Detay Üst

FETÖ Operasyonlarında ilk sıralardayız

Şanlıurfa 15 Temmuzdan bu yana FETÖ operasyonlarının en fazla yapıldığı iller arasında yer alıyor.

FETÖ Operasyonlarında ilk sıralardayız
  • 19-08-2016 10:55

Röportaj Mehmet Kaması

15 Temmuz kanlı darbe girişiminden bu yana yaşanan Hukuki işlemlerin nasıl yürütüldüğünü, gözaltına alınmalar, görevden uzaklaştırılmalar ve açığa alınmalar ile ilgili Şanlıurfa Baro Başkanı Hikmet Delebe ile bir söyleşi gerçekleştirdik. FETÖ terör örgütüne yönelik başlatılan operasyonlar ve ilan edilen OHAL’in insan temel hak ve özgürlüklerini nasıl etkileyeceği ile ilgili önemli bilgiler verdi. Delebe, Türkiye’de görevden almalar ve tutuklamalardan dolayı hukukun tekrardan rayına oturması için en iki yıl gerektiğini söyledi.

15 Temmuz darbe girişimini nasıl yorumluyorsunuz?

15 Temmuz 2016 akşamı bir darbe teşebbüsü gerçekleşti, aslında bu sadece iktidarı devirme teşebbüsü değildi. Toplumun bütün kesimine gerçekleşmiş bir darbe teşebbüsüydü. Fakat halkın birlikte karşı çıkmasıyla bu darbe girişimi engellendi. Sonrasında ise gözaltılar operasyonlar, tutuklamalar, oldu. Bu operasyonlarla Türkiye geneli 90 bin civarı kamu personeli açığa alındı, 20 bin civarında ise şüpheli olarak tutuklandı.

20 Temmuzda ise OHAL ilan edildi. Bununla ilgili 667, 668, 669, 670 ve 671 sayılı kanunla Kanun Hükmünde Kararname çıkarıldı. Resmi gazetede yayınlandıktan sonra yürürlüğe girdi. Bu kararname ile toplu tutuklamada 4 gün olan gözaltı süresi 30 güne çıkarıldı. Diğer yandan avukat kimsenin olmadığı yerde sanıkla gizli görüşebiliyorken, şimdi bu 5 günde 1 defa olacak şekilde düzenlendi. OHAL bölgemize çok da uzak olan bir durum değildir. Bundan önce de bölgemizin birçok yerinde OHAL vardı. Bu OHAL ile birlikte bazı temel hak ve özgürlüklerde sınırlamalar getirildi. Oysa OHAL halkın özüne, özgürlüklerine dokunmamalı, demokratik kazanımları da bertaraf etmemelidir.

OHAL durumunu ilan edildiği gece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ının 'halkın özgürlüğüne hiçbir şekilde kısıtlama getirilmeyecektir' dedi. Ancak sizin söylemlerinize göre halkın özgürlüğüne kısıtlama getirilmiştir. Bunu biraz açıklar mısınız?

Tabi hükümet yetkilileri tarafından bu OHAL durumun sınırlı olduğunu halkımıza hiçbir zarar gelmeyeceğini açıkladılar. Fakat şimdiye kadar gözaltına alınan 100 bin civarında kişi var, 20 bin civarında ise tutuklu var. STK’lar, hukukçular, barolar ve insan hakları örgütleri de süreci yakından takip ediyor. Bizler de diğer barolar gibi darbeye karşı duruşumuzu daha ilk günden ortaya koyduk. Fakat şunun da altını çizdik, darbecilerle en etkili şekilde mücadele edilmelidir. Ancak yaşla kuruyu ayırt etmek gereklidir. Özellikle basit ihbarlarla insanlar mağdur ediliyor. Özellikle kamu kurumlarında memurlar birbirini ihbar etmede adeta yarışa girmişlerdir. Bundan dolayı bütün kurumlarda gözaltılar yaşanıyor. Urfa da bu operasyonların başında gelen illerdendir.

En çok operasyonlar Urfa’da olduğunu söylediniz. Ama başka illere baktığımızda cemaat üyelerinin daha fazla olduğunu görüyoruz. Neden oralarda fazla operasyonlar yapılmıyor Urfa’ya göre?

Artık bu operasyonlar ne şekilde yürütülüyor bilemiyoruz bu devletin istihbarat raporlarına dayanıyor. Fakat çevre illere göre Urfa’da daha çok operasyonların olduğunu görüyoruz. Örneğin Urfa’da tutuklanan hâkim ve savcılar kadar diğer illerde tutuklanmadı. Bu operasyonlar Urfa Barosuna da sıçradı, 10 avukat hakkında gözaltı kararı çıkarıldı, bunlardan 5’i gözaltına alındı. Mahkemeye çıkarılan 5 avukattan 3’ü tutuklandı.  Bunun dışında Türkiye’de 38 bin mahkûmu etkileyecek olan bir iyileştirme politikası söz konusu oldu. Mahkûmun tahliye edilmesine yönelik bir düzenleme oldu. Bu kararla cezası belli bir süre kalan mahkûmlar tahliye olacak. Şu anda Türkiye’de 180 bin civarında mahkûm bulunuyor, bu düzenlemeyle tahliye yolları açıldı.

