kaygıyı kendine ödev edinen Halil Dusak, kendi başına yaptığı çalışmalarla şu ana dek 20 çocuğu sokaktan kurtardı. Bununla yetinmeyen genç sosyal bilimci, bu çocukların aileleriyle görüştü ve sokağın tehlikelerini ailelere anlattı. Hatta sokakta çalışan ve okullarını aksatan çocuklarının yeniden eğitim hayatlarına devam etmesini sağladı. Öte yandan Dusak, bu çocukların kendilerine çeşitli sorular sorarak veri haritası çıkardı. Sorulan sorulardan çıkarılan sonuç, sokakta çalışan çocukların gelecek kaygısından çok ailelerine maddi destek yardımında bulunmaları daha ön plandadır. Sosyal Bilimci Halil Dusak, masa başı çalışmaların fayda vermeyeceğini, STK, üniversite, belediyeler ve emniyetin saha çalışması yapması gerektiğine de vurgu yaptı. Kendisine bunun yanında STK’ların somut ve elle tutulur bir desteği vermediğini söyleyen Sosyolog Dusak, “Kişi veya kurumların bu tür yaptığı projelere STK’ların tam destek vermesi lazım.” dedi. İşte Şanlıurfa Olay gazetesi olarak Sosyolog Halil Dusak ile yaptığımız röportajımızın tamamı…
Çocukları sokaktan alan ve onlara yeni bir hayat sunan bir projeye imza attınız. Projenizden biraz bahseder misiniz?

Projemin adı “Sokağın Kalbine Bir Dokunuş.” Bu proje, başlamadan önce sokak çocuklarına yönelik bir saha çalışması yaptım. 20 çocukla birlikte derinlemesine araştırma ve saha tekniğini kullanarak yaptım. Bu mülakat ve teknikten sonra sorunları tespit ettim. Bu sıkıntılara yönelik belirlediğim çözümlerle birlikte projemi uyguladım. Proje ortalama 5 aylık bir süreci kapsadı. Bu projeyi ne için yaptım? Benim buradaki amacım, sokakta yaşayan sokak çocuklarına farkındalık yaratmak, bu çocukları eğitimlerine devam etmesini sağlamak, bu çocukların kütüphanelerden faydalanmasını sağlamak ve en önemlisi de bu çocukları sokaklardan koparmaktır. Ben projeyi şu şekilde uyguladım: ilk olarak Cumartesi günleri iki üç çocuk ile görüşüyordum, ondan sonra onlara ailenizle görüşün diyorum. Bizim bir Sosyolog abimiz var siz kabul ederseniz size misafir olmak istiyor. Ve sağ olsun tüm aileler beni kırmadı. Ondan sonra ikinci gün dediğimiz Pazar  günleri onlara misafir oluyordum, bir nevi aile danışmanlık görevi gördüm, sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel sorunlarını belirlediklerinden sonra onları devlet kurumuna yönlendiriyordum. Bu konuda gerek Karaköprü Sosyal Yardımlaşma gerekse Eyyübiye Sosyal Yardımlaşma gerekse de Haliliye Sosyal Yardımlaşmadaki arkadaşlar, bu sıkıntıların giderilmesi konusunda çok yardımcı oluyordu, bu sıkıntılar giderildikten sonra da iş bitmiyordu, bu çocukları bir daha sokaklarda çalıştırmaması konusunda ailelerden söz alıyordum. Aileler de bu konuda bana yardımcı oluyorlardı. Bu çalışma sayesinde 8 çocuğu sokaktan kopardım. Şu anda elimden gelen imkân çerçevesinde de onların eğitim takiplerini yapıyorum. 

Vatandaşlar genelde sokakta mendil, simit satanların çok para kazandığını öne sürüyorlar. Siz çalışmanız çerçevesinde böyle bir kaideye vardınız mı?

Tüm illerin sosyo-ekonomi, sosyo-kültürel durumları farklıdır. Ama Şanlıurfa’da bu 20 çocuk üzerinde yaptığım derinlemesine mülakat tekniği sonucunda çoğunun maddi anlamda gerçekten paraya ihtiyaçlarının olduğunu ben yerinde tespit ettim. Tabi Suriyeli Mültecilerle birlikte olay biraz daha farklı oldu. Özellikle bu ışıklarda cam temizleme ve mendil satma işi daha çok Metropol illerde görülen bir çalışmadır. Ama bugün Şanlıurfa’da da bu durum ile karşı karşıyayız. 

