Detay Üst

Ömer Kaysı’dan çarpıcı açıklamalar

Araştırmacı Gazeteci-Yazar Ömer Kaysı, Yasak olmasına rağmen yüzlerce tarikatın faaliyette olduğunu söyledi.

Ömer Kaysı’dan çarpıcı açıklamalar
  • 17-10-2016 09:18

Röportaj: Mehmet Halhalli

 

Araştırmacı Gazeteci-Yazar Ömer Kaysı günümüzdeki tarikat ve cemaatlerin siyaset ilişkisini Gazetemize değerlendirdi. Cemaat ve tarikatların siyasetin ve politikanın şekillenmesinde oynadığı rolü söyleyen Kaysı, “Bugün tarikatları denetleyen bir kurum yoktur. Çünkü günümüz yasalarına göre tarikatlar yoktur ve yasaktır. Fakat tarikat gerçeğini değiştirmiyor. Günümüzde yüzlerce tarikat faaliyettedir.” dedi.  

 

Sayın Hocam, son günlerde kamuoyu Tarikat- Cemaat- Siyaset ilişkilerini tartışıyor. Özellikle gündemden düşmeyen tasavvuf-tarikat konuları sık sık tartışılmaktadır. Tarikat nedir? Türk kültüründe yeri var mıdır?

 

Tarik, sözcük olarak yol demektir. Tarikat da çoğul, yani yollar demektir. Ancak bizde tekil olarak kullanılmakta ve çoğul yapmak için tarikatlar denmektedir. Istılah olarak tarikatı, tasavvuf biliminin tahsil edildiği kurumlar olarak tanımlayabiliriz.  Bilindiği üzere tarikat erbabı, tasavvufu Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ali aracılığıyla Hz. Peygamber’e bağlamaktadırlar. Ancak, tarikat geleneğinin dışında, dinin birinci dereceden kaynaklarında tarikat ve tasavvuf’a ait hiçbir bilgi ve belge yoktur. Ulemanın temsil ettiği ve yorumladığı İslam’da tasavvuf yer almaz. Çünkü Kur’an zahire göre hüküm verir.

 

Kurumsal olarak uygulama bakımından tasavvufun Hindistan ve eski İran’dan beslendiği bilinmektedir. Ancak halk ulemanın açıkladığı ve yorumladığı İslam’dan çok, tasavvuf ehlinin yorumladığı İslam’ı kendisine daha yakın bulmuş ve onu benimsemiştir.      

 

Anadolu’nun Türkleşmesinde ve İslam’ın yayılmasında tarikatların rolü ne olmuştur?

 

Anadolu’nun Türkleşmesinde tarikatlar birinci derecede rol oynadılar. Horasan erenleri denilen ve sadece İslam’ın veli tipini değil, Orta Asya’daki şaman tipini de temsil eden dervişler, Anadolu’nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında çok önemli rol oynadılar. Rumeli’deki İslamlaşmada da en büyük pay yine tarikatlara aittir. Bu konuda Aşıkpaşazade, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda rol oynayan dört unsurdan söz etmektedir ki, bunlardan birisi Abdalan-ı Rum’dur. Yani Anadolu dervişleri Osmanlı padişahları da dervişleri ve tarikatları himaye etmişler ve onların halk üzerindeki nüfuz ve otoritelerinden istifade etme yoluna gitmişlerdir.

 

Tarikat örgütü nasıl oluşur? Çevresine bir grup insan toplayan her kişi bu oluşuma Tarikat diyebilir mi?

 

Tarikat kurucusu olan kişiler büyük mutasavvıflardır. Daha önce belirttiğim gibi tasavvuf geleneği kendisini Hz. Peygamber’e bağlamaktadır. Tasavvuf bilimini tahsil ettirmeğe yetkili kişiler kendisinden sonraki yetkiliyi ihdas ederler veya açıkça belirtirler. Bunda temel olan tasavvuf biliminde tasarruf yetkisine sahip olmaktır. Babadan oğula geçiş söz konusu değildir. Bazen o da olabilir.

 

Osmanlı döneminde tarikatlar devlet denetiminde olduğu için, tarikat şeyhleri devlet beratıyla atanmışlardır. Kadılar ve Nakibül-eşraflar gerçek şeyhlerle sahtelerini ayırt etmek için görevlendirilmişlerdir. Devletin belirli ölçüleri dışına çıkan tarikatları yasakladığı, tekke ve dergahlarını kapattığı da olmuştur.