Tahliye olacak bu mahkûmlar toplumun düzenini nasıl etkiler? Vatandaş buna nasıl bir tepki gösterir?

Bu tahliye dar kapsamlı görünüyor, dolayısıyla siyasi mahkûmlar bu haktan faydalanamayacaklar. Kasten adan öldürme, kasten eş, akraba ve kendine dönük kendini savunamayacak kişileri yaralama suçları, uyuşturucu ticareti imalı, cinsel suçlar, siyasi bütün suçlar bu uygulamanın dışında kalıyor. Bundan daha çok hırsızlık, gasp, dolandırıcılık gibi basit suçlar bu uygulamanın içinde yer alıyor. Fakat eleştirmek gereken durum kendi siyasi görüşünü ifade etmek istemesi sonucu cezaevinde olan biri için bu uygulama geçerli değil, hırsızlık gibi yüz kızartıcı suç işleyenler bundan faydalanıyor. Bu mantıkla hazırlanmış bir uygulama değildir. KHK’nın başka bir kararı ise 1 Temmuz 2016 tarihine kadar işlenen suçlar için bu iyileştirme söz konusu zaten darbe girişimi failleri hem kapsam bakımında hem de tarih açısında bundan faydalanamıyor. Toplumda ne kadar af olarak algılanırsa da bu bir af değildir, cezaevi güvenlik tedbirleri infazı hakkında kanuna eklenen birinci maddeyle ilgili bir iyileştirmedir.

Tutuklananlar, gözaltılar sizce hukuk çerçevesinde mi yapılıyor?

Şüphelilerin içinde bulunduğu koşullar iyi değildir. Neticede baromuza da intikal eden bilgiler var. 250 şüpheli aynı ortamda yatıp kalkıyor. İhtiyaçları oldukça kısıtlı, kıyafet değiştirme konusunda ciddi anlamda problemler var. Yine aileler bu süreçte görüştürülmüyor, bu bakımdan soruşturma ne kadar yasal olsa da şüpheliler bakımından da psikolojik mağduriyetler yaşanıyor. Urfa adliyesinde duruşma devam ettiği sırada gözaltına alınan hâkimler oldu. Bu da herhalde Türkiye’de benzeri bir durumun daha yaşanmamış olduğu durumdur. Gözaltına alınanlar hangi suçla alındığı açıklanmalıdır.

Baroda da meslektaşlarımız darbe girişimi şüphelilerine avukatlık yapmak istemiyorlar. Çünkü operasyonların kendilerine dönmesinden korkuyorlar. Hal böyle olunca avukat azlığı nedeniyle bazen adliyelerde saatlerce avukat beklemek zorunda kalıyorlar.

Avukatların çekilme sonucu avukat bulamayanlar nasıl bir hukuk süreci içerisinden geçiyor?

Bununla ilgili sıkıntı görüldü, hükümet de buna göre bir kararname yayınladı. Bir soruşturma dosyasında avukat müdafiliği yaptığı 10 kişinin ücretini alabiliyordu. Yapılan bu düzenleme ile kaç kişinin soruşturmasına katılıyorsa 10 kişiden fazla da ücret alabilecek. Biz bunu mesaj olarak da meslektaşlarımıza ilettik. Hiçbir avukat istemese de barolar birliği tarafından görevlendirilecek.

Peki, gözaltına alınanlar, tutuklananlar, ileri günlerde süreci nasıl etkiler?

Bu operasyonlarla birçok kurumda kadro boşluğu oluştu. Milli Eğitim Bakanlığı da bu boşluğa çare buldu. Ekim ayında öğretmen ataması yapılacak. Adliyede ise stajyer hâkimlerle bu boşluk doldurulacak. Bunun sonucunda tecrübesiz hâkimler kuruma getirilecek.

Bu operasyonlar kurumun, hukukun yanında vatandaşı da etkileyecek mi?

Bu süreç doğrudan vatandaşı da etkileyecek, boşanma davası olan bir kadın belki yıllarca dosyasının sürememede kalmasını üzülerek izleyecek. Yani 2 yıla kadar bu durum ancak normalleşir.

Geçtiğimiz günlerde Ankara’ya gittiniz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatlara mesajı neydi?