Yaptığınız projede çıkardığınız sonuçlara göre maddi durumu iyi olan çocuklar da bu işi yapıyor mu? Ya da bu işi çocuklara zorla yaptırma gibi bir durumla karşılaştınız mı?
Özellikle ben bu çocuklarla görüştüğüm zaman, bu çocuklarda şöyle bir olgu oluşmuş; Ekonomi anlamında onlara şöyle bir soru sormuştum: “Siz kendinizi en çok ne zaman değerli hissediyorsunuz?” Bu çocuklar ise “Eve para götürdüğümüz zaman kendimizi değerli hissediyoruz” demişlerdi. Neden değerli hissediyorsunuz dediğim zaman ise “Çünkü ben eve para götürdüğümde ailem o parayı gördüğünde seviniyor. Ona bağlı olarak ben de etkileniyorum bende mutlu oluyorum”  diyor.  Zaten yaptığım bu çalışmam 20 çocuk ile sınırlayıcıdır, belki 60-70 ya da 100 üzerinde çocukla uygulandığı zaman farklı bir sorun çıkar. Ama yaptığımız bu çalışmada gerçekten hemen hemen maddi anlamda çalışmayı gerektiren çalışması gereken ailelerin çocukları olduğunu görüyoruz. Çocukların temeline baktığımızda ailelerin çoğu mevsimlik tarım işçilerinden özellikle göç ile gelen insanlarımızdır. Bu göç ile mevsimlik tarım işçileri iç içe geldiğinde, çocukların ailelerine ekonomik katkı sağlamak için böyle bir çalışma yürüttüklerini görüyoruz.

Bir de şöyle bir şey sormuştum: “Elinizde sihirli bir değnek olsaydı bununla ne yapardınız? Biz yetişkinler olsaydık kendi egomuz için kullanırdık, ama bu çocuklardan bir tanesi dahi ben kendime şunu yapardım demedi. İlk önce ailem için sonra fakirler için bir proje sundu. Örneğin bir çocuk şöyle dedi: “Elimde sihirli bir değnek olursa, ilk önce tüm fakirlerin karnını doyururdum. Bir aş yeri açardım. Onların da daha iyi giyinmeleri için giyim evini açardım.” Ama tüm çalışmaları herkes ya ailesine ya da topluma yönelik sosyal içerik yönünde kullanıyordu. 

Yani bu çalışan çocuklar, kendi canından önce ailesini düşünen çocuklar mı?

Yılbaşından önce sorarlar ikramiye çıkarsa ne yapardınız diye. Hepimiz kendi egolarımızı tatmin etmek için kullanırız deriz. Ama bu çocukların hepsi, toplumun faydası için kullanırız diyorlar. Bu da şunu gösteriyor: İnsanların geldiği ekonomik veya kültürel düzey, gerçekten ona en yakın kültür onu etkiliyor. Bir nevi kader ortaklığı olan insanlara yardım etmek istiyorlar. Bir de bu çocukların şöyle bir özelliği de var: Türkiye’deki bütün gelişimlerden de haberdarlar. Dışarıda sadece bir mendil satan değil, kendi iç dünyalarında her şeyin farkında olan çocuklar. 

Bu küçücük yaşta böyle ağır bir yükün altına girmeleri, çocuk psikolojisini nasıl etkiler?

Geçenlerde bu konu ile ilgili 3 çocuk ile görüştüm. Bu çocuk da YGS’ ye hazırlanan çocuklardır. Sabahtan akşama kadar çöp topluyorlar ve bu çöp toplama ile birlikte YGS sınavına girecekler. Çöp toplayan çocuklarda şöyle bir durum var, ileriki süreçlerde zararlı alışkanlıklara yakalanma olasılığı daha yüksek. Çünkü kokularla birlikte o gün içerisinde o kadar kokuya maruz kalıyor. Zaten onların Psikolojilerine nasıl yansıma olur, daha çok bunlar konuşmalarda kabadayı kodlu konuşmaları kullanıyorlar. Onlarla çalıştığım zaman bunu fark ettim. Bu çocuklar, konuşmalarda uzun cümleler kurmuyorlar. Hep kısa kısa cümleler kullanıyorlar. Çünkü insanın uzun cümle kurabilmesi için daha fazla düşünmesini gerektiren ortamların oluşması lazım. Ama çocuklar, okuldan geldikten sonra Cumartesi, Pazar günleri ailesinin ekonomisine destek olmak için gelip sokaklarda çalışıyorlar. 