 

Bugün tarikatları denetleyen bir kurum yoktur. Çünkü günümüz yasalarına göre tarikatlar yoktur ve yasaktır. Fakat tarikat gerçeğini değiştirmiyor. Günümüzde yüzlerce tarikat faaliyettedir.   

 

Cumhuriyet döneminde dini eğitimin ihmal edilmesinden dolayı halk tarikat ve cemaatlere meyl etmiş, bazı tarikat bezirganları ve sahtekar tipler de halkın bu temayülünü istismar etme yoluna gitmişlerdir. Oysa dinde gösteri yoktur. Tevazu esastır. Halbuki bugün bazı tarikat şeyhleri, Televizyon kameraları önünde zikr etmekte ve şov yapmaktadırlar.

 

 

Tarikatları birer sivil toplum örgütü olarak kabul edebilir miyiz? Günümüz toplumunda Tarikatlar sosyal denge ve ahenge ne gibi etkide bulunmaktadırlar.

 

 

Evet tarikatlar ve cemaatler gerçek anlamda birer sivil toplum kuruluşlarıdır. Temelde tarikatlar ve cemaatler, halkın manevi açlığını gidermek ve insanlara dini daha iyi yaşatmak ve onların ahlaken yüceltmek için vardırlar. Fakat pratikte tarikat ve cemaatler, halkın sosyalleşme ve dayanışma ihtiyacını karşılamakta, hatta bazıları ekonomik alanda faaliyet göstermektedirler. Dolayısıyla tarikatlar ve cemaatler, halkın dini, siyasi, ekonomik ve sosyal alanda kurumlaşmasının bir sonucu olarak görmek gerekir.

Tarikatların Selçuklu, Osmanlı ve Günümüz Türkiye Cumhuriyeti Devleti dönemlerinde, kültürel, bilimsel ve siyasi açılardan ne gibi katkıları olmuştur.

 

Tarikatların geçmişteki kültüre fonksiyonlarının günümüzdekinden daha fazla olduğu kanaatindeyim. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ekonomik alanda faaliyet gösteren esnafın Ahi loncaları şeklinde örgütlendiğini biliyoruz. Örneğin Mevlevi dergahlarında musiki ve şiir eğitimi verildiğine göre; buralar kültür üretim merkezleridir. Yine pehlivan tekkeleri, dönemin okçuluk, atıcılık, binicilik, cirit ve güreş vs. gibi çeşitli spor dallarıyla uğraştıklarıdır. Aslında bu konuları yeterince araştırıldığını söylemek de doğru olmaz. Ancak tarikatların siyasi, sosyal ve kültürel yaşama katkılarının büyük olduğu bir gerçektir.

Cumhuriyet döneminde tekke ve zaviyeler kapatıldığı için, tarikatların faaliyetleri yer altına inerek siyasallaşmış, bu da onların sosyal, ekonomik ve kültürel fonksiyonlarını tamamen başka yönlere itmiştir.

 

Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi Tarikat anlayışında ne gibi benzerlik ve faaliyetler vardır?

 

Osmanlı tarikatları sosyal bir gerçek olarak görüyordu. Tarikat ehline büyük itibar gösterdiği gibi onları denetim altında tutuyordu. Aralarındaki sorunların giderilmesi için gayret sarf ediyor, çeşitli konularda motive edici rollerinden istifade etmeye çalışıyordu.

Cumhuriyet laik reformları yapabilmek için tarikatları yasakladı ve kurumlarını kapattı. Bu ne politik ne de bilimsel bir yaklaşımdı. Çünkü sosyal yapı içerisinde büyük rolü olan bir kurumu yasalarla yasaklamak tarikat olayının ortadan kalkmasını sağlayamazdı. Bu yasaklamayı jakobence bir davranış olarak görmek gerekir. Böylece devlet toplumun önemli bir kesimini karşısına almış oldu. Tek parti rejiminin hüküm sürdüğü dönemde halkın eğilimlerinin dikkate alınmaması belki normaldi. Ancak çok partili demokrasiye geçilince işler değişti. Önemli bir oy potansiyeline sahip bu zümrelere politikacılar daha yumuşak davranmaya başladılar. Bu da tarikat ve cemaatlere fiili bir meşrutiyet sağladı.

 

Sayın Hocam, bütün bunların ışığı altında Aşiret ve Tarikatlar Türkiye’nin siyasi geleceğinde ne gibi bir rol oynayabilir?

 

Sayın Halhalli: Bu sorunuzu bir daha ki söyleşimizde yanıtlamak daha doğru olacaktır. Teşekkür ederim.

 

 


Editör:

HABERE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

En Alt Reklam