Tabi biz bombalanan TBMM’ye bir geçmiş olsun ziyaretinde bulunduk. Bu ziyarete 70 kadar baro başkanı katıldı. 16 Ağustos’ta Cumhurbaşkanlığı sarayına da bir ziyarette bulunduk. Orada FETÖ’cüler le sonuna kadar mücadele edileceği açıklandı. Ancak bu tamamen yasal zeminde yürütülmeli. Eğer bu yasal olmazsa FETÖ’cüler mağduriyetleri kendi lehine çevirecekler. Yani bu ziyaretin amacı süreçte yaşanan sıkıntıların dile getirilmesi bu sıkıntıların giderilmesi içindi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ının tutuklamalar ve gözaltılar La ilgili barolara verdiği mesaj neydi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan orada bu soruşturmanın hukuki bir çerçevede yürütüleceğini, bunun için baroların bir kaygısı olmaması mesajını verdi. Daha sonra cumhurbaşkanı bürokrasisi, adalet bakanlığı bir toplantı gerçekleştirdi, bu toplantıda yaşanılan sıkındılar masaya yatırıldı.

Bu toplantıda barolar birliğinin söylediği sıkıntıların aşılacağı ile ilgili bir mesaj verdi mi?

Bu konuda Adalet Bakanlığı ile Türkiye Barolar Birliği arasında koordinasyon kurulu kurulacak. Sayın cumhurbaşkanı da buna destek verdi. Umarız ileriki günlerde bu kurul meyvelerini verir. Süreçte yaşanan sıkıntılar da giderilmiş olur.

Biraz da bölge sorunlarına değinelim, yaşanılan darbe girişimi çözüm sürecini nasıl etkiledi? İki polisin Ceylanpınar’da öldürülmesiyle ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Darbe gerçekleşseydi hukuk askıya alınacaktı. Bu nedenle parlamentodaki 4 siyasi parti ve diğer partiler birleşti. Bu birleşme Türkiye’nin sorunları çözmede de büyük bir fırsat olarak kullanılabilir. Ancak Türkiye’nin en büyük sorunlardan birisi Kürt sorunudur. Çözüm sürecine çok büyük bir destek vardı ancak Suruç patlaması ve Ceylanpınar’da iki polisin vurulmasıyla bu süreç sona erdi. Şimdi ise toplum birleşmişken çözüm süreci tekrar getirilerek bu fırsat değerlendirilebilir. Bu konuda siyasi iktidarın kucaklayıcı olması gerekir. Bir siyasi partinin dışlanması bu sürece katkı sunmaz.

2 gün önce Özgür Gündem gazetesi kapatıldı, Anayasaya göre ise basın hürdür, sansür edilemez, basın faaliyetleri engellenemez. Ancak bir gazetenin kapatılması bir darbedir. KHK içinde nasıl ki temel hakları askıya almıyorsanız basın da bir temel haktır. Türkiye ancak demokratikleşerek bu darbe sürecini yenebilir. Yoksa yasaklarla darbe teşebbüsü atlatılamaz.

Çözüm sürecinin tekrar gelmesi mümkün mü?

Çözümü bitiren iki polis cinayeti ile ilgili başından beri barolar birliği olarak burada bir şaibe olduğunu söyledik. Bu dava Urfa Ağır Ceza Mahkemesinde gerçekleşiyor ve bu dosyada pek çok çelişki var. Yani bununla ilgili kirli bir planın olduğu açıktır. Toplumda da bunun karanlık bir güç tarafından yapıldığı biliniyor. Bunun iki tarafı da zarar gördü. Hem Kandil’e hem de siyasi iktidara ciddi anlamda zarar verdi. Bununla ilgili delillerin çok dikkatli incelenmesi gerekir. Bunun bir tuzak olduğunu ortaya çıkarıldığında da kamuoyu bunlara ikna edilmeli.

Osman Baydemir bu konunun araştırılması için TBMM’ye önerge verdi ama Ak Parti ve MHP tarafından reddedildi. Bu konuda iktidar partisi ve MHP ne kadar samimidir?

Tabi bir milletvekili bir önerge meclise sunuyorsa bütün partiler siyasi yanlarını bir kenara bırakarak bu işin üzerine gitmelidir. Çünkü bu Türkiye için çok ciddi bir anlamda bir dönüm noktası teşkil edilebilirdi. Burada Ak Parti ve MHP’nin bu davranışı büyük bir çelişkidir. Bu sürecin sağduyuyla sonlanmasını umuyoruz, darbe soruşturmasının hukuki zeminde kalmasını umuyoruz, bu OHAL’den sonra ileriki günlerde her şeyin normalleşmesini umuyoruz. Bu durumda halkımızı sağduyulu davranmasını istiyorum.

Toplumda bir uzlaşma olduğu gibi siyasi partilerde uzlaşma olmadı, HDP dışlandı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

 

Ben bunu bütünlükçü bir davranış olarak görmüyorum. Mecliste bulunsun ya da bulunmasın bütün partiler bu sürece dâhil edilmelidir. Türkiye halkı aynı kaderi paylaşıyorsa HDP’yi dışlamak son derece yanlış bir tutumdur. Bu sadece kutuplaştırmayı ve ayrışmayı beraberinde getirir. Bunun sonucunda toplum da ayrışmaya doğru gider.


Editör:

HABERE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

En Alt Reklam