Giderek kötü bir hal almaya başlanan bu durum karşısında, vatandaşlar nasıl davranmaları gerekiyor; vatandaşların ne yapması gerekir?  

Onlar halktan değil şimdi. Türkiye’nin en büyük sorunu, bu çocuklara yönelik veri tabanı yok. Bu veri tabanı oluşmadığı zaman siz bu çocuklara iyi şekilde müdahale edemezsiniz. Veri tabanı dediğimiz çocukların kayıtlı olmasıdır. Şu anda Şanlıurfa’da bir veri tabanı olsaydı, kaç çocuğun çalıştığını tespit edebilirdik. Bu çocuklar sayesinde de hangi aileden geldiklerini öğrenirdik. Bir STK bir yardım verdiği zaman en azından bir veri taban üzerinden yardımlar birebir kendilerine ulaşırdı. Bir diğeri de bir sokakta çalışan çocukların takiplerini biz yapabilirdik. Zararlı alışkanlıklara yakalanmama konusunda, eğitimleri konusunda biz bu veri tabanı üzerinden hareket ederdik. Diğer bir konu da biz İŞKUR ile insanları işe alıyoruz. Dar gelirli vatandaşları işe alıyoruz.  Biz bu veri tabanı üzerinden bu çocukların ailelerinden bir tanesini işe aldığımız zaman otomatikman birkaç tane çocuğu sokaklardan koparmış oluruz. Çünkü çoğunun anne babası çalışmıyor. Eğer anne babasından biri çalışır durumda olursa çocuklar belki eğitimlerine devam ederler. 

Çalışan Suriyeli bir çocukla sokakta karşılaştığımda kendisine soru sordum ve doğru cevap vermesi halinde kendisine 10 lira vereceğimi söyledim. Bana babasının sakat olduğunu ve çalışmak zorunda olduğunu söyledi. Sizce böyle bir durum söz konusu mu?

Bu çocukları çalıştıran ailelilere baktığımızda çoğu parçalanmış ailenin çocukları olarak önümüze çıkıyorlar. Hemen hemen hepsi olmasa da çoğu parçalanmış ailelerin çocuklarıdır. Bu parçalanmışlığın sonucunda çocukların da başında anne ve baba olmadığı için çocuklar çalışmak zorunda kalıyorlar. Bir de bazılarında gerçekten ailede çalışabilecek birileri yok. Mecburen çocuklar sokakta çalışmak zorunda kalıyor. Artık bunlara çocuk değil de yetişkin gözüyle bakmak gerekiyor. Bunlar artık erkenden yetişkine girmiş çocuklardır. Daha çok izledikleri dizilerde onların yaşına uygun olanlardır. Daha çok içinde şiddet barındıran, onların kültürüne uygun olan dizileri izliyorlar. 

Bu çocuklar sokakta çalışırken ister istemez kötü alışkanlıklar çemberinin içinde kendilerini bulmuş oluyorlar. Peki, sizce Şanlıurfa’daki STK’ların konuda çalışmaları nasıl?

Bu zararlı alışkanlıklara yönelik en iyi çalışmaları yapan Eyvan Derneği var. Ben kendileriyle de görüşmüştüm. Madde bağımlısı çocuklara yönelik çalışmaları var. Şimdi sokağın şöyle bir tehlikesi var, ben onu belirteyim. Baktığımız zaman bu çocukların sokaklarda zararlı alışkanlıklara yakalanma riski diğer çocuklara nazaran daha yüksek oluyor. Çünkü sigara içilen ortamlarda bulunabiliyorlar, tiner ve diğer zararlı maddelere de maruz kalabiliyorlar. En önemlisi de bu çocuklar kendi akranlarından şiddet görüyorlar. 

Peki, sizce bu çocuklar, sokaktan nasıl alınabilir; Gerek devlet olarak gerekse yerel yönetimler olarak ve belki de en önemlisi birey olarak ne yapılması gerekiyor?

Öncelikle üniversite, belediyeler ve emniyetin bir koordinasyon merkezi oluşturmaları gerekiyor. Çünkü saha çalışması olmadan siz bunu bitiremezsiniz. Saha çalışması dediğimiz şey, önemli. Çünkü onlarla birebir görüşme imkânınız oluyor. Siz o saha çalışması sonucunda onlara yönelik çözümler üretebilirsiniz. Bir diğeri de şöyle bir şey var. Yine de ülkemize baktığımızda bunlara güvenlik politikası ile yaklaşılıyor. Sosyal politikalarla yaklaşılması gerekiyor. Toplumsal olaylara güvenlik anlamıyla yaklaşıldığı ve dar bir kuruma sıkıştırıldığı anlamına geliyor. Bir kuruma sıkıştırıp topu emniyete attığınız zaman var olan tüm suçlar ve sıkıntılar hepsi, emniyete yüklenmiş olur. Saha çalışması olmadan siz bu çocukların sıkıntılarını masa başında çözemezsiniz. Ben bugün 20 çocukla bu saha çalışmasını yaptım. O da zaten sınırlı bir çalışmadır. Bu sayı daha yükseklere çıkarıldığında daha mükemmel çözümler çıkarabilir. Hepsiyle bir bir görüştüm. Hiçbir STK’dan devlet kurumundan destek almadım. İnsanda önce toplumsal kaygı olacak. Bireysel kaygı olduğu zaman hiçbir şey yapamaz. Ama elimizden geldiği kadar biz bireysel kaygılarımızı dışarı atıyoruz. Toplumsal kaygılara yöneldiğimiz zaman bunlara yönelik çalışmalar yapıyoruz. Önemli olan Kevin Carter mantığıyla hareket etmek değil, toplumun fotoğrafını çektiniz ama peşini bırakmayın. Ben bu toplumsal sorunun fotoğrafını çektikten sonra peşini bırakmadım ve şu anda ben 8 çocuğu sokaktan kurtardım. En azından vicdani boyutta da bu beni biraz daha rahatlatıyor. Düşünün koskoca bir Japonya devleti sadece bir kız çocuğunun okuması için bir tren istasyonu açıyor. Mesele yanı başımızda ışıklarda mendil satanlar var, mevsimlik işe giden çocuklar var, biz onların bile kıymetini bilmiyoruz. 

Özellikle Suriye’de yaşanan iç savaştan dolayı ülkemize yoğun bir Suriyeli mülteci göçü oldu. Peki, bu göçten sonra sokakta çalışan çocukların sayısında bir artış oldu mu?

Özellikle mülteci göçünden sonra sokakta çalışan çocukların sayısında hayli bir artış oldu. Zaten bundan öncesinde siz ışıklarda mendil satanları ya da cam silenleri kolay kolay göremezdiniz. Bu İstanbul ve Ankara’da gördüğümüz bir durumdu. Şimdi ise Urfa’da da böyle bir durum ortaya çıktı. 

Bu çocuklarla yakından ilgilendiniz ve sohbet etme imkânı buldunuz. Peki, kendilerine gelecekle ilgili soru sorduğunuzda size en çok verilen cevap neydi?

Sokakta çalışan çocukların çoğu hala okul okuyor. Kendilerine hep yakın çevrenizden kimi örnek alıyorsunuz diye sormuştum. Mesela kebapçıyı örnek alan vardı. Ondan sonra fırıncıyı örnek alan vardı; köfteciyi örnek alan vardı. Neden dediğimde çünkü o daha fazla para kazanıyor diyorlardı. Örneğin Urfa dışında yaşamak isteseydin nerede yaşardın diye sorduğumda İstanbul’da ya Ankara’da ya da İzmir’de diyorlar. Neden diyorum? Çünkü orada çalışma imkânı daha fazla diyorlar. Eğer bu çocuk bu mantıkla hayata bakarsa en fazla okuyacağı, lise 2’dir ya da lise 3’tür. Bunlara mutlaka bir psiko-sosyal desteğin yapılması gerekiyor. Bu psiko-sosyal desteği kim yapabilir? Bu çalışmam ortalama 5 ay sürdü. Cumartesi ve Pazar günleri çalışıyordum ve akşam 17.00’dan sonra ilgileniyordum. Bu çalışmaları ve çocuklarla ilgilenmeyi tek başıma yapıyorum. Emin olun eğer ikna komisyonları ve ekip oluşturulursa bu çocukların sayılarında ciddi bir düşüş olacaktır.



HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER